Av Mevsimi: Aralıktan Görmek

Yavuz Turgul filmi deyince iki şeyden emin olabilirsiniz: 1-Muhtemelen filmde Şener Şen vardır. (Sanırım Fahriye Abla dışında tüm Y.Turgul filmlerinde var) 2-Filmin senaryosu ve diyalogları sağlamdır. Özellikle son yıllarda...

Yavuz Turgul filmi deyince iki şeyden emin olabilirsiniz:
1-Muhtemelen filmde Şener Şen vardır. (Sanırım Fahriye Abla dışında tüm Y.Turgul filmlerinde var)
2-Filmin senaryosu ve diyalogları sağlamdır.

Özellikle son yıllarda (CSI dizilerinin yayılımıyla) Türkiye’de de polisiye dizilere ve filmlere doğru belirli bir ilgi ortaya çıkmaya başladı. Beyza’nın Kadınları, Ejder Kapanı ve nispeten bana daha çok hitap eden Sis ve Gece aklıma gelen ilk örnekler… Tüm bu filmler gerek oyuncularıyla gerekse polisiye konulara el atmalarından dolayı dikkat çekti, konuşuldu beğenildi veya beğenilmedi.

Yavuz Turgul ise polisiye olmasa da bu “vurdulu kırdılı” türüne, en çok Eşkıya ve Kabadayı filmleriyle yaklaşmıştı. İkisinde de hikaye, yasadışı-ama kötücül olmayan- güçlü bir karakter merkezinden anlatılıyordu. Av Mevsimi’nde işler biraz değişmiş, bu sefer ortada bilinmeyen bir hikaye var. Şener Şen yasa tanımaz kimliğinden sıyrılıp bir yasa koruyan/polis kimliğine bürünmüş.

Polisiye türüne hep sıcak baktığını ifade eden Yavuz Turgul’un bu türdeki ilk filmi Av Mevsimi, uzun süredir merakla bekleniyordu. Bu merakın sebebi biraz da güçlü kadrosunun yaratacağı katkı payı olabilir zira filmde Şener Şen’in yanı sıra Cem Yılmaz, Çetin Tekindor, Okan Yalabık, Melisa Sözen gibi bir hayli başarılı oyuncular mevcut. Tabii yanlış anlaşılmasın, film harika bir ekibin performansına sırtını dayamış bir film değil. Tutarlı bir senaryoya, sağlam karakterlere ve akıcı bir kurguya sahip.

Film yeni olduğundan çok fazla detay vermeden kısaca konusundan da bahsedelim; Tüm polis teşkilatının tecrübesinden dolayı Avcı lakabını taktığı, emekliliği yakın Ferman (Şener Şen), yan masasında, nerde ne yapacağı pek belli olmayan –bu nedenle Deli denilen- İdris (Cem Yılmaz), cinayet masasında görevli iki polistir. Bu ikiliye cinayet soruşturmasına gitmeden önce “yeni biri” eklenir; Bu dünyaya tümden yabancı, yeni mezun Hasan (Okan Yalabık).

Ormanda bulunan bir genç kıza ait el, bu üçlünün tamamen hayatını değiştirecek olaylara neden olur. Yavuz Turgul’un filmlerini izleyenler az çok tahmin edecektir ki yönetmenin esas önem verdiği konu senaryo. Zaten karakterler de senaryoyu öne taşıyan yapıda. Hikayenin gerektirdiği ölçüde pek çok soruna (Organ nakli, namus cinayeti, kadınların ezilmesi) temas eden film bu konularda mesaj vermekten ya da ahkam kesmekten itinayla kaçıyor. Büyük oyuncuların yanında Cem Yılmaz’ın da varlığı filmin popülaritesine yardım eder mi bilemem ama canlandırdığı “Paranoyak, ruh hali inişli çıkışlı Karadeniz’li” polis rolü bugüne kadar ki en iyi performansı diyebiliriz.

Filmin çıkış noktası Yavuz Tanyeli’nin bir resim çalışmasından ve ona aldığı bir nottan esinlenilerek yazılmış. “Yeni bir şeylerin görüleceği aralıklar mutlaka vardır.” Film bu cümle üzerinden ilerliyor ve cinayetin çözülmesi de bu yaklaşımı destekleyen başka bir tutarlı husus. “Hiçbir şey göründüğü gibi değildir önemli olan bakış açınızı değiştirmektir”

Filmin tek eleştirilebilecek kısmı sonu olabilir. Şöyle ki:
“Ben olayı çözmüştüm” “Sonunda hiç şaşırmadık” gibi… Yorumlar duydum. Bence film bu iki cümleye harcanacak nitelikte değil.
Sinema seyircisinde bazı kalıplar var. “Her ağlatan film duygusaldır.” “Sonunu ön göremediğimiz film güzeldir.” “Her polisiye şok edici bir sonla bitmelidir.” gibi… Aslında filmi bütün olarak izlemek gerekir ama polisiye türü izleyicilerinde katili yakalama çabası kalıtsal bir durumdur :) Normal karşılamak lazım. Ben de Agatha Christie romanlarında, katili Hercule Poirot’dan önce bulmak için kitapla epey savaşırdım.

Yazıyı kişisel bir notla bitirelim; Ben de filmin sonunu tahmin ettim. Evet. Ama bu durum filmden bir an bile sıkılmama sebep olmadı.

kategori:
izlenim

ilgili