38. İstanbul Film Festivali Günlükleri 2019 – 1

Haktan Kaan İçel İstanbul Film Festivali'nde izlediği filmleri günlük şeklinde kısa kısa yorumluyor.

Edmond: Bu yıl festivalin açılış filmi olan yapım, tiyatronun ne kadar meşakatli bir iş olduğunu anlatırken işin mutfağına iniyor. Bir yazarın yaratım süreci, yaratıcılık adına girdiği binbir vaziyet filmde adeta bir vodvil şekilde karşımıza çıkıyor. Üstelik öyle nüktedan ve kalp ısıtan bir film olmuş ki, mutlu ayrılmalı garantili filmlerden biri olarak dikkat çekiyor. Çok beklenti içine girilmezse keyifli vakit geçirilebilir.

Synonymes: Fransa’nın mültecilere tutumu üzerinden Avrupa’ya genel olarak bir politik eleştiri yöneltirken, insan bedeni üzerinden seyirciye sert bir tokat atıyor. Provokatif tavrını filmin tamamına yayarak hikayesini canlı tutuyor. Filmin başrolündeki amatör oyuncusu son derece cüretkar ve rolünün hakkından başarıyla geliyor. Filmdeki metaforları yakalayabildiğinizde film katman katman kafanızda yükselecektir.

Voyez Comme On Danse: Çok karakterli hikayesi olabildiğince dağınık tasarlandığından dolayı yer yer hikayeden kopabiliyorsunuz. Yine de bazı anlarda doğru esprilerle seyir zevkini ayakta tutabiliyor. Kadın erkek ilişkileri anlamında birkaç kombinasyon tercihiyle klasik bir çerezlik niyetine kafa dağıtmalık bir iş. Fransız tarzı hafif komedilere bir yenisi daha eklenmiş.

Petra: Haneke gerilimi, yeni Yunan filmlerindeki tekinsizlik ve episodik parçalı bir anlatım ile karşınızda harika bir Kataln filmi var. Jaime Rosales hikayesini sabırlı anlatımı ve gösterişten uzak üslubuyla başarılı bir şekilde izleyicisine sunuyor. Tam bir cevher! Her bölümünde hikayesine katmanlı olarak yeni açılımlar getirmesi filmin başarısını perçinlemiş.

Piranhas: İtalya’daki mafya oluşumlarının köklerine kamerasını çeviriyor. Gangstercilik oynayan gençlerin suç dünyasına beklenmedik şekilde basitçe girişleri ve masumiyetlerini kaybetmeden soğukkanlılıkla vuku bulan suç eylemleri düşündürücü… Seyir zevki yüksek bir işe dönüşmüş. İtalya’daki mahalle kültürü ve sokak raconları hakkında bilgilendirici olduğu kadar bir nevi İtalyan usülü City of God…

Angelo: Michael’ın yönetmeni Schleinzer bıçak sırtı ilk filmiyle umut vererek yeni Haneke olduğunu ilan etmişti. Ancak yeni filmi Angelo’da hikayesini o kadar düz ve albenisiz sunmuş ki, bir süre sonra anlatılan hikayeye ötekileşiyorsunuz. Görkemli iç mekan tasarımları ve benzersiz kostüm işçiliği filmin artısı gibi görünüyor. Kağıt üstünde ana karakterimizin köleleştirilerek gelmesine rağmen asilzadeye nasıl dönüştüğü hikayesi iyi görünse de, sosyetik yargıların şekillendirdiği bir hayatın içinde sadece insanı cinsel hayatı ve davetlerdeki tutumu ile yargılamak derinlik yoksunluğuna işaret ediyor. Maalesef hayalkırıklığı…

Murder Me Monster: Sert, ağır temposuyla tavizsiz, özenli planlarıyla kendine has bir görsel estetik ve canavar filmlerine yeni soluk getirecek kadar yaratıcı! Korku film severler için gerçek bir mucize! Tam bir mayınlı bölge filmi, salonu terk edenlerden belli değil mi? Saykodelik erotik görsel tasarımlarının etkisiyle, cinselliğe dair altmetni itici karakterlerini dahi cazip kılmaya yetiyor. Bir anlamda canavar filmlerine kendince şekillendirerek değerli bir işe dönüşüyor.

kategori:
seçki

ilgili