55. Antalya Film Festivali Günlükleri – 3

Antalya Film Festivali'nde yarışan filmlerin kısa değerlendirmelerini bulabilirsiniz.

Yabancı konukların katılımıyla ödüller dağıtılıyor

Tüm yarışma filmlerinin gösteriminin yapılmasından sonra gözler kimlerin ödülleri alacağına çevrildi.
Ödül törenine katılacak olan Kristanna Loken ve Eric Roberts ise basınla buluşarak soruları yanıtladılar.

Eric Roberts’in “Genç sinemacılara destek olmak için geldim.” sözü ve çok fazla filmde oynamasının nedeni nedir sorusuna verdiği cevap ise son derece klasikti: “Film çekmek yeni insanlarla tanışmak, yeni yerler görmek için bir fırsat. Bu fırsatları nimet olarak görüyorum. Değerlendirmem gayet normal. Hem oynadığım filmlerin en az 200’ünde öldüm. Ölürken çok eğlenceli vakit geçiriyorum.” demesi akılda kalıcı cümlelerden birisiydi.

Kristanna Loken ise dünyanın en kötü yönetmeni Uwe Boll ile çalışmasını överek “O yanlış anlaşılmış bir dahi.” dedi. Hollywood’daki kadın yönetmenlerin azlığı ve bunun protesto edilmesi üzerine sorulan soruya cevabı ise “Bu sektörde kadın ayrımcılığı oluyor ve olmaya da devam edecek. Kadınların daha az film yönetmesinin sebebini ayrımcılıktan çok kendi kabiliyetlerinde aramaları gerektiğini” şeklinde belirtti.

Yarışma Filmleri

GÜVEN
Önceki dönemlerde Antalya Film Forum’dan destek alan Sefa Öztürk’ün filmi Güven, üç kişi arasında geçen bir munasebet üzerinden gerilim yaratarak karşımıza Türk sinemasında az görülen bir tür olan polisiye bazlı bir hikaye sunuyor. Filmin görüntü yönetmeni başarılı işler çıkaran Feza Çaldıran olmasına rağmen dizi kadrajlarına sıkışan yapım, oyunculuk anlamında sınıfta kalıyor. Özellikle oyuncuların karşılıklı performanslarındaki uyumsuzluk ve yapaylık filmin inandırıcılığını zedeleyen unsurlar olarak beklentiyi karşılamıyor. Filmin içinde yaratılan çatışmaların çıkış noktalarının geliştirilmeyerek olduğu gibi kabul edilmesini beklemek filmin başlıca sorunu kabul edilebilir. Filmin aksayan kurgusu ve senaryosundaki acemilikler nedeniyle insanın aklına ilk olarak şu soru geliyor: “Film forumlarda acaba destek ödüllerini yanlış projelere mi veriyoruz?”

SHOPLIFTERS
Hirokazu Koreeda’ın Cannes’dan Altın Palmiye ödülüyle dönen filmi Shoplifters, birbirine bağlı ama sürekli suç işlemekten kaçınmayan bir aileyi mercek altına alıyor. Kirin Kiki’nin son kez sinemada izlenebileceği bu duygusal film, kendi içinde “aile” kavramını sorguluyor. Bir insan ailesini seçebilir mi? Doğuştan gelen aile kavramı ne kadar gerçeği yansıtabilir. Aile olmak için illa genetik bağların olması mı gerekir sorularını soran film, düşündürücü noktalara çektiği senaryosuyla ilgiyi hak ediyor. Bilhassa genel hatlarıyla başarılı performansların yer aldığı yapım, Koreeda’nın aynı zamanda en cüretkar filmi olarak adlandırılabilir. Çoğunlukla aile ritüelleri ve muhafazakar aile yapısı hakkında filmler yapan yönetmen, bu filmle beraber hikaye anlamında konularına farklı bir yön vermiş gibi gözüküyor. Göz yaşlarını tutamayacağınız pek sahne barındıran film, kuşkusuz yılın en iyi işlerinden biri olarak gösterilebilir.

A TWELVE-YEAR NIGHT
Sinemalarda pek Uruguay filmi görmediğimizin farkındayız. A Twelve-Year Night, bir Uruguay filmi izlemek için başlı başına bir neden olabilir. Üç insanın yıllar boyu hapishane köşelerinde çürümesinin hikayesi, bu kadar iyi anlatılamazdı. Özellikle monotonluğa düşecek derece dar hareket alanlarının olduğu bir konuyu, bu kadar yaratıcı bir şekilde anlatmak her yönetmene nasip olmaz. Salt dramdan çıkıp yer yer kara mizaha da evrilen film, bir esaretin anotomisini tüm yönleriyle çarpıcı bir şekilde sunarak etkileyici olmayı başarıyor. Yönetmen Alvaro Brechner ülkesine ait bu hikayeyi evrensel bir üslupla anlatarak tarihin karanlık yönlerini bir şahesere dönüştürüp akılda kalıcı bir şekilde sunmayı başarıyor. Çok fazla bir söze gerek yok. Böylesine zor bir konuyu bu kadar akıcı bir şekilde sunmak ve tökezlememek A Twelve Year Night’ın yılın en iyi filmlerinden biri olduğunun kanıtı sayılabilir.

kategori:
seçki

ilgili