Salt: Olayın Nedir Bacım?

Bakınız için yazan: Ali Güler

Angelina Jolie’nin herhangi bir filmini izlememek için gerçekten de çok önemli bahanalere sahip olmak gerekiyor. Bu Angelina’nın sadece çok iyi bir oyuncu olduğu ile ilgili değil. Varolan birçok Angelina Jolie takip sebebi arasından “Salt” filmi özelinde, daha önce Bone Collector filminde birlikte çalıştığı ve çok da iyi bir performans sergilediği Phililip Noyce ile tekrar bir araya gelmesi sayılabilir.

Philip Noyce, Bone Collector’ın yanısıra akla ilk gelen Dead Calm, The Saint ve Patriot Games filmlerini başarıyla yönetmiş, filmlerinde gerilimden, aksiyondan ve gerginlikten ödün vermemiş başarılı bir yönetmen.

Salt, özellikle son dönemlerde haber sitelerinde sık sık karşılaştığımız Rus ya da Amerikan ajanlarının yakalanması veya değiştirilmesi haberlerini de göz önüne alınca; güncel bir konu diyebileceğimiz Amerikan-Rus ajan gerginliğini ele alan bir yapım.

Film iki yıldır Kuzey Kore’de türlü işkencelerden geçmiş Evelyn Salt’ın ajan değişimi programı sayesinde işkencelerden kurtulmasıyla başlıyor. Değişimden iki yıl sonra, evlilik yıldönümünü iş çıkışı gerçekleştirmeyi planlayan Salt, işten çıktığı anda gelen haberle teslim olan ve anlaşma arayan rus ajanı Vassiliy Orlov’u sorgulamak üzere 25 dakikalığına işine geri dönüyor. Ancak bu dönüş onun sadece yıldönümü planlarını bozmakla kalmıyor, aynı zamanda asıl görevinin gerektirdiklerini yapmasına da yol açıyor.

Orlov türlü teknolojik aygıtların yalan testinden geçerek Sovyetler Birliğinde yer alan bir manastırdan ve bu manastırda ajan olarak yetiştirilen çocuklardan bahsediyor. Anlattıklarına göre bu manastırda yaşayan çocuklar, Rusçadan önce İngilizce öğreniyorlar. Birçok dövüş savaşında uzman haline geliyorlar. Asıl görevlerinin beyinlerine kazınmasından sonra da Amerikan toplumu içerisinde ailelerin yanına yerleştiriliyorlar ve bir Amerikalı gibi yaşıyorlar. “X günü” olarak adlandırılan gün gelene kadar hiç ortaya çıkmayarak sadece bekleyen (uyuyan) bu ajanlara KA 12 ajanı deniliyor. Bu ajanlardan birinin kısa süre önce ölen ve Amerika – Rusya dostluğunun gelişmesi için çalışan, Amerika Birleşik Devletleri başkan yardımcısının cenazesine gelecek olan Rusya Devlet Başkanını öldüreceğini söylüyor.

Yönetmen Noyce, aksiyonu hikayenin gidişatının film süresince birkaç kez değişmesine rağmen hiç düşürmüyor. İyi bir aksiyon filmi yönetmeni olduğunu, gerek aksiyon sahnelerinde gerekse de hikayenin akışını aktarırken bir kez daha kanıtlıyor. Angelina Jolie’nin yanısıra, X-Men Origins: Wolverine’de Sabretooth’u canlandıran Liev Schreiber’in oyunculuğu da sürpriz sonun, sürpriz olarak kalmasını sağlıyor.

Tehlikeli aksiyon sahnelerinin, bilgisayar efektleriyle gerçekleştirilmediği filmde bu sahneler birebir kamera önünde çekilmiş. Angelina’nın ufak da olsa yaralanmasıyla sonuçlanan bu sahneler, bilgisayar efektine boğulmuş aksiyon filmlerinden sıkılan izleyicileri tatmin edecek düzeyde.

Yaptığı müslüman dünya göndermelerinin yanısıra nükleer silahların neden hâlâ varlığını sürdürdüğüne yönelik söylenen birkaç replikle güncel konulara da gönderme yapan film, Angelina Jolie’nin kariyerinde Bone Collector, Lara Croft, Mr. and Mrs Smith ve Wanted gibi aksiyon filmlerinin yanında oyunculuk cesareti ve aksiyon filmlerdeki becerisini en açık şekilde ortaya çıkardığı film olarak hafızalardaki yerini alıyor.

kategori:
izlenim

ilgili