Bakınız Kulis: Breaking Bad’e Veda!

Suat Demirel, Ömür Kuşluoğlu ve Haktan Kaan İçel, sona eren Breaking Bad'in arkasından duygularını yazdılar....

Suat Demirel: Benim Breaking Bad ile tanışmam oldukça komik oldu aslında. Sinemadan, dizilerden ve benzeri şeylerden hiç anlamayan ve ilgi de duymayan bir kuzenim var. Sadece denk geldikçe bir şeyler izleyen bu kuzenim bir gün bana bir şeyler anlatmaya başladı. Aklımda kaldığı kadarıyla şöyle bir anlatımdı:
“Kuzen, işte bak bir tane kimya mühendisi var, bu adam adamın tekini eritmek istiyor ama bunun bir tane öğrencisi var bu gidip bir kap getiriyor ha kabı getirene kadar içine falan oturuyor, sonracığıma…”
Mesleki açıdan (bir kimya mühendisi olarak) diziyi beğeneceğimi düşünerek anlatmaya başlamıştı. Kendisi de muhtemelen sadece bir bölümü izlemişti ama ilgisini çekebilecek ve bunu anlattıracak kadar önemli gelmişti ona.

3

Kuzenimi tanımış olsanız bunun bir dizi için ne kadar ayrıcalıklı bir şey olduğunu çok iyi anlardınız.
Açıkçası bu anlatım sonrası heyecanlandım diyebilirim. Diziye dair beklenti düzeyim son derece yüksekti.

Beklentimin yüksekliği sonrası yaşadığım hazzı zaten daha evvel yazmıştım. Sezonlar geçti, geçti ve dizi tam anlamıyla patladı. Bu denli patlayacağını ve popüler olacağını açıkçası öngörememiştim. Yani ilgi uyandıracağını biliyordum da bu kadarını beklemiyordum.

Bu kadar genele hitap edebilmesinin altında bence karakter çeşitliliğinin çok büyük önemi var. İlk iki sezon için kesinlikle başat aktörlerin önemi vardı yani Jesse Pinkman ve Walter White. Bunların içsel hesaplaşmaları vardı. Bir şey uzadığı zaman bazen tüm havası kaçar. Breaking Bad öyle olmadı. Sonrasında yaratılan efsane denilebilecek karakterleri sayesinde ayakta kaldı. Hikayesinin bütünlüğünü korumayı da başarınca dört başı mamur bir şahaser ortaya çıktı.
İkizleri de unutmayalım. Bir dizide gördüğüm en acayip tanıtıma sahiptiler. Ayrıca aşırı karizmaydılar. Bir “yapımda” gördüğüm en iyi çatışma sahnelerinden birisi de onların içinde olduğu çatışma sahnesiydi. Off, ne biçim sahneydi, düşününce bile tüylerim ürperiyor.
Efsane karakterlerin bazıları şunlar: Saul Goodman (Better Call Saul!), Mike Ehrmantraut, Gustavo Fring, Tio Salamanca ve pek tabii ki Jane Margolis (Jesse ile tanışmaları ve Jesse’nin onun telefonunu sırf sesini duyabilmek adına defalarca araması?). Bu karakterlerden kimisi gelip geçti, kimisi delip geçti.

Bu dizide en sevdiğim şeylerden birisi tüm yayın hayatı boyunca çapraşıklıkları olduğu gibi verebilmesiydi. Yani hiçbir zaman taraf tutmadı. Jesse örneğin… Çok kolayca tepeye çıkarılabilecek bir karakterdi. Yani masumu oynatabileceğin, iyi gösterebileceğin bir karakter… Son sezonun son 2 bölümünde bunun için çok fırsat vardı. Yani Walter’ı aziz mertebesine de çıkartabilecek hareketlerle dizi tamamen farklı yöne çekilebilirdi. Elde mendil salya sümük ağlayarak izlerdik eminim. Lakin öyle olmadı. Zira dizi öyle bir dizi değil. Daha önceki yazımda bahsetmiştim aslında bundan. Bu bir suç dizisi ve baş karakterlerimiz kahraman değil. Onları sevmemizi beklemiyorlar, sevilmeye ihtiyaçları yok.
En insancıl duygulardan birisi olan baba-oğul ilişkisi bile bu dizide karmaşık bir yapıdaydı. Kendi öz oğlu ve öz oğlundan daha fazla sevdiği Jesse ile ilişkisi Walter’ın öyle bir hal alır ki Jesse’yi öldürebilir, kendi öz oğlu annesini korumak adına onu öldürmek isteyecek hale gelebilir.

1

Sevginin zararları temalı bir dizi yapılacak olsa herhalde adı Breaking Bad olurdu. Bu dizide kimi severseniz, karakterlerden en iyileri kimi severse o ölür. Ölümleri hiç de öyle düşündüğünüz havalı şekilde olmaz. Ölümün, ölmenin havalı şekli yoktur zaten. Uyuşturucu bağımlısıysanız kusmuğunuzda boğulabilirsiniz! Hiç suçunuz olmasa bile sırf birisi sizi seviyor diye arkada bir tane yetim bırakıp öldürülebilirsiniz, hem de öylece, bir anda!

Severken nefret etmek. Nefret ettiğin halde sevmek. Diyorum ya çapraşıklık. Breaking Bad baştan aşağı bu. İyi ile kötü, kötü ile şeytani, şeytani ile ilahi!

Ömür Kuşluoğlu: Bir veda yazısı olacağından doğrudan olaya girerek, gereğinden fazla duygularımı katarak yazacağım. Seveni kadar sevmeyeninin olduğu, yarıda bırakanından, izlemeye doyamayanın da olduğu bir efsane sona erdi. Ben “efsane” diyorum çünkü benim izlemekten oldukça zevk aldığım, aşırı fanatikleşip kötü yanını görmeyi unuttuğum bir dizi haline gelmişti.

Yakın çevremize de bu diziyi izlemeleri gerektiğini anlatırken genelde biraz sıkıntı çekmedik değil açıkçası. Oldukça sıkıcı bir hayatı olan bir kimya öğretmeninin akciğer kanseri olduğunu öğrenmesi ve zaten başarısızlıklarla dolu hayatı sona ererken deli cesareti ile “aileme para kalsın” diye metamfetamin üretmeye başlaması. Açıkçası ilk başladığımda nasıl ilerleyeceğini pek merak etmeden, orta halli bir yapım olacağını öngörmüştüm. Dizinin içerisinde barındırdığı bütün karakter için gerçek bir “karakter” oluşturulmuş ve hiçbir şey veya karakter olması gerektiği için yazılmamıştı. En ince detayına kadar işlenen bir senaryo ve Walter ve Jesse’nin gerçeküstü veya uçmadan kademelerle ilerlemesi bu başarının ana faktörü oldu.

2

Walter’ın -elbet Jesse ile birlikte- hikaye içerisinde aile babası, kanserli bir garibanı oynamak ile meth üreticisi, taviz vermeyen tip arasında mekik dokuması, rol içerisinde rol değiştirmesi göze batmayan bir ayrıntı. Walter White’ın Heisenberg’e dönüşümü, yükselmesi fakat yine sona yaklaştıkça eski Walter karakterine dönerek hikayeyi sonlandırması göz dolduruyor fakat 5 sezon süren bu değişime tanıklık etmek ve dizinin adının layıkıyla hakkını vermesi etkileyiciydi.

Gus Fring, Salamanca kardeşler, Gale Boetticher, Mike Ehrmantraut, Hank Schrader, Saul Goodman, Todd, Lydia hafızamıza kazınan karakterler. Jesse Pinkman’ın ne olursa olsun, ne kadar düşman kesilirlerse kesilsinler Walter’a sürekli Mr.White şeklinde hitap etmesi, bizim gibi onun da ona duyduğu saygının bir belirtisi olsa gerek.

Yapımcı Vince Gilligan’ın sadece Walter White karakterine yaptığı “Mr.Chips’ten bir Scarface’e dönüşüm hikayesi” benzetmesini ben izleyici olarak da biraz üzerime alıyorum. Bu 5 sezon, 62 bölüm içerisinde biz de bütün karakterlerin yaşadığı değişimi yaşadık, onların iç dünyasına girdikçe onlar gibi düşündük ve ekran başında olabilecek en doruk seviye hazza ulaştık.

Bir dram, dram içinde suç, suç içinde masumiyet, masumiyet içerisinde ölüm ve ölüm ile gelen huzur ve son. Kralı selamlayarak.. Breaking Bad sona erdi..

Haktan Kaan İçel: Breaking Bad dizi tarihine en üst sıralardan ve hatta bir numaradan girebilcek bir dizi… İçinde bulundurduğu kara mizah öğelerinin, ilerleyen sezonlarda karanlık tonun artmasıyla iyiden iyiye bir gerilim dizisine dönüşmesi ve bunu yaparken mükemmel oyunculuklarla, kusursuz senaryosuyla her geçen gün mutlak sona yaklaşması bana doyumsuz bir keyif yaşattı. Ben genelde dizileri birden fazla izlemem ama Breaking Bad’i herhalde birkaç posta daha baştan sona izleyebilirim. Özellikle de en son sezonu tek kelimeyle her anında unutulmazlar arasına girdi. Bilhassa da son 8 bölümü… Dizinin finali bana göre 14. bölüm oldu. Dizi o bölümle birlikte bitti. 15. kıyametten sonraki gün gibiydi. 16. ve son bölüm ise Walter White hikayesinin finali oldu. Karakterlerin hepsi ayrı ayrı dizi olabilecek nitelikte olduğu bu mükemmel dizi de, büyük konuşmak gibi olmasın ama avukat Saul Goodman dizisinden sonra belki de Jesse’nin hikayesine dönüş yapabiliriz. Hatta belki Goodman dizisinde bile onu görme şansımız olabilir. Bana bu kadar güzel anlar yaşattığı için yeri üst yerlerde kalacak şekilde kadehimi BREAKİNG BAD’a kaldırıyorum…

kategori:
izlenim

ilgili