Aki Kaurismäki ile Hayat, Mülteciler ve Marvel Hakkında

Sinemanın yaşayan en büyük ustalarından Aki Kaurismäki, The Guardian'a verdiği röportajda tek kelimeyle döktürmüş....

Sinemanın yaşayan en büyük ustalarından Aki Kaurismäki, The Guardian’a verdiği röportajda tek kelimeyle döktürmüş. Sineması gibi ciddi ama esprili, soğuk ama iç ısıtan yanıtlarını derledik.

“Yılda 2 kere Portekiz’de yaşadığım kasabadan artık hurdaya çıkmak üzere olan arabama atlayıp Helsinki’ye dönüyorum. Gençken altımda Cadillac varken ve yollar kötüyken 3 gün sürüyordu. Şimdi hurda Volvo varken, benim yaşımda iyi yollara rağmen 5 gün sürüyor. Yolda Otis Redding, Dylan, eski fin tangolarını dinliyorum. 20 yıldır yeni bir albüm almadım.”

“Bu yıl Berlin’de en iyi yönetmen ödülü verdiler. Ama üç gün bir odada, sigara olmadan geçirmek zorunda kaldım. Neyse, en azından şarap vardı.”

“Le Havre’ı çok hızlı bir şekilde çektim. Mültecilerin de insan olduğunu göstermek istiyordum. Sinema az da olsa bir etki bırakabiliyor. Bazı ülkeler hiçbir mülteciyi içeri almadı. Bu Avrupa’nın şu andaki en büyük utancı. Avrupa’nın yeniden parçalara ayrılması iyi bir fikir değil. Özellikle Polonya ve Macaristan’daki aşırı sağ propaganda yüzünden nefretin yükselmesi hiç akıllıca değil. Brexit propagandası çok iyi çalıştı ama sonra bu propagandayı yapan insanlar Büyük Sahra’daki osuruk gibi ortadan kayboldular. Sahra’daki osuruk eski bir fin deyimidir”

“Filmlerimde şiddetten hep kaçtım. Ve başka filmlerde de şiddet izlemek istemiyorum. Özellikle çizgi roman uyarlamalarında. Eğer pazarsa ve akşamdan kaldıysam, anlamsız Marvel filmlerine katlanabiliyorum. Akşamdan kalma olunca ciddi birşey seyredemiyorum, o yüzden Marvel iyi geliyor. Onlar da birilerini kesmeye başladığında kafamı çeviriyorum. Kendileri kriptonitten başka hiçbirşeyden zarar görmeyince dövüşmek kolay.”

“Yeni filmim The Other Side of Hope “Nehir” üçlemesinin ikinci filmi olacaktı ama artık sinemaya veda da edebilirim. Hep söylüyorum ama devam edip etmeyeceğimi teknoloji belirleyecek. Dijitale geçmeyeceğim, bunun için çok yaşlıyım. Avrupa’da çok az sayıda film laboratuarı kaldı. Emekliliği de kötü bir şey olarak görmüyorum. Balığa giderim, odun keserim, kağıt oynarım. Ölüp gitmeden önce biraz daha yaşarım.”

“İnsanlık hakkında ne düşündüğümü soruyorlar. Teker teker baktığımda çoğunu seviyorum. Sokaklarda koşuşturmalarını izliyorum. “Acaba hikayesi ne? Niye böyle acele ediyor” diye merak ediyorum. Ama insanlığı bir bütün olarak seviyor muyum? Bundan pek emin değilim”

kategori:
söyleşi

ilgili