A Martfüi Rem: Yoldaş Seri Katil

Seri katiller yaşadıkları coğrafyadan, dönemden ve politik iklimden ne kadar etkileniyor?

Seri katiller denilince aklımıza gelen ilk şeylerden biri onların bir tür anavatanı olarak gördüğümüz ABD’dir. Tabi ki birçok seri katil buradan çıkmıştır ancak aklımıza seri katillerin üretim yeri olarak gelmesinin en önemli nedeni Amerikan sinemasının mevzuyu sıklıkla işlemesi ve neticesinde de popüler kültürün bir ikonuna dönüştürmesidir. ABD’nin aynı zamanda kapitalist dünya düzeninin baş aktörü olması seri katilleri yeni dünya düzeninin ortaya çıkardığı arazlar olarak görmemize ister istemez sebep olur. Hal böyleyken Amerikan Sapığı gibi birkaç nadir filmin haricinde Amerikan sinemasının konuyu mevcut düzenle pek fazla ilintilendirmeden daha çok kriminal ve suç psikolojisi düzeyinde ele alması şaşılacak iştir. Elbette seri katillerin mevcudiyeti çok eskilere dayanmaktadır.Birçok uzmana göre resmi kayıtlara geçmiş tarihteki ilk seri katil M.S. 1. yüzyılda Roma’da yaşamış Locusta’dır. Yine de seri katil vukuatlarına tarihin birçok döneminde rastlıyor olsak da bireyi yaşadığı toplumdan ayrı düşünemeyeceğimiz için seri katil olgusunu da çağlar üstü bir biçimde ele almamız çok doğru bir yaklaşım olmaz.

Her ülkenin, her kültürün kendine has kodları vardır. O kodlar normal ya da sıradan dediğimiz vatandaşlara nasıl etki ederse suçlu dediğimiz kişilere de o derece etki eder-belki de daha fazla- ve kendi insan tiplerini yaratır; mesela bizde amerikanvari bir seri katile rastlanmaması kısaca bundan kaynaklıdır. Şimdilerde internet platformu Puhu TV’de yayımlanan ”Şahsiyet” adlı yerli yapımın “Türkiye’de insanlar seri katil olmazlar. Türkiye’de insanlar cinnet getirirler.” şiarıyla yola çıkarak bize özgü bir seri katil profili çıkartmaya çalışması da bahsettiğimiz doku uyuşmasını sağlayarak sahici olma isteğinden kaynaklanır.

A Martfüi Rem, konusunu zamanının demir perde ülkelerinden Macaristan’da 50’ler ve 60’larda geçen gerçek bir olaya dayandırıyor. Akos Reti eşinden yeni ayrılmış, tek çocuk babasıdır. Sevdiği kadına evlenme teklif etmiş fakat reddedilmiştir. Reddedildiği gecenin sabahında kadın ölü bulunur ve Reti tutuklanır. İlk önce idama daha sonra da 25 yıla mahkum edilir. Aradan yedi yıl geçtikten sonra kasabada Reti’nin vakasına benzer kadın cinayetleri işlenmeye başlar. Bunun üzerine şehirden yeni bir savcı gelerek olayı araştırmaya girişir. Komünist rejim ve bir seri katil. Pek alışık olmadığımız bir ikili gibi duruyor. Konunun gerçek bir olaya dayanması ise bu ikiliyi birlikte düşünmekten kaçınmayı imkansız kılıyor.

Film komünist rejim ve seri katil arasındaki muhtemel bir ilişkiye odaklanmasının yanında seri katil olgusunun toplum nezdinde rejimin imajını tahrip edebileceği korkusuna da değiniyor. Sözgelimi bir yandan sorgudaki seri katilin savcının sorusu üzerine “Neden yaptığımı hiçbir zaman bilemeyeceksiniz, insanın yanına bile yaklaşamayacağı karanlıklar vardır” sözleriyle özetlenebileceği filmdeki rejim-toplum ve birey arasındaki uçuruma işaret edilirken diğer yandan da savcının olayı çözmek için tüm nesnel ve akılcı yaklaşımına rağmen hem devletteki hiyerarşik yapılanmanın var ettiği kişisel çıkarları koruma güdüsünden dolayı hem de rejimin imajı namına gerçekler göz ardı edilerek söz konusu uçurum daha da derinleştiriliyor.

kategori:
izlenim

ilgili