A Ghost Story: Bir Hayaletin Yalnızlığı ve Çaresizliği

Lowery'nin filmi üzerine bir yazı...

Uyarı: Yazı, A Ghost Story filminin sürpriz gelişmelerini ele vermektedir.

David Lowery yönetmenlik kariyerine Casey Affleck ve Rooney Mara’lı romantik-suç filmi Ain’t Them Bodies Saint‘le başlamıştı. Bu film Sundance Film Festivali’nde gösterildikten sonra epey beğenilmiş, Lowery’nin tarzı, Terrence Malick’e benzetilmişti. Lowery ilk filminde Malick’in Badlands‘inin izinden gitmişti: Az diyalog, romantik bir öykü, mutsuz son, doğal ışık kullanımı, suçlu karakterler… Filmin merkezinde hapisten kaçmış suçlu bir adamla onun eşi, hiç görmediği kızı yer alıyordu. Lowery bu filmden sonra Disney için Pete’s Dragon‘ı çektikten hemen sonra tekrar bağımsız sinemaya döndü ve A Ghost Story filmini çekti.

İlginçtir, Lowery’nin böyle bir film hazırladığı ancak çekimler tamamlandıktan sonra ortaya çıkmıştı. Yönetmen basına duyurmadan, gene Rooney Mara ve Casey Affleck’in başrollerinde filmi çekmişti. Bu yıl Sundance Film Festivali’nde gösterilen A Ghost Story yönetmenin ilk filminden daha çok sevildi Amerika’da. Eleştirilerin çoğu filmin çok iyi olduğu şeklinde. Adından da anlaşılacağı üzere yönetmen bir hayalet hikâyesi anlatıyor. Bırakınız karakterlerini, tam adlarını dahi bilmediğimiz iki karakterin, C (Affleck) ile M’nin (Mara) aşkına odaklanılıyor. C filmin 13. dakikasında araba kazasında hayatını kaybeder. Daha sonra filme çarşaflı bir hayalet olarak döner ve yas tutan M’yle bağlantıya girmeye çalışır.

Efektler çok geliştiğinden artık eskisi gibi çarşaflı hayalet pek kullanılmıyor. Lowery’nin en mühim başarısı artık demodeleşmiş hayalet tipini (çarşaflı hayaleti) inandırıcı kılabilmesi ve bu hayaletle izleyicinin empati kurabilmesini sağlayabilmesi. Lowery film boyunca M’den ziyade hayalet C’ye ve onun dokunaklı yolculuğuna odaklanıyor. Dünyaya hayalet olarak dönen C’nin eşiyle iletişime geçme çabaları, M evi terk ettikten sonra sinirini evin yeni sahiplerinden çıkarışı, M’ye dair özlemi ve en sonunda bu özlem yüzünden intihar etmesi… Belirttiğim gibi, Lowery’nin kurduğu atmosfer sayesinde hayaletle özdeşleşip duygularını anlayabiliyoruz. Ki şu noktada filmin pek diyalog içermediğini de belirtmek lazım. Ama zaten sinemanın ilk hali sessiz değil miydi? Filmin sadece bir yerinde seri halde akan diyaloglara yer veriliyor, onun dışında genelde diyalogsuz bir film.

Öyle ki 13. dakikadan 30. dakikaya dek tek diyalog yok. Hayalet C hastaneden evine döner, bu sırada eşi M üzüntüsünden masadaki tüm pastayı yer. Lowery, M’nin pastayı yiyişini tek planla, kesip biçmeden gösterir, bu sahne 10 dakika sürer. Filmin diyalogsuz pek çok sahnesi mevcut. Lowery ilk filminde Malick’in izinden, özellikle Badlands‘in izinden, gittiğini söylemiştim. Burada da Malick’in tarzını devam ettiriyor. “Malick hayaletli romantik bir film çekse nasıl olurdu?” sorusunun yanıtı bu film olabilir. Gerçi Malick filmini daha çok dış mekânlarda çekerdi, Lowery’nin filminin çoğu sekansı iç mekânda geçiyor. Lowery oyuncuları sayesinde aşkı, çarşaflı hayaleti, hayaletin yalnızlığını inandırıcı kılıyor ama filmin eksik tarafları da mevcut.

Yukarıda belirttiğim gibi karakterlerin bırakınız karakterlerini, tam adlarını bile öğrenemiyoruz. Ne C’yi tam anlamıyla tanıyabiliyoruz, ne de M’yi. C’nin müzikle uğraştığı gösteriliyor, M’yi sevdiği ve eski evlerinden taşınmak istediği de anlatılıyor ama bunlar dışında C’ye dair fazla bilgi edinemiyoruz. Aynısı M için de, evlilikleri için de geçerli. Lowery karakterlerini tanıtmıyor, ilişkilerini inandırıcı kılabilse de derinleştirmekle uğraşmıyor. Hatta M’yi finale 35 dakika kala öyküden çıkarıyor, son dakikalarda flashbackle onların ilişkilerine değinip bazı şeyleri açıklıyor ama yeterli olmuyor. Hepi topu iki ana karakteri var filmin ve ikisini de tanıyamadan, ilişkilerinin ana hatlarını öğrenemeden film sona eriyor. Romantik bir film için bence çok önemli bir sorun. Öte yandan filmin ses tasarımı, görüntü yönetmenliği ve müzikler başarılı. Velhasıl A Ghost Story, ABD’de çok sevildi, lakin denildiği kadar başarılı olduğunu ya da çok farklı bir deneyim olduğunu düşünmüyorum. Gene de yadsınamayacak artıları sayesinde keyifli bir film olmuş. Ama ortalamayı aşamadığını da belirtmeden edemeyeceğim.

kategori:
izlenim

ilgili