Az ajtó: Kapılar Ardında

Magda Szabó'nun kitabından uyarlanan, István Szabó'nun yeni filmi Az ajtó (Kapı / The Door) filmini Işıl Çobanlı Erdönmez yazdı....

Usta yönetmen István Szabó’nun son filmi Az ajtó (Kapı / The Door), Filmekimi’nde izleyiciyle buluşmuştu ancak ben yeni izleme fırsatı bulabildim. Bazen film hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadan; sadece yönetmen referansıyla izlemek daha güzel olabiliyor. Çünkü beklentiye girmiyorsunuz, konu hakkında önyargılı düşüncelere kapılmıyorsunuz. Yönetmeni iyi bir isim, bakalım film nasılmış diyerek kuruluyorsunuz koltuğa.

Nitekim hislerimizde yanılmadık ve gerçekten güzel bir kitap okumuş kadar olduk. Zaten kendisi de kitaptan uyarlama olan Az ajtó müzikleriyle, görsel anlatımıyla, geri dönüşleriyle, karakter inşası ve oyunculuklarıyla, bunaltmayan kurgusu ve senaryosuyla adeta bir nakış gibi işlenmiş. Bir öyküdeki kişisel anlatımın gücünün altında mutlaka o toplumu anlayan bir bakışın yattığını bize kanıtlayan Macar yönetmen Szabó, bu filminde de bunu başarıyor.

Orta sınıf bir burjuva çiftin yanında yardımcı olarak işe başlayan Emeranc’ın (Helen Mirren), asla içeri kimseyi almadığı evinin kapısına gönderme yaparak adını alan film, 2012 yapımı. Karanlık ve dramatik bir geçmişi olan Emeranc’i çözmeye ve kazanmaya çalışan ev sahibesi Magda (Martina Gedeck) önceleri kendini yazarlığa vermiş gibi görünen sıradan bir yaşama sahiptir. Eşi ev işleri yapmasını istemez ya da tercih etmez. Bu nedenle Magda, kitabını yazarken evini derleyip toplayacak birine ihtiyaçları vardır. Mahalle çevresi tarafından çok sevilen ama kendisinin kimseye pas vermediği Emeranc, belirli şartlar doğrultusunda işi kabul eder.

Aslında Hegel’in efendi-köle diyalektiğinde değindiği gibi; kölenin efendisine ihtiyaç duyduğu kadar efendinin de köleye ihtiyacı vardır. Emeranc, her ne kadar eve para getiren kişi olarak Magda’nın eşini “efendi” olarak çağırsa da; tüm gününü birlikte geçirdiği manevi efendi ilişkisini Magda ile kurmaktadır. Bir süre sonra Magda, yazdığı kitapta da Emeranc’tan söz etmeye başlar ve hayatına iyice dahil olur. Kültür Bakanlığı’ndan kitabıyla ilgili aldığı ödül konuşmasında, en çok Emeranc’a teşekkür ederek onu yücelttiğini düşünür ama bu durum Emeranc’ın hoşuna gitmez aslında çünkü onun üzerinden egemenlik kurmaktadır belki de…

Birini çok sevdiğinizde, onun her şeyini bilmek, sahip çıkmak ve her anını takip etmek istersiniz ya hani; bu iki kadının arasında da aynı durum baş gösteriyor. Ama iki farklı bakış açısıyla… Yardımcı Emeranc, hanımının hayatını düzene koyuyor ama sahiplenmiyor, sadece hatalarını ve eksiklerini düzeltmesine yardımcı oluyor, evini, özel hayatını tüm detaylarıyla görmesine karşın; ona eleştirilerini sunuyor ve kendisine karışmamasını istiyor. Hanımından normalin dışında bir iyilik gördüğü zaman da asla altında ezilmiyor; ya “Bana sadaka verme sakın” diye uyarıyor ya da “Bu yaptığınızı asla unutmayacağım, teşekkür ederim” diyerek sınırını çiziyor. Hanımı Magda’nın olaya bakışı ise daha farklı. Emeranc’ı, hayatının tüm gizemini çözmek isteyecek kadar çok merak ediyor, arkadaşlarına, çevresine, eski çalıştığı kasabadaki insanlara bile onun gizemini soruyor, evinin kapısının ardında neler olduğunu merak edip duruyor. Ve en sonunda da ölmesine izin vermemek pahasına, evini eşyalarını, özel hayatını ve tüm geçmişini yok etmeyi göze alıyor. Geri dönüşlerle çocukluğunu ve genç kızlığını gördüğümüz Emeranc, büyük acılar çekmiş olmasından dolayı belirli metafor korkulara sahiptir film boyunca. Bunları Magda’nın ağzından dinler ya da izleriz bazı sahnelerde. Nazi döneminden kalan eşyaları saklamasının ardındaki asıl nedeni, hayvanları neden çok sevdiğini, evine neden kimseyi almadığını, beklediği misafirin neden asla gelmediğini Magda ile birlikte izleyici de öğreniyor. Biz de kendimizi Magda kadar meraklı buluyoruz bir anda, çünkü merak ve iktidar olarak gözetlemenin verdiği yüce his, bizi de avucuna alıyor.

Filmin felsefesinin temel olarak, bu efendi/köle diyalektiği ve sevmenin alt metni olduğunu söyleyebiliriz. Bu iki olguyu, öykünün müsaade ettiği miktarda bir dramla o kadar güzel harmanlamış ki senaryo yönetimi, zihniniz ve kalbiniz asla yorulmuyor, sadece üzerine düşünme gereği hissediyorsunuz. Birini gerçekten sevmek demek; ona bağlanmak mıdır yoksa onu özgür bırakmak mıdır; işte asıl sorulması gereken soru bu. Her şeyine sahip çıkıp kendi istediğiniz kişi olması mıdır sevmek; yoksa eğer o kişi ölmek istiyorsa bile buna izin verebilmek midir? Belki dürüstçe bu soruya yanıt verip, gerçeklerle yüzleşebilirsek, biz de bir gün Emeranc’ın üstündeki kara fırtına bulutlarının dağılıp güneşin çıkmasına izin verdiği günü görebiliriz.

kategori:
izlenim

ilgili