34. İstanbul Film Festivali: Altın Lale Uluslararası Yarışma

Haktan Kaan İçel, İstanbul Film Festivali'nde yarışma filmleri için kısa bir değerlendirme kaleme aldı......

Her sene dünyanın dört bir tarafından ilginç filmlerin yarıştığı İstanbul Film Festivali Altın Lale yarışmasında bu sene jüri başkanlığını Rolf De Heer üstleniyor. Diğer jüri üyeleri ise Bence Fliegauf, Cedomir Kolar, George Ovashvili ve Türk oyuncu Melisa Sözen’den oluşuyor.

Dilerseniz yarışma filmlerine bir göz atalım.

REALITE – GERÇEKLİK

“Wrong Cops” ve “Rubber” gibi hayal gücü yüksek trash filmlerin yönetmeni Quentin Depieux’un son filmi “Realite”, tür olarak fantastik bir komedi olarak adlandırılabilir. Yönetmenin ifadesinden gidersek, ilk defa bir filmini beğendiğini itiraf ediyor. Korku filmi çekmesi için 48 saat içinde mükemmel çığlığı bulması gereken bir yönetmenin hikayesini anlatırken, açıkçası son derece ilgi çekici bir konuyla seyirciyi avucunun içine alabilir. Bu yılın İzleyici Ödülü’nün en büyük adaylarından biri gibi gözüküyor.

NEDEN TARKOVSKİ OLAMIYORUM?

Murat Düzgünoğlu’nun yönetmenliğini üstlendiği “Neden Tarkovski Olamıyorum” adından da anlaşılacağı üzere bir sanat filmi çekememe filmi olarak dikkat çekiyor. Geçtiğimiz yılın gözde konseptlerinden biri olan oyuncu, yönetmen konulu filmlerden biri de bu filmdi. Katıldığı Adana ve Antalya film festivallerinde irili ufaklı ödüller alsa da, tam olarak kimseye yaranamamıştı. Türkiye’de vizyon da gören film, bu sefer de İstanbul Film Festivali’nde seyircisiyle buluşacak. Yarışmanın tek Türk temsilcisi olarak dikkat çekiyor.

HASRET – YEARNING

Yarışmanın tek Türk filmi desem de, Türkiye’de film çekmeye alışmış bir yönetmen olan Ben Hopkins’e yabancı olmadığımızı söyleyebiliriz. Özellikle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film ödülü alan “Pazar: Bir Ticaret Masalı” ile tanınan Ben Hopkins, bu sefer kamerasını İstanbul’a çeviriyor. Özellikle bu yeni filminde İstanbul’un değişen dokusuna dikkat çekmeye çalışıyor. Özellikle yıkılan ve değiştirilmeye çalışan yapılar üzerinden İstanbul profili çıkartıyor.

ALTIN ÇAĞ – GOLDEN ERA

Venedik Film Festivali’nin kapanış filmi ve geçtiğimiz senenin Hong Kong adına Oscar aday adayı olan Altın Çağ, günümüzde sayısı artmaya çaşlayan ama yine de az sayılabilecek kadın yönetmenlerden biri olan Ann Hui tarafından kotarılmış. Özellikle üç saatlik uzun süresiyle ve rakiplerine kıstasla durağan görüntüleriyle Çin’in çalkantılı 1930’lu yıllarını çarpıcı bir şekilde anlatmaya çalışıyor. Bu senenin güçlü adaylarından biri denilebilir.

VAHŞİ YAŞAM – WILD LIFE

Sen Sebastian’dan jüri özel ödülüyle dönen yönetmenliğini  Cedric Kahn’ın yaptığı film, şehir hayatının zorluklarından doğan imkansızlıklara karşı bir arayış hikayesi anlatıyor.  Çocuklarının velayetini kaybeden bir babanın çocuklarını kaçırarak doğa ve vahşi yaşama sığınmasını anlatıyor. Çok öne çıkmayan ama gizli bir keşif olabilir.

TAŞA YAZILMIŞ HATIRALAR – MEMORIES ON STONE

“Kick Off” ile tanınan kürt sinemacı Shawkat Amin Korki, film içinde film çekmeye çalışan insanların hikayelerini çekerek, daha önceki filmlerde de bahsettiğim popüler kokunun tarihle imtihanlı versiyonunu çekmiş gibi görünüyor. Çeşitli sinema forumlarında filmin vasatı aşamadığı rivayetleri olsa da, konu bakımından film çekmeye çalışan insanların hikayesi olması ve muhtemelen yerel oyuncuların, hatta amatör oyuncuların varlığından sempatik bir film olması olası gözüküyor.

ITSI BITSI

“Ateş ve Citroen” ve “Prag” gibi filmlerin yönetmeni Ole Christian Madsen, yeni filminde Mads Mikkelsen’i oynatmayarak açıkçası seyircileri şaşırtmadı dersem yalan olur. Nükleer karşıtı dönemin hippi toplumundan yola çıkıp Danimarka’dan İspanya’ya ve oradan Nepal’e uzanan bir aşk hikayesinin peşinden gidiyor. Son dönem İskandinavya filmlerinin dönem filmleri olması, belli ki ilginin bu tip filmlere kaydığının göstergesi denilebilir. Gösterildiği festivallerde övgüler alan bu film, merak uyandırıcı duruyor.

STAR – ZVEZDA

Birkaç yıl önce Filmekimi’nde seyircilerin karşısına çıkan ve ilk filmi “Rusalka – Deniz Kızı” ile gelecek vaat eden yönetmenler kategorisinde üst sıralara çıkan Ermeni asıllı Rus yönetmen Anna Melikyan daha çok çevre ülke festivallerinde ödül alan bu yeni filminde, kamerasını yine bir kadın karakterlere çeviriyor. Üç kadının kesişen hayatlarını bir külkedisi masalı edasıyla anlatan Star, belli ki izleyicilere hınsır numaralar yapmaktan geri kalmayacak gibi duruyor.

KARA RUHLAR – ANIME NERE

İtalyan sinemasında gün geçmiyor ki yeni bir mafya filmi çıkmasın. “Kara Ruhlar” da suç dünyasındaki bir aileyi konu alıyor. Genç bir delikanlının amcalarının yanında karanlık işlere karışmak istemesi, durumları iyice karıştırmaya başlar. Klasik bir suç filmi öyküsü gibi dursa da, türün sağlam örneklerinden biri olması kuvvetli bir ihtimal olarak gözüküyor. Filmin en çok ses getiren bir diğer özelliği ise İtalyan mafyasının varlığını devam ettirdiği mekanlarda çekilen bir film olması, bu durum basının özellikle ilgisini çekti. Hatta iddialara göre filmin içinde figüran olarak görülse de gerçek mafya üyelerinin de olduğu söylentiler arasında…

PHOENIX – YÜZÜNDEKİ SIR

Daha önce İstanbul Film Festivali’nde de gösterilen başarılı filmi Barbara ile tanınan Alman yönetmen Christian Petzold, bu filmin kadrosunu bozmayarak Nina Hoss ve Roland Zehrfeld başrole oturtarak yüzünün yaralanmasının ardından evine başka bir yüzle dönen bir kadının öyküsün anlatıyor. Özellikle San Sebastian Film festivali’nde eleştirmenlerin gözdesi olan film, belki de bu bölümün en ağır toplarından biri denilebilir.

BANA BAK PHILIP – LISTEN UP PHILIP

Yılın başarılı amerikan filmlerinden biri olan Listen Up Philip, kendi ülkesinde vizyona girdiğinde beğeniyle karşılanmıştı. Bu yılki yarışma bölümünün ilginç seçimlerinden olan film git gide sinirli bir adama dönüşen bir yazarın hayatındaki ilginç gelişmeleri anlatıyor. Filmin yönetmeni Alex Ross Perry bu filmin ortaya çıkış nedeni sorulduğunda aklında tek bir cevabının olduğunu söylüyor: Kitaplar. Ana karakterini bir yazar yapmasının nedeni de bu olsa gerek.

ÇILGIN KALABALIKTAN UZAK – FAR FROM MADDING CROWD

“The Hunt” filmiyle büyük başarılara imza atan Dogma’nın kurucularından biri olan Thomas Vinterberg, yeni filmiyle Altın Lale yarışmasında… Adının geçmesi bile ödül için favorilerden biri olmasına yetiyor. “Far From Madding Crowd” ile bu sefer Victoria İngiltere’sine gidiyoruz. Bu dönem filmi için gerçekten de zengin bir kadro kurulmuş. Carey Mulligan, Juno Temple, Michael Sheen, Matthia Schoenaerts ve Tom Sturridge gibi oyuncularla bile izlenmeye değer bir film olarak bir adım öne çıkıyor. Anlaşıldığı üzere Thomas Hardy’nin aynı isimli kitabından bir uyarlama ile karşı karşıyayız.

FANUSTA YAŞAYANLAR – VONARSTRAETI

Geçen yılın İzlanda film ödüllerinde neredeyse tüm ödülleri süpüren bu film,  üç insanın hikayesinin tesadüflerle kesişmesini anlatıyor. 2008’deki ekonomik kriz sonrasındaki buhranlı havayı, acele etmeden iyi karakter incelemeleriyle anlattığı söyleniyor. Bu yılın keşfedilmesi gereken sürpriz filmi olduğunu söyleyebilirim. Çarpıcı insan portrelerini seviyorsanız, bu film tam size göre olabilir.

kategori:
haber
Bakınız Twitter

ilgili