A Letter To Elia: Scorsese’den Ustasına Saygı Duruşu

Martin Scorsese, ustalarından Elia Kazan'ı özel bir belgeselle anlattı.

Kapadokyalı bir ailenin İstanbullu oğlu Elia Kazancıoğlu ya da ABD’de kullandığı ismiyle Elia Kazan sanatıyla, filmleriyle, ilk veya ikinci rollerini verip yıldızlığa yükselttiği Marlon Brando, James Dean, Julie Harris, Warren Beatty, Lee Remick, Karl Malden gibi isimlerle kolaylıkla tarihin en iyi iki-üç sinemacısından biri sayılabilirdi. Tabi 1950’li yıllarda Amerikan Komunist Partisi’ne birlikte üye olduğu arkadaşlarını gammazlayıp kendini kurtarmasaydı.

Sinema dünyasının en iyi yönetmenlerinden biri olup aynı zamanda en tartışılan isimlerinden biri olması 1999’da aldığı yaşam boyu başarı oscar’ında da kendini gösterdi. İzleyenlerin arasında bu onursuz davranışı unutmayanlar da vardı.

Görüntülerde de izleyebileceğiniz gibi ödülü kendisine Martin Scorsese ve Robert De Niro teslim etti. Martin Scorsese, etkilendiği isimler arasında Roberto Rossellini ve Vittorio De Sica’yı da saysa da, sinema hayatını şekillendiren ismin Elia Kazan olduğunu her zaman söyler. Scorsese, Kazan’a 1999 yılında oscar vermekle kalmadı 2010 yılında A Letter To Elia isimli bir belgesel de hediye etti.

Scorsese ve Kazan’ın rum ve italyan göçmeni ailelerin oğulları olarak sinema stillerini de New York sokaklarında yaşadıkları dışlanmışlık duygusu belirledi. İkisinin de çocuklukları sinema salonlarında geçti. İkisi de New York’ta işin içine mafyanın da girdiği hareketli hayatı uzaktan izleyip gözlemleme fırsatı buldular. Elia Kazan gençliğinin ardından farklı bir yol seçip sinemanın yanında siyasi yaşamını da sürdürdü.

Scorsese de, Kazan da “Oyuncuların Yönetmeni” olarak anıldı hep… Kazan’ın sıfırdan veya yeniden yarattığı oyuncular gibi Scorsese de oyuncusunun performansına yol açan ve ödüller kazanmasına neden olan bir tutum sergiledi. A Letter to Elia’yı izlediğinizde Scorsese’nin aslında kendisini anlattığı hissine kapılabiliyorsunuz.

scor kazan
A Letter To Elia, Scorsese’nin daha sonra da ifade ettiği gibi sinema yoluyla bir baba figürü olarak gördüğü Kazan’a yazdığı bir mektup. “Yakın dost olmamıza rağmen kendisine anlatamadığım şeyleri bu film yoluyla anlattım” sözleriyle tanımlayacağı kadar samimi bir film. Bir belgesel olarak belki de tek sorunu bu kadar samimi ve özel olması…

Yine de çağımızın en büyük sinemacılarından birinin usta olarak gördüğü başka bir sinemacıyı anlatmasını izlemek istiyorsanız, ya da iki yönetmeni anlamak ve çözmek isteyen bir sinefilseniz, mutlaka bir yerlerden bulup izlemeniz gereken bir film…

kategori:
seçki

ilgili