Ah Medeniyet, Sen Nelere Kâdirsin
| Yazan: İpek Sakarya · 7 Ocak 2009 | Paylaş |

Romeo ve Juliet ile Moulin Rouge‘un ardından Baz Luhrman’dan yine bir iyi-kötü savaşı seyrediyoruz. Adından da anlaşılacağı üzere hikayemiz istilacı ingiliz orduları tarafından iÅŸgal edilen aborjinlerin anavatanı Avustralya’da geçmektedir. Bu nedenle bütün güzelliÄŸiyle arz-ı endâm eden Nicole Kidman ve pek yakışıklı hemÅŸehrisi Hugh Jackman filmde bütün cazibeleriyle kullanılırlar. Bu da yetmez, yan karakterler bu harika çiftin üstünlüklerini kanıtcasına filmin 165 dakikalık temposuna ve sürekli mücadele haline dayanamayarak patır patır dökülürler. Filmin sonunda ise, sadece bu kutsal ikili bütün mücadelelerden saÄŸ çıkar ve bütün görkemleriyle filmi noktalarlar.
Lady Ashley, geri dönmek bilmez kocasının uzak kıta Avustralya’da neler yaptığını merak ederek peÅŸi sıra geniÅŸ arazileri, yerlileri ve kangrularıyla meÅŸhur diyara doÄŸru yola revan olur. O karaya ayak basar basmaz çok sevdiÄŸi kocası da bu dünyadan bilinmeze intikal eder. Biçare Lady’miz, çevresindeki iyilerin ve özellikle hikayenin de çevresinde dönüp durduÄŸu küçük yarı Aborjin yavrumuzun (Nullah) yardımlarıyla çiftlikte dönen oyunların ve olayın vehametinin farkına varır. Bir iki gözyaşının ardından Lady Ashley çiftliÄŸini kurtarmaya ve Darwin kentinin tarihine adını altın harflerle yazdırmaya karar vererek kötülerle mücadele etmeye baÅŸlar. Avustralya topraklarına daha ilk adımını attığında karşısına büyük bir gürültüyle çıkan Drover’ı gören Lady Ashley ilk bakışta, aralarında yaÅŸanacak gerilimden doÄŸacak aÅŸkın sinyallerini seyirciye geçirir. Lady Ashley güzel olduÄŸu kadar cesur ama kibarlığını da her koÅŸulda sürdürmesini bilen bir ÅŸahsiyet olarak karşımıza çıkarken; Drover kaba saba ama gerektiÄŸinde fazlasıyla beyfendi olabilen, kalbi geniÅŸ her daim ezilenin dostu, güçlü kuvvetli bir karakterdir. KarşılaÅŸtıkları her engelin ardından birbirlerine daha da yaklaÅŸan çiftimiz Nullah’ın(Brandon Walters) sevgisini de aÅŸklarına katarak tam gaz ilerlerler ama bu sâfi aÅŸkın peÅŸini bela bırakmaz. Bu sefer de özgür ruhlu Drover’ın geniÅŸ Avustralya topraklarında sığır gütme arzusu, yarı aborjin yavrumuzun atalarının izinden gitmek istemesi nedeniyle bu güzel aile parçalanır . Bu aileyi ancak yeni bir felaket birleÅŸtirebilir. Tam seyircinin filmden kopma esnasında yeni bir felaket zuhûr eder. II. Dünya Savaşı, Avustralya kıyılarına kadar dayanmıştır ve Japon uçakları bu kıyıları da bombardımana tutar. Bu felaketten de saÄŸ salim çıkmayı baÅŸaran bu güzel aile yeniden birleÅŸir.
Yarı aborjin çocuk Nullah’ı kendi elleriyle medeniyete kavuÅŸturmayı amaç edinen Lady Ashley, bu çocuÄŸu korumak adına kendini o maceraden bu maceraya atar ve sonunda bu çok istediÄŸi çocuÄŸa kendisi de sahip olamaz. Hollywood çiftleri edasıyla (misal sürekli evlat edinen ve bunu reklam aracı olarak kullanmaktan çekinmeyen Brad Pitt-Angelina Jolie çifti) çocuÄŸa tutunan ve bu çocuÄŸu sefil hayatından kurtardığını düşünen Lady Ashley aslında kendisini sefil hayatından bu çocuk sayesinde kurtarmaktadır.
İşbu film, medeniyet ne kadar işgal etse de en nihayetinde koruyup kollayıcıdır minvalinde ilerliyor ve arada sırada aborjinlerin hallerine de yer veriyor. Tabii bunu gayet zararsız şarkılar, türküler, büyüler tadında yapıyor. Yani aborjinler ne kadar acı çekerse çeksin yine kurtarıcı olarak soluk benizli medeniyeti yardıma çağırıyor.
Film espirili bir tonda baÅŸlayarak, seyirciyi yakalamayı baÅŸarmış olsa da, Lady Ashley’nin çiftliÄŸe giriÅŸinden ve ölü kocasının bedeniyle karşılaÅŸmasından itibaren tamamen sıradanlaşıyor; kliÅŸelerle girdiÄŸi çıkmazdan kurtulmaya çalışsa da iyice dibe batıyor. Bu nedenle film baÅŸta kazandığı seyirciyi filmin onuncu dakikasında kaybediyor. Luhrman, Rüzgar gibi Geçti ve Afrika kraliçesi gibi kült filmlerden esinlense de Avustralya’daki karakterlerin sıradanlığı ve sığlığı, bu baÅŸyapıtların basit bir taklidi olmaktan öteye götürmüyor filmi. Oz Büyücüsü‘nün etkisi ise, daha başından güzel kızımızın kendi adasından kopup baÅŸka adada kendini bulmasıyla baÅŸlıyor ve geldiÄŸi bu büyülerle dolu diyarda edindiÄŸi dostluklarla Oz Büyücüsü’nün Dorothy’sini aratmayarak devam ediyor. Masal kıvamında baÅŸlayıp masal kıvamında ilerleyen film, çocukların bile masallara inanmadığı bu dönemde yavan kalıyor.
Film romantizm, komedi, savaÅŸ, macera, western öğeleriyle beraber sektörün bütün kliÅŸelerini barındırıyor ve haliyle 165 (yazıyla yüz altmış beÅŸ) dakika kadar seyirciyi esir alıyor. Luhrman’ın diÄŸer filmlerine bakıp (özellikle Moulin Rouge) daha baÅŸarıli bir eser beklentisine girmiÅŸtik, ama ne yazık ki beklentilerimizin karşılığını alamadan salondan ayrıldık. Oscar’ların habercisi olarak kabul edilen Altın Küre’de hiçbir adaylığı bulunmayan film, büyük olasılıkla Oscar’da da aynı akîbete uÄŸrayacak gibi gözüküyor.
İLGİLİ OLABİLECEK DİĞER METİNLER:




