54. Uluslararası Antalya Film Festivali Günlükleri 3

Haktan Kaan İçel Antalya Film Festivali'ni ve yarışma sonuçlarını değerlendiriyor.

Antalya Film Festivali iyisiyle kötüsüyle sona erdi. Festivalin ilk günlerinde tartışmalara neden olaylar festivalin ilerleyen günlerinde düzeltildi ve sonuç olarak başarılı bir organizasyon meydana geldi. Ulusal yarışmanın kaldırılmasından sonra insanlar tepki gösterdiler. Bu konuda belki sonuna kadar haklı da olabilirler. Sonuçta bu bir gelenek ve devam etmeli… Belki formatı biraz değiştirilerek festivale dahil edilebilirdi. Önümüzdeki senelerde bu konuda gelişmeler olacağını düşünüyorum. En geç iki sene içerisinde ulusal yarışma geri dönecektir. Ulusal Yarışma adı altında yapılan organizasyon da son derece başarılı olmuş görünüyor. Fakat ödül seçimleri konusunda kafamda soru işareti olmadı dersem yalan olur. Bilhassa Körfez filmine senaryo ödülü vermek biraz skandal bir karar olmuş.

Ancak bu seneki uluslararası yarışma da keyifli bir sürecin yaşanmasına neden oldu. Neredeyse her filmin oyuncuları ya da yönetmeni festivalde yerini aldı. Özellikle son iki günde gelen Sean Baker ile bağımsız sinema üzerine sohbetimiz ve Michel Franco ile düşük bütçeli filmleri gerçekleştirmek üzerine vizyon açıcı konuşmalar festivale değer katan unsurlar haline geldi.

Matt Dillon’ın ABD sineması adına ne kadar önemli ve underrated bir oyuncu olduğunu deneyimlemek paha biçilmezdi. Sorulan sorulara büyük bir iştahla cevap verirken, olgun ve oturaklı cevapları bir oyuncunun gelebildiği üst nokta diye tasvir edilebilirdi. Bilhassa oyuncunun göçmen sorununa karşı ilgisi ve bu konuda Türkiye’yi takdir etmesi kapanış töreninin de zirve noktası olmayı başardı.

Gelelim Uluslararası yarışmanın ödüllerine… İzleyici ödülü bolca duygu sömürüsü içeren Misafir filmine gitti. Halkın duygularına temas edince sızlatması doğal karşılanacak bu film, tam bir izleyici dostu bir yapımdı. Bu yüzden de beklendiği gibi ödülünü aldı. Genç Jürinin ödüllendirdiği Scary Mother ise gençlerin farklı sinema tarzlarına ne kadar açık olduğunu gözler önüne serdi. Erkek oyuncu ödülü Louis Garrel’in hakkıydı. Ancak film jürinin pek sevdiği bir film olamadığından ödülü ikinci alması muhtemel aday olan A Man of Integrity’nin başrolü Reza Akhlaghirad aldı.

Kadın oyuncu dalında ise festivalde öne çıkan çok performans vardı. Jüri bir sürprize imza atarak Angels Wear White’ın başrolü Vicky Chen’i ödüllendirdi. Bana kalırsa ödülü Emma Suarez’e vererek Michel Franco’nun filmi April’s Daughter da geceden eli boş gönderilmeyebilirdi. Oyuncu ödüllerinden sonra bu iki filmden biri en iyi yönetmen, diğeri de en iyi filmi alarak geceden ayrıldı. A Man of Integrity açık ara festivalin en iyi filmi olduğundan dolayı en iyi filmi hak ediyordu. Angels Wear White seçimi bu anlamda biraz hayalkırıklığı yaratsa da jürinin tercihinden dolayı yargılamak anlamsız olur. Jüri Özel Ödülü ise insanların gözü kapalı bir şekilde tercih edeceği filme yani Florida Project’e gitti. Bu dal tam anlamıyla bu film için yaratılmış gibiydi.

Festival önemli isimleri getirirken takdirimizi kazandı. Ancak tabii bu festival için uygun olmayan isimlerin iştirak etmesi de bir o kadar anlamsızdı. Örneğin Lindsay Lohan sadece bir gece için neden davet edildi ki? Uzun zamandır oyunculuğu dışında her alanda adeta bir el bombasına dönüşen oyuncu bir anlamda festivalin yaptığı en büyük tercih hatasıydı. Bir diğer kişi ise Anthony Delon seçimiydi. Babasının şöhretinin gölgesi altında ezilen ve kariyeri boyunca vasat ve vasat altı işlerde gördüğümüz Delon, basın toplantısında da oyunculuğu bıraktığını ilan ederek duruma tuz biber döktü. Belli ki Antalya Film Festivali’ne denize girip iyi bir tatil yapmak için gelmişti. Bu yüzden de doğru seçim olmadığını kabul etmek gerekiyor.

Sonuç olarak bir festival daha bitti. Tepkiler geldi. Buna rağmen festival katılımcılarına önemli deneyimler yaşattı. Bu yüzden de başarılı bir organizasyonu takdir etmek gerekiyor. Festivalin geliştirilmesi açısından gelecek sene film programı üzerine ciddi toplantılar yapılıp önemli filmler ve derlemeler için çalışmalara başlanması gerektiği gerçeğini bir kenara not etmek gerekiyor. Filmi yarışmayan konuklar için de aynı özenli çalışmanın festivalin yararına olacağı kuşkusuz bir gerçek…

Son olarak festivalin son gününde izlediğim iki filmi kısa kısa şöyle değerlendiriyorum.

THE GUEST
Andaç Haznedaroğlu’nun yeni filmi The Guest (Misafir), Suriyeli bir kadın ve bir çocuğun savaş nedeniyle ülkelerinden kaçıp Türkiye’de ayakta durma çabalarını gösterirken ne yazık ki fazla duygu sömürüsü limitlerini zorluyor. Türkiye’deki insanların kimi davranışları karikatürize edilerek görsel olarak izleyiciye aktarılmaya çalışılmış. Senaryodaki hatalar ve olayın göze parmak bir şekilde anlatılmaya çalışılması filmin seyir zevkini düşüren etkenlerdi. Dünya güzeli iki çocuğun varlığı ile göz yaşlarının kaçınılmaz olduğu film, senaryodan bağımsız video kliplere dönüşen sahnelerle evlere şenlik bir müsamereye dönüşürken yarışmanın tek Türk filmi olmasına rağmen, çok az Türkçe kelime içeriğinde barındırıyordu. Önemli bir konuya vurgusunu bir kenara ayırırsak, başarılı bir film olduğunu söylemek yerinde olmaz.

FLORIDA PROJECT
Bağımsız sinemanın takdir gören yönetmenlerinden Sean Baker yeni filmiyle tüm dünyada dikkat çekerken ülkemizde de ilk gösterimi Antalya Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Hikaye olarak evsizler için ev mottosuyla tasarlanan Florida Project çalışması filme adını vermiş. Florida Project çocukluğun masumiyetini çok özel anlarla perçinleyerek samimi bir atmosfer yaratmayı başarmış. Güçlü bir görsel anlatım kullanarak akılda kalıcı mizansenler yaratmada zorluk çekmemiş. Başta Willem Dafoe olmak üzere çocuklar öne çıkmak suretiyle neredeyse her oyuncu rolünün hakkını vererek filme olumlu katkıda bulunmuşlar. Son derece sert yaşam koşullarını, bir anlamda çocukluğun toz pembe dünyasıyla önümüze sunan film, yılın iyi filmlerinden biri olarak dikkat çekiyor.

kategori:
izlenim

ilgili