55. Antalya Film Festivali Günlükleri – 2

Antalya Film Festivali'nde yarışan filmlerin kısa değerlendirmeleri...

55. Antalya Film Festivali, Yarışma Filmlerinin Gösterimiyle Devam Ediyor…

Festivalde gösterilen filmlere seyirci ve basının verdiği tepkilerin farklı olması ayrı bir tartışma noktası olarak öne çıktı.
Yarışma filmleriyle gösterimler devam ederken her filmi temsil eden birisinin katılım göstermesi, katılımcıların ilgisini arttırdı.

Yarışma Filmleri

ÇINAR
Yarışma filmleri arasındaki iki Türk filminden biri olan Çınar, gerçek bir hikayeden yola çıkan ve yönetmenin küçüklüğüne dayanan doneleriyle kağıt üstünde bir yere kadar ilginç bir projeydi. Görüntü yönetmeninin incelikli çalışması filmin belki de en büyük artısı diyebiliriz. Bu yüzden Olcay Oğuz’u tebrik etmek gerektiğini düşünüyorum. Bu görsellerin dışında filmdeki oyuncu performansları normal seviyenin altında ilerliyor. Çocuk oyuncu, filmdeki müdür karakteri ve birkaç yan karakterlerle beraber abartılı oyunculuğun üst noktalarına gidilmiş. Bu durum da karikatürize edilen insanların oluşmasına neden olmuş. Film genel hatlarıyla dram olsa da başarısız oyuncu yönetimi ve mizansen tercihleri filmin komik duruma düşmesine neden olmuş. Filmdeki tuhaf sevişme sahnesi ve yöreye özgü olarak tahmin ettiğimiz kimi ritüeller filmin seyirci açısından odağını kaybetmesine vesile olmuş. Çınar filmi şu ana kadar festivalin en zayıf filmi olarak akıllarda yer ediniyor.

BIRDS OF PASSAGE
Embrace of the Serpent filmiyle tanıdığımız Ciro Guerra yeni filminde Cristina Gallego ile yönetmenliği paylaşıyor. Kolombiya’nın köklerinden ilerleyerek köklü ailelerin geçmişlerine yönelerek kartellerin oluşumunu ve kanlı hesaplaşmalarını mercek altına alıyor. Yöresel törenler, batıl inanışlar ve ritüeller üzerine etkileyici bir anlatı tutturan yönetmenler, beş bölüme böldükleri filmlerinde kuş metaforlarıyla filmlerine ruhani bir hava kazandırıyorlar. Kimi adetlerin Türk kültüründe de yer alması seyircimizin filme yakınlaşmasına vesile olabilir. Kapitalizmin ülke ekonomisini felç etmeden önceki dönemlerde cereyan eden hikaye, aile kavramını sert bir şekilde eleştirerek insanların egoları uğruna yıkıcı olmalarını çarpıcı bir şekilde seyircisine sunuyor. Cold War ile belki de festivalin en iyi filmlerinden biri diyebiliriz.

AYKA
Kazak asıllı Rus yönetmen Sergei Dvortsevoy’un Tulpan’dan tam on sene sonra gelen yeni filminde bir kadının hayatta kalma mücadelesine tanıklık ediyoruz. Filmin başrolünde yine Tulpan’da da beraber çalıştığı oyuncu Samal Yeslyamova bulunuyor. Bilindiği üzere kariyerinde ikinci kez uzun metrajlı filmde oynayan Yeslyamova Cannes’dan en iyi kadın oyuncu ödülüyle dönmeyi başarmıştı. Filmin çocuğunun oyuncu performansına dayalı olduğunu düşünürse, son derece gerçekçi bir karakter yaratıldığı söylenebilir. Mülteci hikayelerine bu sefer Rusya’da ayakta durmaya çalışan Kazak kadının merkeze oturtulması hoş bir detay olmuş. Tüm film boyunca bu karakterin geçmişindeki sırları öğrenmeye çalışırken, fiziksel açıdan tükenmesi ve kaçak bir göçmen olarak iş arama sürecini beyazperdede izliyoruz. Yönetmenin tercih ettiği aktüel kameranın karakterin psikolojisine doğrudan etki vermek aracılığıyla kullanıldığını gayet net bir şekilde kavrasak da yönetmenin biraz daha özenli bir çalışmaya imza atmasını açıkça bekleyebilirdik. Yürek burkan etkileyici finali ve Samal’ın sonuna kadar ödüllendirilmeyi hak ettiği performansı bu filmi var kılan en önemli unsurlar olarak akılda kalıyor.

kategori:
seçki

ilgili