Andrew Niccol: Distopya Üzerine Kurulu Bir Kariyer

Aras Basmacıgil, ilk yazısında Andrew Niccol'ü anlattı....

Bazı sanatçılar vardır, yaptığı işi onun yaptığını bilmeseniz bile açıp okuduğunuzda, izlediğinizde veya dinlediğinizde onun yaptığını bilirsiniz. Jackson Pollock’ın tarzını bilen biri onun bir tablosununu hemen tanıyabilir veya Diplo’nun içinde bulunduğu bir parça hemen kendini belli eder. İşte belki de dünyanın en “uzak” ülkesinden gelmesinden ötürü, bu kadar spesifik bir imzası olmasına rağmen hak ettiği değeri görememiş bir isim var. Kendisini tanımlamak için söylenebilecek tek sözcük; “distopya”… Bu isim Andrew Niccol.
Andrew-Niccol
Yeni Zelandalı yönetmen ilk olarak karşımıza Gattaca ile çıktı. Genetik biliminin gelebileceği yerden ve insanların aç gözlülüklerinde doğan sorunlardan muhteşem bir distopya inşa etti. Ardından filmografisine baktığımızda en kült haline gelmiş filminin senaryosunu yazdı ve prodüktörlüğünü yaptı. Bu film Hayvan Dedektifi, Yalancı Yalancı, Maske gibi komedi filmleriyle efsaneleşmiş Jim Carrey’yi hepimizin gözünde farklı bir konuma oturttu; The Truman Show. Bu kadar ince işlenmiş, reality show konsepti daha bu kadar yayılmamışken konuyu satirik bir dille ele alan film yine farklı ama olumsuz bir gelecek çizdi.

S1m0ne belki de yazıp-yönettiği komedi unsurlarını en çok barındıran film. Sanal gerçekliğin, gerçeğin yerini almasının nasıl sonuçları olabileceğini gösterdi. Mehran Karimi Nasseri’nin orjinal hikayesinden uyarlama olan The Terminal, Spielberg’ün elinden çıkma; fakat bir farkla Niccol’ün bu filmdeki dokunuşunu senaryoda görebilirsiniz, prodüktörlüğünün yanı sıra…
lord-of-war
Distopya denince belki de maddi açıdan olmasa da içeriksel ve sanatsal açıdan güme gitmiş en önemli filmi “In Time” Niccol’ün. Herkesin, Justin Timberlake için “oyunculuk kariyerine yönelse daha iyi mi olur?” diye sorguladığı ilk film olabilir, ama belki de filmin önünde de geçen bu kadar popüler bir ismin oynamasıdır. Para biriminin zamana dönüşmesi distopik bir kurgu olarak sunulsa da günümüzde bir gerçek. Uruguay Eski Cumhurbaşkanı Jose Murica’nın konuşmasında dediği gibi, “İnsanlar para kazanabilmek için hayatlarından/zamanlarından harcıyorlar”. Hem günümüzün ekonomisine hem de sosyal yapıya inanılmaz bir eleştiri içeriyor aslında film.

Elbette bunların dışında Lord of War gibi çok önemli bir filmle birlikte, The Host gibi kariyerinin en vasat filmi olan bir roman uyarlaması ve Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışmış Good Kill’i de kariyerinde bulunduruyor Niccol. En büyük sıkıntısı, muhteşem distopyalar kurgulasa da her zaman bir underdog gelip günü kurtarıyor… Belki de distopyanın doğasında bu yoktur, belki de Emmanuel Goldstein gerçekten var olmamıştır?

Ya da olmuştur, bilemeyiz… Kariyeri, her daim yaptığı filmlerin arkasında kalan bir adam Niccol. Sinemanın en dahi çocukları arasında hiçbir zaman adı geçmedi ama distopya sevenler için “Our Ford”ları yaratabilen bir beyin.

kategori:
seçki

ilgili