Arrival: Bir Yaprağın Ayrıştırılamaz İki Yüzü

Arrival, alıştıklarımızın çok dışında bir uzaylı ziyareti filmi.

Aşağıdaki meydan tabelasını yıllar önce İspanya’nın şirin kenti Girona’da yakalamıştım. Pompeu Fabra, Katalan diline büyük emeği geçmiş bir dilbilimci. Aynı zamanda bölgede bir üniversite de onun adını taşıyor. “Böyle manzaralar bizde de yaygınlaşsa, meydanlara, bulvarlara dilbilimcilerin, çevirmenlerin adı verilse ne güzel olur değil mi!” şeklinde not aldığımı hatırlıyorum. Not kayboldu, fotoğraf kaldı. Paylaşmak Arrival’ın gösterime girdiği haftaya kısmetmiş.

plaza_pompeu_fabra

Filmekimi’nde birkaç yüz şanslı sinemaseverin seyretme imkanı bulduğu, Denis Villeneuve’ün cesur, yürekten bilim-kurgu filmi “Arrival” bugün vizyona giriyor. “Mise en abyme” türüne yeni bir boyut getiren film, belki roman içinde roman yazmıyor ama iki saat boyunca rüya içinde rüya, onun içinde bir başka rüya görmemizi sağlıyor. İzleyici, “hayat hikayesi”nin bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmesine engel olamıyor (Zaten filmin alternatif ismi, uyarlandığı Ted Chiang öyküsünün de adı olan “Story of Your Life”).

Arrival’ın harikulâde yönü; hiç acelesi olmayan, aksiyona boğulmamış, bizleri derin düşüncelere gark eden bir iletişim ve “uzaylılarla temas” filmi olarak karşımıza çıkması. Boyları yaklaşık 500 metre olan devasa birer rugby topu görünümündeki bir düzine uzay gemisiyle müflis ve müsrif dünyamızın 12 farklı noktasına iniş yapan dünya dışı “heptapod”lar, korkutmaktan ziyade biz seyircilerde hayranlık, merak, teslimiyet karışımı bir his uyandırıyor.arrival-movie

Fakat filmin dünyasında öyle asayiş berkemal değil. Çat kapı gelen bu “ziyaretçişkolar”a hazırlıksız yakalanan insanlık, alelacele bir sunum da hazırlamayınca borsa çöküyor, şehirler kaos ortamına sürükleniyor! Henüz niyetleri, dost mu düşman mı oldukları, dünya için “çocukluğun sonu”nun gelip gelmediği anlaşılamamışken, dünya cephesi tek seçeneğin savaş olduğuna karar veriyor ve “düşmana dalma” hazırlıklarına başlanıyor.

Neyse ki Albay Weber’in (Forest Whitaker) öncülüğündeki bir ekip, daha makul davranarak dilbilimci Dr. Louise Banks’in (Amy Adams) yardımına başvuruyorlar. “Nedir bunların derdi? Ne söylemeye çalışıyorlar? Hele bir çöz, bir tercüme et bizim için” diyorlar. Öncesinde Noam Chomsky ile temas kurdular mı bilmiyoruz ama Dr. Banks de gayet isabetli bir seçim…

Bu noktadan itibaren Dr. Banks ile beraber kendimizi dev bir amfide, keyifli bir dilbilim dersinin ortasında buluyoruz. Dev bir örümceğe benzeyen yaratıklarımız, denizyıldızı şekilli ellerinden çıkan kara mürekkeple bazı şekil ve semboller çizerek, inanılmaz derecede karmaşık bir hiyeroglif vasıtasıyla, uzman dilbilimcimize bir şeyler anlatıyorlar. Buradaki güzellik, insanlığın kurtarıcısı olarak başvurulan dilbilimin betimleyici bir bilim dalı olması. Buyurucu değil, belirleyici ve betimleyici. Etrafımızda bize sürekli bir şeyler buyuran tiplerin olmasından o kadar sıkılmışız ki, Arrival bizlere ilaç gibi geliyor.arrival-2016-movie-adams-renner

Kafa dengi bir mesai arkadaşı olarak askerî bilim adamı Ian Donnelly’yi (Jeremy Renner) de yanına alan Louise Banks, tüm dünyadan yükselen “saldıralım şunlara bir an evvel” çalkantısına aldırmadan uzaylı konuklarımızın “dil göstergeleri”ni çözmeye çalışıyor. Ian ve Louise’in daha kolay ayırt etmek için en çok temas kurdukları iki uzaylı ziyaretçiye “Abbott ve Costello” adlarını vermeleri, yüzümüze hafif bir tebessüm getiren bir diğer gelişme oluyor.

Ferdinand de Saussure’ün ünlü benzetmesindeki “bir yaprağın ayrıştırılamaz iki yüzü” olan “gösteren ve gösterilen” bir araya geldiğinde “dizge” tamamlanacak, uzaylı ziyaretçilerimizin meramı anlaşılacak. Lakin teoride öyle ama pratikte de durum aynı mı? Yaşam, teori bekler mi? Dilbilimcilerimiz bu yoğun baskı altında görevi başarabilecekler mi? Bunlar filmi izlediğiniz zaman cevap alabileceğiniz sorular…

Arrival, Denis Villeneuve’ün çektiği ilk bilimkurgu, İzlandalı besteci Jóhann Jóhannsson’un minimalist ve sakin müzikleri eşliğinde unutulmaz bir filme dönüşerek ilerliyor. Müthiş performansıyla Amy Adams filmi adeta sırtında taşıyor. Zaman eğilip bükülürken, bu rüya bitmesin istiyoruz. Zira başrolünde semantiğin, semiyotiğin olduğu bir film öyle her gün karşımıza çıkmıyor.

kategori:
izlenim

ilgili