15. Eskişehir Film Festivali’nde Fırtına Gibi Bir Üç Gün: 7-8-9 Mayıs 2013

Ebru Çavdarlı Eskişehir Film Festivali izlenimlerini aktarmaya devam ediyor....

Havalar ısındı, festival ortamı şenlendi ve beklenen üç gün yaşandı bitti. Neden beklenen üç gün, çünkü konuklar Derviş Zaim, Reha Erdem ve Onur Ünlü.

7 Mayıs benim için Derviş Zaim’in yönettiği belgesel olan “Devir” ile başladı. Filmlerinde her zaman geleneksel sanatlardan beslenen yönetmen bu belgeselinde Burdur’un Hasanpaşa köyünde düzenlenen geleneksel çoban yarışmasını anlatıyor.  Köyde bulunan doğal kırmızı renkli taşlarla koyunlar boyanmakta ve çoban sürüsüyle birlikte durmaksızın su birinkitisini geçmeye çalışmaktadır. Derviş Zaim belgeseliyle ilgili söyleşide ilk önce köye gittiklerini ve yarışmayı kameraya aldığını, yarışma sonuçları açıklandıktan sonra senaryosunu yazdığını belirtti. Gerçek bir yarışma ve sonuçlarına göre senaryosunun şekillendiğini, filmi çekerken yazmaya devam ettiğini ve geri kalan hikayenin kurmaca olduğunu dile getirirken, oyuncularını da bu yarışmanın sonuçlarında dereceye giren ve giremeyen bazı kişilerden seçtiğini ekledi. Ayrıca son filmi “Balık”ın şu an post-prodüksiyon aşamasında olduğunu da öğrenmiş olduk.

Devir’in hemen ardından Dünya Sineması’nın Genç Yıldızları bölümünde yer alan Türkçe’ye Neredesin Süpermen? adıyla çevrilmiş “Bekas”ı izleme şansı bulduk. Benim için festivalde izlediğim filmler içerisinde, festivalin bombası bu film oldu. Filmin yönetmeni 1990’lı yıllarda Saddam teröründen kaçarak İsveç’e sığınmış Kürt bir ailenin çocuğu olan Karzan Kader. Filmin hikayesi tam bir çocuk hayali. Irak’a Süpermen filmi gelir ve iki kardeş Amerika’ya gidip Süpermen’i bulup yardım isteyecektir. Eğlenceli ama aynı zamanda çok da etkileyici bir film olan Bekas hakkında daha detaylı bir yazı önümüzdeki günlerde gelecektir. 3 Mayıs günü vizyona giren Bekas’ı mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Bir sonraki güne geldiğimizde ise Türk Sineması bölümünde yer alan ve en fazla beklenen filmlerden olan “Jin”i sonunda izleyebildik. Reha Erdem’in yönettiği film gerilla kuvvetlerinden ayrılıp aynı zamanda diğer güçlerden de kaçan, hiç bilmediği yerlere gitmek isteyen 17 yaşındaki Jin’i anlatıyor. Önce kendi düşüncelerime kısacık değinecek olursam Jin çok başarılı bir sinematografiye sahip. Filmin özellikle ilk yarım saatinde çok başarılı bir ses kurgusu ve sinematografiyle karşılaşıyorsunuz. Fakat benim için Jin’in dağlardan kasabaya indikten sonrası filme büyük darbe vuruyor. Her ne kadar Reha Erdem filmini bir masal olarak nitelendirmenizi söylese de değindiği noktalardaki abartı sizi filmden koparabiliyor. Filmde hemen hemen herkesin dikkatini çeken ve eleştirdiği bir nokta vardı ki o da Jin’in kürtçeyi düzgün konuşamıyor olması. Film ardından gerçekleşen söyleşi de seyircilerden şu soru yönetmene hemen yöneltiliyor.

“Jin eğitimsiz biri olarak karşımıza çıktı filmde, hâlbuki PKK’ye katılan örgütlü kişilerin Kürtlerin eğitimli kesiminden çıktığı biliniyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?”

Reha Erdem: “Gerçekten de PKK içindeki kadınların yeri ve eğitimi çok başka. Bunları biliyorum. Ama bu bir bilgi. Film buralarda değil, böyle olması hiç öngörülmedi ve düşünülmedi. Böyle okunmasını da reddediyorum. Bu bir belgesel değil, bir masal. Kahraman istemiyoruz artık, başımıza ne geldiyse kahramanlar yüzünden geldi. Kısacası Jin figürünün bana sorarsanız beni ilgilendiren tarafı şu; az eğitimli olabilir, yanlışları olabilir, Kürtçesi bozuk olabilir ama bence inancı sağlam. Bir insana yardım etmek çok kolaydır, bugün hepimiz yaralı birini görsek çok sevmesek de yardım ederiz ama birini yardım etmek için öldürmek yüksek bir inanç gerektirir. İşte biz onlara gerilla diyoruz. Benim için Jin bir gerilla.”
reha
Ve son olarak Reha Erdem asıl filminin tarafsız olduğu söylenirse büyük bir eleştiri olarak göreceğini söyleyerek söyleşiyi şu cümlesiyle tamamlıyor ” Bu tarafsız bir film değildi. Jin’in tarafını tutuyordu”

8 Mayıs akşamı Eskişehir Peyote’de bir de festival partisi gerçekleşti. Tabu filminin başrol oyuncu Ana Moreira dj set çalarken, Ethnique Punch (Ali Eksan) da performansını sergiledi.
ana mor
Ve gelelim 9 Mayıs gününe. Festivali yerinden oynatan bir gün oldu desem abartmış olmam heralde. 12:00 seansında Onur Ünlü’nün Sen Aydınlatırsın Geceyi filmi vardı ve biletler sabah erken saatlerde bittiği için hafif gergin bir ortam yaşandı. Ekibin tek seans gösterime izin vermesi Onur Ünlü hayranlarını üzmüş olsa da mayıs sonunda Eskişehir’de tekrar gösterim düzenleyeceklerini belirtmek gerek. Akhisar’da yaşayan, hala o şiveleriyle konuşan ama herbirinin doğaüstü yetenekleri olan insanların çok samimi anlatıldığı siyah-beyaz bir film izledik. Ve heralde Ünlü’nün şu ana dek yaptığı en iyi filmi bu oldu. Müzikleriyle ve özellikle açılış sahnesiyle herkesi çok etkileyen gökyüzünde iki güneşi, üç dolunayı olan bu film hakkında ekip neler söylemiş onlarada bir değinelim.

Onur Ünlü:

Siyah beyaz film çekmeye kolay kolay cesaret edilmez, çünkü ticari olarak bir çöptür siyah- beyaz film. Filmi çekip bitirdikten sonra bir sebepten dolayı dağıtımcı baskısından şundan bundan dolayı filmi renklendirmek zorunda kalabilirdik, hesaplanmamış şeylerden dolayı baskı altında olabilirdik. Onun için bazı sahneleri Couleur Collection ile düzeltilemeyecek şekilde çektik, filmi bizim dışımızda bir sebepten dolayı renklendirmeyelim diye. Ve ışıkları siyah-beyaza göre ayarladık. Birde siyah-beyaz çekince nasıl oldu da şimdiye kadar çekmedim diyorsun.
onur unlu
Ben zaman ve mekân koşunda bir belirsizlik olsun istedim filmde. Bir kasaba, kasabadaki bir insanın kedisine daha yakın olacağını düşündüm. Daha içe kapalı olması ve kendisi ile ilgili olması konusunda şehirdeki gürültü kadar gürültü olmayacaktı. Kasabada daha tatlı bir yalnızlık duygusu çıkabilecekti. Taşralı ve kasabalı olmakla ilgilenmiyor film sadece insan olmakla ilgileniyor.

Filmde oynadığınız Cemal karakteri Leyla ile Mecnun dizisindeki Mecnun karakterine benzemiyor mu?

Ali Atay: Ben beden olarak ordayım ve anladığım şeyi oynamaya çalışıyorum. Bilmiyorum, Cemal ne kadar Mecnun, Mecnun ne kadar Cemal… Sonuçta ortada ben varım. İçinde Mecnun olacak tabi çünkü mecnun benim.

Serkan Keskin: 3 yıldır beraber çalışıyoruz ama öncesinden de tanışıyoruz.  Biz diziyi bitirdik, diziyi bitirdikten bir hafta sonra sete başladık. Film içinde işleniyorsa bizim yaptığımız bir şey tabi ki İsmail’e benzeyecektir, Mecnun’a benzeyecektir. Çünkü zaten Ali’nin dediği gibi biz oynuyoruz onları.

Seyircilerden Muhsin Ünlü konusuna değinenler olduğunda Onur Ünlü pek bu konunun konuşulmasını istemedi fakat şu sorudan da kaçamadı:

Artık şiir yazmıyosunuz ve bu filminiz şiire daha yakındı. Acaba yazmadığınız şiirleri film olarak mı yansıtıyorsunuz?

Onur Ünlü: Başka bir hale getiremediğin de bir şeyi o film olur. Hikâye yazarak bir şeyi anlatabiliyorsan Onun filmini yapmana gerek yoktur çünkü o hikâye olarak var zaten. Şiir yazıyorsan şiir olarak var, başka bir şey anlatma biçimi şansı bulamadığında ancak bir film yapmalısın. Sinema ile şiir yazmaya kalmıyorum. İkisi farklı formlar.

Bugün festival artık sona eriyor. Son üç günün değerlendirmesi de birkaç gün içinde sizlerle olur. Unutmadan bugün festivalin kapanış konseri “Oticons Ensemble” Anadolu Üniversitesi Atatürk Kültür ve Sanat Merkezi’nde.

kategori:
haber

ilgili