2018’in En Kötü Filmleri

Sinema dünyası 2018'de gişede batan, eleştirmenlerce yerin dibine batırılan filmlere de sahne oldu.

Bir filme kötü diyebilmek için farklı parametrelere bakılması gerekiyor. Her yıl binlerce film çekiliyor ve bir çoğu gösterim şansı bile bulamıyor. 2018’in En Kötü Filmleri listesini hazırlarken, büyük tantanayla tanıtımı yapılan ve uluslararası gösterime sokulan filmleri dikkate aldık. Netflix’in büyük prodüksiyonlarının da listede yer alması platform için uzun vadede tehlike işareti olarak yorumlanabilir.

The 15:17 to Paris

Yılın en beklenilmeyen başarısızlığı Clint Eastwood’dan geldi. Bir terörist saldırıyı engelleyen üç amerikan askerinin öyküsünün başrollerini, olayın gerçek hayattaki kahramanlarına vererek büyük risk aldı ve sonuçta başarısız oldu. Oyuncuların tüm iyi niyetli çabalarına rağmen, senaryo da kendilerine pek yardımcı olmayınca film haklı olarak kötü eleştirilerle karşılaştı.

Proud Mary

Elinizde fena olmayan bir senaryo ve Taraji P. Henson gibi formda bir oyuncu bulunmasına rağmen, bir filmi batırabilir misiniz? Görünüşe bakılırsa evet. İran asıllı yönetmen Babak Najafi, kurgu, kamera ve oyuncuların geri kalanını yönetmekteki beceriksizliği ile filmin hem gişede batmasına, hem de eleştirmenlerce yerden yere vurulmasına neden oldu. Film, sinema derslerinde yönetmenliğin kötü örneği olarak gösterilebilir.

Sherlock Gnomes

Yılın en kötü animasyonlarından biri “Oyuncakların hikayesi tuttu, hadi bahçe süslerinden de Sherlock Holmes öyküsü çıkaralım” diyen bir yapımcıya kimse “Dur ne yapıyorsun?” diyemeyince ortaya çıktı. Güçlü seslendirme kadrosuna rağmen 2011’de ortalama eleştiriler alan Gnemeo ve Juliet’in bile yanına yaklaşamadı. Sinemada “bahçe süsleri evrenine” büyük bir ihtimalle bu filmle elveda dedik.

Insidious: The Last Key

Yapımcılar bazen bir seriyi tadında bırakmayı bilmeliler veya ellerine iyi bir devam senaryosu gelmeden “Hadi yeni bölümü çekelim” dememeliler. Durmadan ertelenmesinden dolayı bu devam filmini ne yönetmenin ne oyuncuların ne de geri kalan ekibin istemediği çok belliydi. Niye çekildiği belli olmayan film buna rağmen iyi gişe yaptı denebilir. Bu gişeye rağmen hala bir devam filmi yapılıp yapılmayacağı düşünülüyor. Filmin ne kadar kötü olduğunu seyretmeden bile sadece bu bilgiyle anlayabilirsiniz.

Death Wish

Bruce Willis’in giderek dibe batan oyunculuğu bir yana 1974 tarihli Charles Bronson klasiğinin yeniden çevrimi orijinal öyküye bile sadık kalamadı. Filmin intikamını kendi elleriyle alan bir babanın öyküsü olması, ABD’de silah tartışmaları durmadan yeni katliamlarla gündeme gelirken, yapımcıların filmi inatla çekmek istemesi de ayrı bir ahmaklık. Filmin orijinali 4 devam bölümüyle sürerken, yeniden çevriminin birinci bölümde tıkandığını söyleyebiliriz.

The Cloverfield Paradox

Eğer filminize yüzde yüz güvenmiyorsanız, ABD’nin en çok seyredilen maçının, Superbowl’un devre arasına reklam verip, maçtan hemen sonra da yayına sürmeyin. Netflix bu dersi biraz acı bir şekilde aldı. Filmin bütün heyecanının altta izleyeceğiniz fragmanda özetleniyor olması ve senaristlerin öyküyü karman çorman etmesi filmi ismi gibi paradoksa çevirdi.

Winchester

Elinde ustaların ustası bir oyuncu, her yönüyle ilginç bir gerçek hikaye var. Predestination gibi iyi bir filmle takdirleri toplamışsın, tarihi öyküsü ve dekoruyla zaten insanları korkutmaya ilk dakikadan başlama şansın var. Ne kötü gidebilir ki? Spierig Kardeşler şu anda kendilerine devamlı aynı soruyu soruyorlar sanırız. Bu kadar iyi bir öyküyü sadece arada bir şok sahneler çekip seyirciyi korkutmaya çalışmakla heba ederseniz, bir-iki film daha çekersiniz ama gelecekte çekecek iyi senaryo bulamazsınız.

Fifty Shades Freed

Belli bir seyirci grubunun farklı nedenlerle iyi bulduğu seriler sinema tarihi boyunca var oldu. Ama Fifty Shades Freed, serinin hayranlarının bile pek iyi karşılamadığı bir devam filmi haline geldi. Eleştirmenler filmi yerin dibine sokarken, çok sahip çıkan da olmadı. Hemen hemen bütün eleştirilerde tek yıldızı zor aldı. Fifty Shades serisi de bu filmle bitmiş gibi görünüyor.

A Wrinkle in Time

Ava DuVernay, 1962 tarihli Madeleine L’Engle klasiğini sinemaya aktarırken elini korkak alıştırmadı. Storm Reid, Reese Witherspoon ve belki de gelecek dönem ABD başkan adayı olarak göreceğimiz Oprah Winfrey’in oyunculukları filme alınması zor öyküyü kurtarmaya yetmedi. Özellikle karışık kurgusu filmin ana hedef kitlesi genç izleyiciye konsantrasyon sorunları yaşattı. Yılı yine rekorlarla kapatan Disney için yılın önemli hayal kırıklıklarından biri haline geldi.

The Outsider

Jared Leto’nun bir iyi, bir kötü film grafiği sürüyor. Netflix yetenekli oyuncuya kötü bir filminden sonra rol vermeliydi. Eleştirmenlerin büyük bir bölümü “Son yılların en kötü seçilmiş ve oynanmış karakteri” yorumunu yaparken çok da haksız değillerdi. Bir beyaz amerikalı askerin Yakuza’ya girebileceğine senarist, yönetmen ve yapımcıların kendileri de inanmamış ki, film boyunca seyirciyi buna ikna etmek için uğraşmışlar.

Show Dogs

Yılın tartışmasız en kötü filmlerinden biri, büyük bir ihtimalle ancak bizim yerli TV’lerin haftasonu süre doldurmak için kiloyla aldıkları yapımlardan biri olacak. Son yıllarda özellikle seslendirdiği karakterlerle başarıdan başarıya koşan Will Arnett’e yazık olmuş.

The Week Of…

Adam Sandler’ın her yıla bir kötü film serisi sürüyor. Bu sefer büyük bir anlaşma imzaladığı Netflix’i ve Chris Rock’ı da ikna etmiş maalesef. 2 saatlik film, bu süre boyunca izleyenleri güldürmeye çalışıyor ama bir kez bile başaramıyor.

Future World

James Franco’nun aklına her gelen filmi çekmesi ve önüne gelen her senaryoyu oynaması, bir türlü istikrarlı bir grafik yakalayamamasına neden oluyor. Arkasından Lucy Liu, Snoop Dogg, Milla Jovovich ve Method Man’i de çöle sürükleyerek çok kötü bir Mad Max kopyası çekebilmiş.

Gringo

Yılın en ağır batan filmlerinin arasında David Oyelowo, Charlize Theron ve Amanda Seyfried gibi güçlü kadrosuna rağmen Gringo geliyor. Dublörlükten sonra yönetmenliğe geçen Nash Edgerton önemli yıldızları filminde oynamaya ikna etmiş ama kendisini yönetmen olduğuna ikna edememiş gibi duruyor. En azından aksiyon sahnelerinin iyi olmasını bekleyenler de eli boş döndü. Filmin dünya hasılatı 11 milyon dolar gibi minimum bir düzeyde kaldı.

Gotti

John Travolta, hayatımın rolü dediği bir filmi yönetmesi için niye Entourage’daki Eric rolüyle tanıdığımız Kevin Connolly’ye güvendi bilinmez. Ama o dizide bile rol icabı da olsa Escobar’ın öyküsünü batıran bir ismin bu sonuca ulaşacağı belli gibiydi. Özellikle birçok olayı, karman çorman bir şekilde çok kısa süreler içinde anlatmaya çalışan senaryosuyla Travolta’nın iyi performansına da yazık edilmiş.

The Predator

80’lerin korku aksiyon klasiğinin Kiss Kiss Bang Bang ve Iron Man 3 gibi filmlerin yönetmeni Shane Black tarafından ele alınması serinin hayranlarını heyecanlandırmıştı. Sadece hayranlar değil, filmde oynayan, yazan, çeken herkes The Predator’ı unutmak ve hayatlarına devam etmek durumunda… Yılın en büyük felaketlerinden biri… Eğer izlemediyseniz, aşağıdaki fragmanı izleyip siz de unutun…

The Nutcracker and the Four Realms

Yılın en büyük bütçeli ve beklentileri karşılayamayan filmi The Nutcracker and the Four Realms oldu. Mükemmel görüntü yönetmenliği ve sanat yönetimine rağmen masalın çocuklardan çok yetişkinlere hitap ettiğini anlayamayan Disney’in bu yılki büyük hatalarından biri oldu.

Robin Hood

İngiliz oyuncular ve yönetmenler dünyayı kendine hayran bırakırken, İngiliz kültürüne ait efsaneler her yıl batmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Guy Ritchie’nin King Arthur’u batarken, bu yıl da Robin Hood aynı kaderi paylaştı. Taron Egerton, Jamie Foxx, yönetmen Otto Bathurst’un elinde alıştığımız iyi performanslarını gösteremediler. Aslında film bir komedi olarak tanıtılsa iş yapar gibiydi…

Fantastic Beasts: The Crimes of Grindelwald

Yılın en kötü film listesine girmesi tabi ki tartışılır ama “Yılın beklentileri karşılayamayan filmi” sıralamasında ilk sırada gelecektir. Bu kadar iyi kadro ve herkesin sevdiği bir evrene rağmen film izleyenlerde olmamış hissini yarattı. Öyküyü eskisi gibi akıcı bir şekilde ileriye taşıyamayan J.K. Rowling’e yönelik eleştiriler çok.

Life Itself

Yılın en büyük bütçeli romantik dramalarından biri de Life Itself’ti. Artık TV’lere taşınan ve sinemada iyi örneklerini göremediğimiz bu türde, niye iddialı bir film yapıldı bilinmez. Filmin öyküsü tek sezonluk bir mini dizi olarak ele alınsaydı çok daha iyi olurdu. Dan Fogelman, Olivia Wilde, Oscar Isaac, Annette Bening ve Antonio Banderas’lı kadroya rağmen filmi eline yüzüne bulaştırdı.

kategori:
seçki

ilgili