Alef 6. Bölüm: Ensesi Kalına Başka, Garibana Başka

Alef'in bitmesine iki bölüm kala sır perdesi biraz aralandı.

Alef dizisinin altıncı bölümü tamamlandı. Geriye sadece iki bölüm kaldı. Şu altı bölümden gördüğüm kadarıyla dizi potansiyelli bir yapımmış. Lakin bu potansiyelin altı bölümde harcandığını düşünüyorum. Son iki bölümde neler yaşanır bilemem ama çok daha iyi bir yapım ile karşılaşabilirdik. Osmanlı dönemindeki tarikatlar ve dergahlar arasında yaşanılan husumetlere dizide daha fazla yer verilseydi ve bugün yaşanılan olaylar, geçmişin bir yansıması olarak bizlere sunulsaydı, çok daha zevk alarak diziyi seyredebilirdim. Kalan iki bölümde iyi bir bağlama ile dizi yine kotarılabilir, lakin durum her ne olursa olsun, efsanevi bir yapım olabilecekken, Alef’i eh işte diye hatırlayacağız.

Üçüncü ve beşinci filler bölümlerini buradan eleştirmiştik. Ben bu bölümü sevdim. Diyaloglarıyla, atmosferiyle ve direkt olarak konuyla bağlantısı açısından gayet iyi bir bölümdü. Fakat bu bölüm, sekiz bölüm sürecek bir sezonun altıncı bölümü mü olmalıydı? Bence hayır. Bu bölümü dördüncü bölüm olarak seyretseydik ve önümüzde dört bölüm daha olsaydı, dizi hakkındaki umutlarım artabilirdi.

Bilinmezliklere, bilinmezlik katan bu bölümün en önemli sahnesi, Hatice Aslan’ın canlandırdığı Semiha karakterinin konuşmasıydı. Evet evet en güzel sahne buydu. Ne Settar’ın bölümün sonunda düştüğü durum ne Güneş’in hikayesi ne de Kemal ve Yaşar’ın arasındaki ilişki. En önemli sahne Semiha’nın konuşmasıydı. Bu bölüme kadar Semiha’nın dilsiz olduğunu düşünmeye başlamıştım. Hatice Aslan gibi yüksek kaşeli bir oyuncuyu dizide oynatırken, ancak altıncı bölümde bir replik yazılıyorsa, bu durum göze fazla batar ve haliyle bende bunu eleştiririm. İlk üç bölüm, gizemli tavrından dolayı konuşmamasını anlarımda ilk replik altıncı bölümde mi yazılır? Hele ki bu repliğin içi boş ise. Gayet rahat bir biçimde Güneş’in cesedinin bulunmadığını başka bir karakter sayesinde de öğrenebilirdik. Ki zaten aynı bölümde, Müdür ve Kemal’in konuşmasında, cesedin bulunamadığını müdür söyledi. Ne gerek vardı Semiha’nın konuşmasına, uzun uzun bakışlar atsaydı, poz kesmeye devam etseydi. Diziyi repliksiz bitirseydi. Ben kabuldüm.

Güzelce bu durumdan şikayetimi belirttiğime göre bölümün incelemesine geçebiliriz.

Bölümde öğrendiğimiz en önemli bilgi, Güneş’in cesedinin hâlâ bulunmamış olmasıydı. Güneş’in neden intihar ettiğini, nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu ve kimlerle ilişkisi olduğunu net bir biçimde öğrendik. Keşke bunları bizlere müdür gibi kötü bir anlatıcı değil de başka biri anlatsaydı. Cihangir’e bile razıydım.

Güneş’in cesedinin bulunmaması, bizlere ölmemiş olabileceğini gösterebilir. Lakin ben öyle düşünmüyorum. Yönetmen ve senaristin hedef şaşırtmak için  böyle bir yola girdikleri kanaatindeyim. Bence Güneş öldü. Katilin güneş olabileceğini bizlere göstererek, daha önceki bölümlerde altını defalarca çizdikleri Yaşar’ın eski eşini bizlere unutturmak istiyorlar.

Yaşar’ın babasının odasında kapüşonlu birini gördük. Settar’ı kovalayan kişiyle, Rahmi Görener’in odasında olan hatta Kemal’in ateş istediği kişiler aynı kişiler. Yani bunların tamamını göz önüne alırsak ve kapüşonlu kişinin elindeki yaraya da bakınca ilk bölümlerde gördüğümüz Mustafa Diri’nin kardeşi Adem Diri, kapüşonlu kişi. Lakin ben katilin o olduğunu düşünmüyorum. Abisinin intikamını almaya çalışıyor olabilir. Ki zaten Güneş’in cesedinin bulunmadığını bu bölümde gözümüze soka soka göstermelerinin ardından hemen bölümün sonunda Güneş ile karşılaşmamız kötü bir anlatım tercihi olurdu diye düşünüyorum.

Kemal ve Yaşar’ın arasındaki ilişkiye değinmek bile istemiyorum. ‘Ne gerek vardı?’ demekten başka bir şey söylemeyeceğim. O sahnede gördüğümüz üzere Yaşar’ın bir kedisi var ve bu kedinin ismi ‘Zakir’. Anlamına baktığım zaman pek konu ile ilgili olmadığı kanaatine vardım. Yaşar’ın ilgi alanlarından bir esinlenme sadece.

Özgür Emre Yıldırım’ın yer aldığı sahneleri fazlasıyla seviyorum. Bence çok iyi bir oyuncu. Hem ana akım işlerde hem de bağımsız işlerde görmemiz beni mutlu ediyor.

Bölüm gayet iyiydi lakin dediğim gibi altıncı değil de keşke dördüncü bölüm olsaydı.

Değinmek istediğim başka bir konu daha var. Bölümün sonunda Settar, yarı baygın yatmış bir vaziyetteyken, elinde bıçak olan bir şahısın eline düştü. Lakin yedinci bölümün fragmanına baktığımız zaman Settar gözüküyor. Bir gizem yaratmak adına burada bölüm sonlanıyorsa, bir sonraki bölümün fragmanında neden Settar’a yer verilir? Yok gizem vermek gibi bir amaç yok ise bölüm neden orada bitirilir? Bazen alınan kararlara hiç anlam veremiyorum.

Bir sonraki bölümün incelemesinde görüşmek üzere.

kategori:
izlenim

ilgili