Av Mevsimi Açılmadan Yavuz Turgul

Yavuz Turgul’un son filmi Av Mevsimi, Şener Şen, Cem Yılmaz ve Çetin Tekindor’lu kadrosuyla, 3 Aralık’ta gösterime giriyor. Film henüz gösterime girmeden, ve sayfalar mezkur filmin eleştirileri ile dolmadan,...

Yavuz Turgul’un son filmi Av Mevsimi, Şener Şen, Cem Yılmaz ve Çetin Tekindor’lu kadrosuyla, 3 Aralık’ta gösterime giriyor. Film henüz gösterime girmeden, ve sayfalar mezkur filmin eleştirileri ile dolmadan, Yavuz Turgul sinemasına dair yıllardır kurcalanan bir konuya değini yapmakta fayda var.

Özellikle 1996 yapımı Eşkıya ile, gişe anlamında Türkiye sinemasını ayağa kaldıran Yavuz Turgul, bu film sonrası sinema seyircisinin de yakın takibi altına girdi. Ancak seyirciden gelen dolaylı talep, beklendiği kadar kısa zamanda arz bulmadı ve Turgul bir sonraki filmi için tam 9 sene bekledi. 2005 yılında gösterime giren Gönül Yarası ve 2007 tarihli (senaryosunu yazdığı) Kabadayı ile eski ritmini yavaş yavaş bulmaya başlayan yönetmen, bu kez de birçok ağızdan gelen aynı eleştirilerle karşı karşıya kaldı: Yavuz Turgul ve Şener Şen kendilerini tekrar ediyor.

Av Mevsimi gösterildikten sonra muhtemelen tekrar ayyuka çıkacak bu eleştirilerin ağırlık merkezini oluşturan nokta ise, ikilinin Eşkıya sonrası filmlerde Eşkıya’yı tekrar ettiği, böylece tutmuş bir fikrin ekmeğini yediği. Bir Yavuz Turgul filmi için bu yakıştırmayı yapmak, Turgul’un ilk filmini Eşkıya sanmakla beraber anılmalı bir yerde. Yavuz Turgul’un 1996 yılında yaşlı eşkıya – genç serseri ikilisiyle bir damar bulduğunu ve sonraki iki filminde bunu tekrar ettiğini iddia etmek, Eşkıya’dan yaklaşık 10 sene evvel çekilen Muhsin Bey’i, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni’ni, Züğürt Ağa’yı izlememiş- yahut iyi okumamış- olmakla açıklanabilir ancak.

Yavuz Turgul, 1985 tarihli (yine sadece senaryosunu yazdığı) Züğürt Ağa’dan beri, belirli bir derdi olan, belirli temalar üzerine film yapan bir yönetmen. En sevdiği tema ise şüphesiz gelenek – yenilik çekişmesi, diğer bir deyişle eskiye ait olanın, yeni olanla çatışması. Köydeki varını yoğunu satıp şehre geldikten sonra şehrin alengirli dünyasına yenilip her şeyini kaybeden Ağa da, arabesk müziğin hızlı yükselişi karşısında halk müziğini korumaya çalışan Muhsin Bey de, aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni olmasına rağmen saygı görmek için politik mesajlı bir film çekmesi gerektiğini inanan Haşmet Asilkan da, yenilenen eğlence dünyasında hala eski tip gösterileri ile kendilerini ifade eden Abidin-Mahmut ikilisi de, yeniyle derdi olan, eski değerlerin elden gidişini hüzünle idrak eden karakterler. Haliyle eski bir eşkıyanın günümüzün şehir eşkıyalarıyla karşılaşmasını anlatan nefis film Eşkıya da, Yavuz Turgul sineması için bir başlangıç noktasını değil, bilakis incelikle işlenmiş bir filmografinin ehemmiyetli bir parçasını temsil ediyor. Yavuz Turgul’un her filmde aynı şablon üzerinden başka başka meselelere eğildiğini görmek için ise filmlerin konularını okumak dahi yeterli.

Sorunun Eşkıya’da olmadığını, Yavuz Turgul’un “aynı filmleri çekmeye” yıllar önce başladığını anladık. Peki Yavuz Turgul sineması hâlâ kendini –hem de 25 yıldır- tekrar ediyor mu? Aslında bu soruya çok net bir cevap sunmanın vicdani olmayacağını düşünüyorum. Neticede her insanın sinema algısı farklılık gösterir. Değişik türlerde yetkin eserler sunan bir yönetmeni daha kayda değer bulana da, gerçek yönetmenliğin belirli bir alanda ustalığını sergilemekten geçtiğini iddia edene de aynı oranda saygı duymak durumundayız. Ancak Yavuz Turgul’u eleştirirken ikiyüzlü bir eleştirel tavır takınmak, daha kibar şekilde ifade edecek olursak, Turgul ve Şen’in filmleriyle ilgili “çifte standart uygulamak” yapılabilecek en büyük yanlışlardan biri. Dünya sinemasında filmografisi boyunca belirli temaları incelikle işlemiş ve adeta belli şeylere “kafayı takmış” yönetmenlerin varlığından haberdarız. Kariyeri boyunca batıda silahlar arasında kalmış yalnız kahramanları, insanlar arası ilişkilere saplanıp kalmış entelektüel adamları, fantastik bir dünyanın içine düşmüş şaşkın karakterleri, şehrin arka sokaklarındaki ağzı bozuk ani-kahramanları veya onuru için yaşamış savaşçıları anlatarak kendince bir tarz yaratmış ustaları büyük bir saygıyla anarken, Türkiye’nin parmakla gösterilecek Auteur sinemacılarından olan Yavuz Turgul için “tekrar” suçlamasında bulunmak, hakkaniyetli bir eleştirinin gereklerini yerine getirmemek demektir.

Son cümlemizi de biraz polemik soslu hazırlayalım: Evet, belki Yavuz Turgul her filminde kendini tekrar ediyordur, ama geçmişte Vittorio De Sica kendini ne kadar tekrar etmişse, Michael Haneke şu an kendini ne kadar tekrar ediyorsa, Yavuz Turgul da o kadar tekrar ediyordur. Fazlası değil.

—————-

Bakınız: Yavuz Turgul’un Eşikteki Kahramanları

kategori:
seçki

ilgili