Amour: Aşk Ne Yana Düşer Ölüm Ne Yana

Turgay Kaplan, Haneke'nin en son filmi Amour'u da değerlendirdi....

Amour, az sonra yaşamlarının son kesitini izleyeceğimiz yaşlı karı koca Georges ve Anne’in evine polisin kapıyı kırarak girmesiyle açılıyor. İçeride polisi, Anne’in cesedi beklemektedir. Georges’un akibeti ise gösterilmeden kamera yaşlı çiftin sonun başlangıcı da diyebileceğimiz son zamanlarına çevrilir. Filmin açılışındaki bu final sahnesinde vakanın ilk elden adli yönüyle gösterilmesi, Haneke’nin önceki filmlerinde de yaptığı gibi burada da seyirci ile hikayesi arasında belli bir mesafe oluşturma amacı güdüyor. Ve hikaye ilerledikçe Georges’un karısını ve kendisini, kızları da dahil olmak üzere dış dünyadan izole etmesiyle, biri ölüme çok yakın son derece yaşlı iki insanın neler hissettiklerini anlayabilmemizin ne denli zor-belki de imkansız- olduğunun altı kalınca çiziliyor ve Haneke’nin dışarıdan bir göz gibi kullandığı kamerasının konumundaki bizler ile onlar arasındaki mesafe hiç kapan(a)mıyor. amour 3

Annesinin durumu karşısında elinden ağlamaktan başka bir şey gelmeyen kızlarının kendi sorunlarıyla dolu olması, Anne’in eski piyano öğrencisinin kariyerinin zirvesinde oluşu ve oldukça somut bir gösterge olarak da başlardaki konser sahnesinde kameranın konuşlandığı sahneden içlerinde Anne ve Georges’un da bulunduğu seyircileri uzunca bir süre göstermesi gibi ayrıntılar Haneke’nin  rahatsız etmek istediği biz izleyici kitlesini doğrudan hedef alıyor. Yaşlı çiftimizin artık sadece seyircisi olduğu nihayeti belli hayat yolunda rollerimizi devam ettiren oyuncular olduğumuzu hem kameranın konumu açısından hem de filmdeki yan roller aracılığıyla farkettirerek bizi alışık olduğumuz yaşam şekillerimize karşı yabancı kılıyor Haneke. (Yoksa Emanuelle Riva ve Jean Louis Trintignant devleşirken normalde onlardan geri kalmayacak Isabelle Huppert’a sulugöz bir rol biçilmesi ve de ana karakterler haricinde kimseye odaklanılmaması anlamsız olurdu.)amour 1

Beraberliklerinin son zamanlarını izlediğimiz çiftin ilişkilerine baktığımızda ise aşk ve ölümü, gerek ayrı ayrı gerekse birlikte değerlendirme fırsatları ediniyoruz. Çiftin birbirlerine doğrudan sevgi gösterisinde bulunmamasını, kızlarının çocukken anne ve babası arasındaki sevgiyi gördükçe üçünün bir arada ömür boyu yaşayacaklarını düşünmüş olmasını, ek olarak da koca bir insanlık tarihini göz önüne koyduğumuzda aşkın ne yana ölümün ne yana düştüğünü, aşkı da ölümü de kendi süreçleri içinde değerlendirmemiz gerektiğini, bunlar birbirlerinden ne kadar ayrı yönlere düşseler de birinin diğerini esasında tam olarak etkisiz kılamayacağını görebiliyoruz.Amour2

Belki de yazıyı bu noktada sonlandırmam gerekir. Ancak bir Michael Haneke filmi üzerine ne söylersem söyleyeyim eksik bıraktığım, söylemediğim bir şeyler daha var hissi ben de hep uyandığı için şunları zorlayarak da olsa kayda geçirmeden edemeyeceğim: Aşk hayatın tatlı bir meyvesi ise ölüm de o hayatın altını oyan karanlıktır. Ve bizler aşkı gereğinden fazla yücelten ölümü ise görmezden gelen modern hayatlarımızla o karanlığa karşı ne kadar hazırız? Yanımızda sevgimizi de-kalmışsa eğer aşkımızı da- taşıyabilecek kadar mı?

kategori:
izlenim

ilgili