8. Palto Film Günleri Başladı

“paltonu giy de gel” sloganıyla yola çıkan geleneksel Palto Film Günleri Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde başladı....

23-28 Aralık tarihleri arasında Sinema Anadolu’da yapılacak film gösterimlerinin yanı sıra söyleşiler ve atölye çalışmalarıyla yine zengin bir içeriğe sahip Palto Film Günleri.
Salı günü sırasıyla Balık, One on One ve Sesime Gel filmlerinin gösterimlerinden sonra artık gelenekselleşen açılış partisi de Peyote’de yapıldı. Balık ve Sesime Gel filmlerinin ardından yönetmenler Derviş Zaim ve Hüseyin Karabey seyircilerin sorularını yanıtladılar.
palto
The Cut

Yılın en çok tartışılanlarından The Cut, Palto Film Günleri’nin de en çok merak edilen filmiydi desek yanlış olmaz herhalde. Akşam 21.00’de ki gösterimin biletleri günün erken saatlerinde tükendi.
Filmin tartışılır olmasının sebebi artık herkesçe malumdur sanırım. Film, ülkemizin “cısss” meselelerinden 1915 olaylarıyla alakalı. En azından filmi izleyene kadar öyle sanıyorduk.
Filmin konusuna kısaca değinirsek, evli ve iki çocuk sahibi Nazaret, Mardin’de yaşamaktadır. 1915 yılında İngiliz birliklerinin Gelibolu’ya çıkmasıyla birlikte zaten çöküşte olan Osmanlı iyice batağa saplanmıştır. Tüm bu karmaşa sırasında da Ermeniler ülke dışına sürülür ve taş işçisi olarak Osmanlı askerleri tarafından alıkonan Nazaret de ailesinden ayrı düşer. Özgürlüğüne kavuştuktan sonra da ailesini bulmak için uzun yıllara ve coğrafyalara yayılan bir yolculuğa başlar.
Konu, hassas ve keskin tarafları olan bir konu olunca biz seyirciler de filmi daha başka bir gözle izliyoruz tabi. Her ne kadar tarafsız olmaya çalışsak da bildiğimiz üstünkörü bilgilerle -en azından kendim için bunu söyleyebilirim- filmin 1915 olaylarıyla ilişiğiyle alakalı kendi bakış açımızla bakıyoruz. Ben çok da bilgimin olmadığı bu konulara girmeden filmi değerlendirmek istiyorum. Ama şunu söyleyebilirim ki, eğer Türkiye’de yaşayan bir Ermeni vatandaşı olarak bu filmi izleseydim kesinlikle tatmin olmazdım. Evet, Fatih Akın kimsenin kolay kolay cesaret edemeyeceği bir konuyu ele almış ama bu sadece filmin silik fonu olmaktan öteye geçememiş. Yazının başında belirttiğim gibi, filmi izleyene kadar hepimiz 1915 olaylarıyla alakalı olduğunu sanıyorduk. Gerçi bu konuda filmi ne kadar eleştirebiliriz bilmiyorum. Filmin vizyona girmeden önce bu konularla çok fazla iliştirilerek gündeme gelmesi bizi manipüle etmiş olabilir. Sonuçta yönetmen iyi şekillendirdiği bir film içerisinde isterse bu konuyu sonuna kadar deşer isterse de ucundan değinebilir. Ama sorun şu ki; seçtiği yolda da pek iyi ilerleyebilen bir film değil The Cut.

Filmin net bir inandırıcılık sorunu var. Baş karakterimiz Ermeni olmasına rağmen film boyunca Ermenice duyamıyoruz maalesef. Ermeniler kendi aralarında İngilizce konuşuyorlar. Oyuncuların hiçbirinin ana dilinin İngilizce olmaması bu durumu daha da enteresan kılıyor. Aynı Ermenilerin Türklerle Türkçe konuşması ve yine hiçbirinin ana dilinin Türkçe olmaması sebebiyle yine bir telaffuz ve aksan problemi ortaya çıkıyor. Filmin başlangıcıyla birlikte rahatsızlık veren bir diğer durum ise verilmeye çalışılan mutluluk tablosu. Nezarat ve kızları arasındaki sevgi yumağı uyumsuz oyunculuk ve sahte mizansenle adeta ortaokul piyesi havasında. Fatih Akın tecrübesindeki bir yönetmenin bu sahneleri filme koyması kabul edilemez bir durum. Daha filmin başında karşılaştığımız bu tablo seyircide ufak çaplı bir hayal kırıklığı yaratıyor.

İlk dakikalarda arıza veren oyuncu yönetimi filmin geneline de yayılıyor. Un Prophete’teki enfes oyunculuğu ile tanıdığımız Tahar Rahim mi bu film için yanlış tercih yoksa onu yönetemeyen Fatih Akın mı asıl problem karar veremedim. 138 dakika boyunca neredeyse her sahnede yer alan bir karakteri canlandırmak kolay iş değil tabi ki. Ama bu rolün hakkının verilemediğini düşünüyorum. Daha önce Sibel Kekilli ve Birol Ünel’i nasıl yönettiğini bildiğimiz Fatih akın için yine bir eksi puan oluyor bu durum, birçok sahnede anlamsız bakışlar ve mimikler izleyen seyirciler içinse ufak çaplı bir eziyet. Nezaret’in yolculuğu sırasında her düştüğünde karısı ve kızlarının hayaletleri(!) tarafından tekrar ayağa kaldırılması klişesinden hiç bahsetmek bile istemiyorum.

Palto Film Günleri’nin film için yayınladığı tanıtım yazısında film için kullanılan bir cümle dikkat çekici: “Film Elia Kazan, Martin Scorsese, Clint Eastwood, Terrence Malick, Sergio Leone ve Bernardo Bertulocci gibi ustalara saygı duruşu niteliği de taşıyor.” Evet, bu büyük sinemacıların izlerini görmek mümkün The Cut’da. Hepsinden biraz var ama Fatih Akın’dan hiçbir şey yok. İnsanlık suçu fonlu, western soslu kıtalararası bir yol filmi izliyoruz. Yönetmenin bu kadar büyük laflar etmeyen, kendi halinde bir yol filmi Im July filmi bile The Cut’ın yanında çok daha eli yüzü düzgün ve değerli bir film.

Filmin takdir edilebilecek yanları ise , görüntü ve sanat yönetmenliği. Daha önce de Fatih Akın’la çalışan ve alman sinemasının en önemli görüntü yönetmenlerinden olan Rainer Klausmann işini layığıyla yapmış. Sanat yönetimi de muazzama yakın. Hala tarihi dokusunu koruyan Mardin sahnelerinin dışında, özellikle Küba ve Amerika bölümlerindeki set tasarımları her Avrupa filmine örnek olabilecek kadar iyi. Film için bestelenen birkaç müzik de güzel ama bu müzikleri kullanımıyla alakalı aynı şeyi söyleyemicem. Müzik kullanımı konusunda çok sevdiği Scorsese ile karşılaştırılacak kadar iyi olan Fatih Akın’dan beklenmeyecek kadar anlamsız bir müzik kullanımı mevcut filmde ne yazık ki.

Son tahlilde bu kadar olumsuzluğa rağmen kötü film diye kestirip atılabilecek bir film değil The Cut. En azından meseleye ucundan dokunması bile takdir edilebilir. Ama Fatih Akın gibi belli bir sinema dilini yakalamış bir sinemacıdan beklentimiz çok daha fazla. Sinematografisinde üst sıralarda yer almayacak olan bu film Fatih akın için Hollywood’a bir göz kırpma da olmuş diyebiliriz. Kendi adıma yönetmenlerimizin Hollywood’da film çekmesi beni mutlu eder. Ama kendilerini var eden sinema dilleriyle ve sanatçı bakış açılarıyla yapmadıkları sürece pek de anlamlı olduğunu düşünmüyorum.
Kaçıranlar için The Cut, 27 Aralık Cumartesi günü 18.00 seansında Palto Film Günleri kapsamında Sinema Anadolu’da bir gösterim daha yapacak.

kategori:
haberizlenim
Barış Toker

ERIN GO BRAGH! criticker.com/profile/baristoker/

ilgili