Aydaki Adamlar: Andy Kaufman, Jim Carrey ve Tony Clifton

Now, Andy, did you hear about this one? Tell me, are you locked in the punch? Hey, Andy, are you goofing on Elvis? Hey, baby, are you having fun?

Kimine göre dahi, kimine göre abartılmış bir balon olarak anılıyor Andy Kaufman. Ona ne derseniz deyin ancak bir şeyi reddedemezsiniz: Kesinlikle cesur bir adam. Dadaist(Kuralsız) bir komedyen (kendi deyişiyle müzik ve dans adamı) olan Kaufman, gösterilerinde insanları güldürmeyi değil onlardan bir tepki almayı amaçladı. Bu amaç doğrultusunda şov dünyasında kimsenin çıkamayacağı seviyelere çıktı ve insanların sert tepkilerini almaktan asla kaçınmadı. Hatta bir dönem bu tepki konusunda o kadar ileri gitti ki Amerika’daki bütün kadınların tepkisini çekmeyi başardı. Ona Hollywood’un kapılarını açan Foreign Man (Yabancı Adam) karakteri, ünlü sit-com Taxi’deki Latka Gravas karakteri, Kral Elvis Presley tarafından “Açık ara en sevdiğim” diye bahsedilen Elvis taklidi, Cinsiyetler arası güreş şampiyonluğu ve elbette Tony Clifton ile hatırlanıyor Kaufman. Tabi, Tony Clifton gerçekten oysa. 1984 yılında 35 yaşındayken hayata gözlerini yumdu Kaufman. Daha yolun yarısındayken gelen bu ölüm elbette insanları inandıramadı. Kaufman’ın şaka yaptığını ve ölümünün sahte olduğunu düşünen insanların sayısı hiç de az değil. Kaufman’ın ölüm şakası yapıp 20 yıl sonra geri dönerim dediği iddia ediliyor. Ancak 20 yıllık süre geçti ve Kaufman’dan hala iz yok. Aslında filmde hayata döndüğü söylemek hiç de abes değil. Elbette böyle bir insanın filminin çekilmemesi düşünülemezdi ve 1999 yılında o dönemin büyük yıldızı Jim Carrey, örnek aldığı en önemli ismi canlandırma şansını elde edecekti.

Kamera Arkası: Jim & Andy: The Great Beyond – Featuring a Very Special, Contractually Obligated Mention of Tony Clifton

Amadeus ve One Flew Over The Cuckoo’s Nest gibi iki muhteşem filme art arda imza atan çek yönetmen Milos Forman’ın yönettiği Man on the Moon, daha vizyona girmeden adından çokça söz ettirmişti. Elbette başrolünde o dönemin en büyük yıldızı Jim Carrey olan bir film için bu çok normal bir durumdu ancak bu kadar olayın sebebi Carrey değil Kaufman’ın ta kendisiydi. Geçtiğimiz günlerde Netflix’te yayınlanan Jim & Andy: The Great Beyond – Featuring a Very Special, Contractually Obligated Mention of Tony Clifton belgeselinde filmin 20 yıldır gizlenen kamera arkası görüntüleri Jim Carrey’nin yorumlarıyla yayınlandı. Bu kamera arkası görüntüler insanların Jim Carrey’nin berbat bir insan olduğu düşünülmesin diye zamanında filmin yapımcısı Universal tarafından yayınlanmamıştı.

Andy Kaufman’ın ölmeden önceki sevgilisi Lynne Marguiles tarafından Man on the Moon setinde çekilen bu görüntüler, Jim Carrey’nin vücudunda hayat bulan Andy Kaufman’ı gözler önüne seriyordu. Carrey’nin söylediğine göre Andy Kaufman kendi filmi için geri gelmişti. Sette Carrey/Kaufman sebebiyle çıkan huzursuzluklar bitmiyor, filmde kendinini canlandıran Jerry Lawler ile ciddi bir kavgaya bile karışıyordu Carrey. Hatta bu kavga sonucu hastanelik olmuştu. Carrey, Kaufman’ın kameralar önünde yaptığı gibi Lawler’ı çileden çıkarıyordu ancak eskiden bir şaka olan bu durum sette gerçekten yaşanıyordu. Sette yaşanan diğer olaylar ve Jim Carrey’nin kariyerine ve hayata bakışını öğrenmek isterseniz belgeseli kesinlikle tavsiye ederim ama öncesinde yazı içinde inceleyeceğim Man on the Moon’u izledikten sonra izlemek daha iyi olacaktır.

Bir Şarkıdan Gelen İsim: Man on The Moon

İçinde bulunduğumuz 2017 yılı itibariyle alternatif rock tarihinin en önemli gruplarından biri olan R.E.M.’in mükemmel albümü Automatic For The People 25 yaşına girdi. İçerisinde Everybody Hurts, Nightswimming ve Ignoreland gibi harika şarkıların olduğu bu albümün en önemli şarkısı ise şüphesiz Man on the Moon. Andy Kaufman’ın ölümünden 8 yıl sonra gelen bu şarkı, R.E.M.’in solisti Michael Stipe’ın ünlü komedyene saygı duruşu niteliğinde. Kaufman’ın hayatı nasıl bir oyun olarak gördüğünden ve inançlarından bahseden şarkı, filme ismini veren bir şaheser. Kısaca insanların aya çıktığına inanıp Andy Kaufman’ın her zaman bir adım önde olacağına inanmamanın arkasındaki mantıksızlığa değiniyor şarkı. Elbette daha derin anlamları da içinde barındırıyor. Peki böyle bir film için bundan daha güzel bir isim olabilir mi?

Man on the Moon daha ilk başında tam da Andy Kaufman’ın tarzında başlıyor. Biyografik filmlerin en büyük sorunuyla dalga geçerek başlıyor filmimiz. Dördüncü duvarı yıkan Kaufman (Jim Carrey), hayatının filmdeki drama uğruna mahvedildiğinden bahsediyor izleyiciye. Sonrasında bütün saçmalıkları kestiğini söylüyor ve filmin anında sonuna geliyoruz. Kaufman’ın klasik gramofonu da bizlere eşlik ediyor. (Bu yazıları dikkatle incelemeyi unutmayın, güzel bir sürpriz var) Man on the Moon bu sahnede buraya kadar filmi kapattıysanız zaten filmi izlemeyi hak etmediğinizi, Kaufman’ı da anlayamayacağınızı iddia edecek kadar ileri gidiyor. Pek de haksız sayılmayacağını filmi izledikçe görüyorsunuz. Kaufman’ın efsane gösterileri Jim Carrey’nin mükemmel canlandırmasıyla bire bir karşınıza çıkıyor. Bu gösterileri komik bulmasanız bile ilginizi çekmeyi kolayca başarıyor film. Kaufman’ın The Great Gatsby’i okuması, Mighty Mouse gösterisi ve Elvis taklidi gibi bazı gösterileri filmde kendilerine yer buluyorlar. Ancak en uzun süreyi elbette ki en büyük şakası güreş şampiyonluğu alıyor. Burada Kaufman’ın dehasını rahatlıkla görebilirken cesaretine hayran kalıyoruz.

Amerika’daki bütün kadınları hedef almak büyük bir iş. Hatta sonunda sadece nefret kazanmayı ve yok olmayı göze almak oldukça zor. Ki filmin en başarılı yaptığı şey Kaufman’ı anlatmak yerine onun anlamaya çalışmak oluyor. Film boyunca kafanızdan neden sorusu asla çıkmıyor. Filmin sinematografisi ve müzikleri ise türü için yeterli. Çok ön plana çıkmasalar bile sırıtmıyor, bazı yerlerde çok hoş duruyorlar. Özellikle R.E.M.’in Man on the Moon için yazdığı devam şarkısı The Great Beyond, selefini aratmıyor. Ancak film bu durumlara rağmen potansiyelinin altında kalıyor. Filmin en büyük sorunları, tempo ve kurgu alanlarında karşımıza çıkıyor. Bazen filmi takip etmek zorlaşırken Kaufman ve Taxi sitcom’u arasındaki ilişkiyi de anlamakta güçlük oluşuyor. Kaufman’ın hayatının önemli bir bölümü olan Taxi dizisi, filmde kısa kısa sahnelerle geçiliyor hatta bazen dizide yer almaya devam edip etmediğini anlayamıyorsunuz. Tony Clifton için zorunlu(!) olarak ayrılan yerler filmin komedi yükünü üstlenirken gereğinden fazla karşımıza çıkıyor hissini veriyor. Bu durum tempoyu da düşürüyor.

Ancak oyunculuklar ve Kaufman’ın ilginçliği filmi izletmek için tek başlarına yeterli oluyorlar. Jim Carrey dışında Paul Giamatti, Danny De Vito ve Jerry Lawler mükemmel iş çıkarıyorlar. Bu başarılarında canlandırdıkları isimlerin sette hazır bulunmalarının (veya olayların zaten içinde olmalarının) büyük etkisi var. Hatta neredeyse hepsi farklı karakterler olarak filmde kısa kısa karşımıza çıkıyorlar. Film bittiğinde büyük bir maceranın bittiği hissini alıyor ve finali ile büyüleniyorsunuz. Filmin en büyük şanssızlığı ise başrolünde Jim Carrey olduğu için komedi damgası yemesi. Bu sebeple gişede bekleneni yapamayan film, izleyicilerin/eleştirmenlerin de gazabına uğramaktan kurtulamamıştı. Yani filmin en büyük silahı ticari açıdan baktığımızda filmin en büyük eksisi haline gelmişti. Bu durum belki de zamanın sonuna kadar bu filmin peşine bırakmayacak.

Sonuç olarak film bütün günahlarına rağmen kesinlikle izlenmeyi hak eden ve türünün öne çıkan yapımlarından biri olarak akıllara kazınıyor. Andy Kaufman, şakasını bitirmeye karar verip, saklandığı yerden çıktığında filme olan sevgisini büyük bir zevkle dile getirecektir. Filmde yer almamış mıydı zaten?

kategori:
izlenim

ilgili