(500) Days of Summer: Başından Bitmiş Bir İlişkinin Anatomisi

Marc Webb'in bir ilişkiyi en ince ayrıntısına kadar irdelediği klasikleşen bir romantik film...

Yazı, (500) Days of Summer ile ilgili sürprizbozan (spoiler) içermektedir.

Manic Pixie Dream Girl: İlk olarak film eleştirmeni Nathan Rubin tarafından ortaya atılan bu teoriye göre, filmlerdeki bu tip kadın karakterin tek amacı karşısındaki adamı yüceltmek ve onlara hayatı tanıtmaktır. Bu karakterler kendilerini düşünmez ve karşılarındaki adama adanırlar. Genellikle yalnız ve depresif erkek karakterlerin karşısına konulurlar.

İkili insan ilişkileri zorludur, hele ki arada bir hoşlanma varsa. Karşı cinse sinyaller yollanır, onlardan sinyaller beklenir ve elbette gelen sinyallerin büyük çoğunluğu yanlış yorumlanır. Marc Webb’in yönettiği 2009 yapımı söz konusu filmimiz (500) Days of Summer, tam da bu konuyu ele alıyor. Klasik bir Hollywood filminin temellerini alsa da özellikle kurgusu ile diğer türdeşlerinde ayrılıyor film. Tom Hansen (Joseph Gordon-Levitt) ve Summer Finn (Zooey Deschanel) arasındaki ilişkiye anlam vermeye çalışıyor, iyi ve kötü günler arasında gidip geliyoruz bu kurgu sayesinde. Böylece bir aşk hikayesine değil, aşk hakkında bir hikayeye şahit oluyoruz. Dikkatli incelenmezse rüya bir ilişki gibi gözükse de aslında her yanı sorunlarla dolu ve kesinlikle olmaması gereken bir ilişki üzerinden aşk duygusunu ele alıyor film.

Hikayemizin “kahramanı” Tom Hansen, tam bir kaybedendir. Hayallerde yaşayan, yalnızlıktan nefret eden, hayatında sadece yeterli olmayı kabul etmiş ve daha fazlası olmaya çalışmayan bir adamdır. Hayatının aşkını bulduğunda içinde bulunduğu bu kötü durumdan kurtulacağını sanmaktadır. Summer’ı gördüğü ilk anda daha ortada hiçbir şey yokken onu idealleştirmeye başlar. Dış güzelliğine şahit olduğu kadının içini kendine göre doldurur ve onu bir Manic Pixie Dream Girl’e çevirir. Hayatındaki bütün sorunları çözecek, ona tamamıyla bağlı olacak ve sonuna kadar onunla birlikte olacak bir kadın kalıbına sokar Summer’ı. Aşk, Tom için her şeydir ve Summer’ı idealleştirdiği şekilde biriyle yaşanmalıdır. Tom, böylece ilişkileri daha başlamadan ilk büyük hatasını yapar ve hayal kırıklığını kaçınılmaz kılar. Tom’un hayallerinin aksine Summer, kendi ayaklarının üstünde duran ve kimseye bağımlı olmama isteğiyle hareket eden, realist bir kadındır. Kendine özel bir büyüsü ve farklılığı vardır. En sevdiği Beatle Ringo Starr’dır ve bu onu çoğunluktan ayırır mesela. Sıradan bir kadın gibidir ancak dikkatleri her zaman üstüne çekmeyi başarır. Belki de bu büyünün yüzünden sürekli yer değiştiren, yalnız kalmış ve hiç arkadaşı olmayan bir insandır. Tom sürekli Summer’ın ilgisini çekmeye çalışır. Asansördeki The Smiths muhabbetinin üzerine, fark ettiği ortak ilgilerin üzerinden Summer’ın dikkatini çekme çabaları sonuçsuz kalır.

Summer’ın aradığı bu tarz romantiklikler değildir ve en önemlisi o, Tom gibi umutsuz bir romantik değildir. Tom bir ay boyunca yanlış sinyaller almayı sürdürür. Daha ortada hiçbir şey yokken ona hayranlık duyabildiği gibi sadece hafta sonunun iyi geçtiğini söylediği için ondan kopma noktasına gelir. Summer, Tom’un varlığından haberdar bile değilken Tom’un içinde fırtınalı bir ilişki yaşanmaktadır. İlk karşılaşmalarının ardından geçen 29 günün sonunda, ikilinin aşka bakış açılarını öğreniriz. Tom aşk konusunda aşırı hevesli ve “o” ideallerindeki kişiyi bulmak için odaklanmıştır. Summer ise tam tersi düşünür, aşk diye bir şey yoktur ve birisiyle birliktelik özgürlükleri kısıtlamaktadır. Birisinin kız arkadaşı olma fikri ona rahatsızlık verir. Alkollü, karaoke dolu keyifli bir gecenin ve McKenzie’nin (Geoffrey Arend) boş boğazlığı sayesinde Summer, Tom’un farkına varır. Ertesi sabah ilişkiye adım atılırken ikinci büyük hata ortaya çıkar; Summer ciddi bir ilişki istemediğinin altını çizer ve bu durum Tom’a kesinlikle aykırıdır. Bir ay boyunca bu an için uğraşan ve idealleştirdiği kadına ulaşma çabasında olan Tom, zıt düşünceleri önemsemez, Summer zaten yola gelecektir ona göre.

İkilinin ilişkisi isim konmamış bir şekilde başlar. İyi ve kötü günler filmin en büyük özelliği olan farklı kurguyla karşımıza çıkar. Neredeyse her yaşananı aynı şekilde bir iyi bir kötü gün olarak görürüz. Tom için her şey yolundadır. Ona göre ideal bir ilişkide olması gereken her şey olmaktadır. Aynı absürt şeylerden hoşlanmaktadırlar ve her ne olursa olsun keyifli vakit geçirirler. Aynı zamanda bunun arkadaşlık ilişkisinden öte olduğuna dair bir cinsel hayatı vardır ikilinin. İlk sevişme sonrası her şeyin (kendi kafasında) resmileşmesi ile birlikte Tom’u dans ederken görürüz. Aradığı ve hayatının merkezine koyacağı kadını bulmanın zevkini yaşamaktadır Tom. Bir Manic Pixie Dream Girl olarak idealize ettiği Summer, görevini yerine getirmektedir. Onu mimarlık için destekler ve hayatının merkezine alır. İlişkinin başında söylenenler ise unutulmuştur, Summer için bu ciddi bir ilişki değildir hala. Harika geçen günlerin ardından Tom, Summer’ın evine (iç dünyasına) adım atmayı başarır. Summer hiç kimseye anlatmadıkların Tom’a anlatır. Rüyalarını, kâbuslarını ve korkularını Tom ile paylaşır.

Summer burada bir rüyasından ayrıntılı bahseder. Bu rüyada Summer, zorlu koşulları koşarak aşmaktadır, o kadar hızlı koşuyordur ki uçmayı başarır. Bu inanılmaz his ve özgürlüğe rağmen bir şey eksiktir, o yalnızdır. Tom, bu yalnızlığı doldurmaktadır ancak bu yaşananlara rağmen hala ilişkinin ismini koymayı başaramaz. Summer için özel biri olduğu bellidir ama Tom’un aradığı aşk tam olarak orada değildir. İlişki harika giderken bu durum, Tom’u rahatsız etmeye başlar. Aslında bu sorunun cevabını öğrenmek için can atmaktadır ancak “ideal” kadını kaybetme riskini göze alamaz. Tek denemesi de Summer tarafından püskürtülür. Summer mutludur ve isimlendirmeye gerek yoktur. 259. Gün ise ilişkinin kırılma noktalarından birine şahit oluruz. Barda o oradayken Summer’a yürüyen biri yüzünden egosu sarsılan Tom, Summer’ı korumak bahanesiyle bir kavga çıkarır. Summer bu durumdan rahatsız olur. Bu kavga onun bireyselliğine ve özgürlüğüne bir saldırıdan farksızdır. Summer sonuçta birinin kız arkadaşı değildir ki bu durum Summer’ı o vurucu sözleri söylemeye iter; “Biz sadece arkadaşız.” Summer, daha ilk başta kuralları koymuştur ancak iş kontrolden çıkmıştır. Bu sefer terk edilme korkusu Summer’ı sarmalar. Tartışması gecesi ansızın Summer’ı Tom’un kapısında görürüz. Summer yalnız kalma korkusunun üstesinden gelemediği için Tom’un peşinden gitmiştir ve ilişkiyi kurtarmıştır. İlişkilerinde üçüncü hata da yapılır böylece; ikinci hata devam ettirilir ve bakış açılarının farklılığı yine yaban atılır. Böylece kaçınılmaz yıkım, Tom için daha da zor hale gelir.

Filmin son 30 dakikası Tom’un yaşadığı yıkıma odaklanır. Summer, özgür bir kuş olarak farklı bir yere uçmuş arkasında ise Tom’u bırakmıştır. İkilinin günler sonra tekrar karşılaşması ise Tom için zorlu olur. Başta biraz uzak kalmayı denediyse de yine Summer’ın büyüsüne bırakır kendini. Zaten onunla beraber olmak için her şeyi feda etmeye hazır bir şekilde beklemektedir. İlişkilerinin başındaki problem ise devam etmektedir hala, Summer anı yaşarken Tom gelecek 10 yılı düşünmektedir. Tom tekrardan bir umut ile Summer’ın düzenlediği partiye gider. Ancak hayalleri gerçekleşmeyecektir.

Meşhur Beklentiler/Gerçek sahnesi boyunca çalan Hero şarkısının başında Regina Spektor’ın da dediği gibi; “O, olacakları asla görmemişti” Anlatıcının da söylediği gibi, önceki akşamın sarhoşluğunda beklentilerinin gerçek olmasını diler hikayemizin “kahramanı” Tom. İlişkilerinin sadece bitişine odaklanan Tom, fark edemediği sebeplerin kurbanı olur. Summer’ı tanımayı asla başaramamıştır. Summer’ın idealleştirdiği ve mükemmel gördüğü kadın ile alakası yoktur. Onun için yaratılan bir nesne ve Manic Pixie Dream Girl değildir. Summer (Yaz), kendi başına bir bireydir ve ismi gibi Tom’un hayatında geçip giden bir dönemdir. Tom, Summer’ın nişanlandığını öğrenir. Geçen gecenin umudu ile tekrardan yükselen ve hep içinde yaşayan “tekrardan bir araya gelme ihtimali” böylece çöker. Hero şarkısında söylendiği gibi; “Kahramanın kurtarılmaya ihtiyacı yoktur, kimse mükemmel değildir.” Film boyunca günleri öğrendiğimiz ekranda, sağ alttaki ağaç bize söz konusu günün güzel olup olmadığını gösterir. Filmin açılışındaki 488. Gündeki bank sahnesi hariç her sahnede görürüz bu ağacı ve yeşerip yeşermediğini.

Filmin sonlarında 488. Güne geri döneriz. Bu sefer ağaç vardır ve yeşermiştir. Söz konusu sahnede Tom’u kendini toparlamış görürüz. Summer’ın (Beklentililerinin ve ideallerinin) yarattığı yıkım sonrası Tom, hayatına çekidüzen vermiştir. Hiç sevmediği tebrik kartı işini bırakmış ve mimarlığa dönmeye karar vermiştir. Summer ise evlenmiştir bu süreçte. İlişkilerinin günah çıkarma evresini görürüz söz konusu günde. Tom artık aşka önem vermezken Summer tam tersini düşünmeye başlamıştır. Kafasında oluşturduğu “birinin kız arkadaşı olmak özgürlüğümü kısıtlar” düşüncesi yok olmuştur artık. Mutlu bir son ile biten The Graduate (1967)’nin sonunda ağlamasının sebebi de budur aslında. Hem özgürlüğe hem de aşka sahip olabileceğini göstermiştir film Summer’a. Partide de gördüğümüz üzere artık yalnız da değildir. Aşkı hariç bir hayatı vardır ve arkadaşlıklar için bir ilişki sürdürmesine gerek yoktur. Böylece gerçek aşkı keşfetme şansını yakalar. Gün ekranında yeşeren ağacın da söylediği gibi, bu ilişki mutlu son ile biter. Summer artık mutludur. Tom ise gelecek ilişkilerinde aynı hataları yapmaması gerektiğini öğrenirken, Autumn (Sonbahar) ile yeni bir dönem için hazırdır.

kategori:
izlenim

ilgili