Bakınız Kulis: Chernobyl, Düşündürdükleri, Hissettirdikleri

Son yılların en etkileyici dizilerinden Chernobyl'i konuştuk.

HBO’nun 5 bölümlük bir mini dizi olarak yayınladığı Chernobyl, felaketi bilen veya bugüne kadar hiç ilgilenmemiş izleyiciye en iyi şekilde aktardı. Bakınız yazarları olarak dizi hakkındaki görüşlerimizi derledik.

Naci Köse: Dizi zaten ilginç ve merak uyandıran bir konuyu çok başarılı şekilde, lafını uzatmadan ele alıyor. Dizi patlaması yaşadığımız şu günlerde sivrilmesinin en büyük sebeplerinden biri de bu. Kaliteli oyunculuklar, başarılı kurgu ve doğru senaryo tercihleri ile kesinlikle izlenmesi gerek bir yapım Chernobyl. Yan hikayeler de drama sosuna güzel katkı yapıyor. İdeolojik tartışma ve bakış açılarına ise katılmıyorum. SSCB’nin yıkımında büyük pay oynadığı bilinen ve tarihin en büyük nükleer faciası olan bu patlamada elbette SSCB kötü gözükecektir. Zaten söz konusu devlet sağlıklı bir yapı değildi ki bu dizide özellikle kötü gösterilmiş olsun.

Sinan Doğrul: Dizi bir kapitalizm komünizm ayrıştırması amaçlamıyor bence de ki zaten ortada eleştirilecek bir komünizm de yok artık. Dizi boyunca böylesi apokaliptik bir atmosferde kendime hep “insanlık gerçekten de böyle bir şey yaşamış olabilir mi” diye sorup durdum. Değme dizilerin sezonlar boyunca yakalayamadığı başarıyı beş bölümde yakalaması takdire değer.

Deniz Kuş: Kesinlikle anti komünizm veya herhangi başka bir ideolojik bir şey olduğunu düşünmüyorum

Ümit Açık: Bence dizinin bu kadar beğenilmesinin en büyük sebeplerden biri, kapımıza çok yakın bir olay olması. Sadece coğrafya olarak bahsetmiyorum. Chernobyl bir yanıyla da müthiş gerçekçi bir korku dizisi. Radyasyon ve olası nükleer facialar dünyamız için son derece gerçek tehditler ve milyonlarca hayatın birkaç kişinin ihmali sonucu tehlikeye girmesi en iyi kurmaca korku filminden daha gerçek bir korku yaratıyor. Freddy Kruger bir gün gelip kapında belirmez ama radyasyon tüm kapılar kapalı olsa dahi içeri sızabilir.

Turgay Kaplan: Bence dizinin böylesine bir başarıyı yakalamasının en önemli nedeni neredeyse fantastik denebilecek bir gerçeği kurgu sınırlarını ihlal etmeden aktarmasında yatıyor. Dünya’nın sınırlarının sonuna çok yaklaştığımızı topyekün düşündüğümüz bir zamanda düşüncemizin hiç de yabana atılır bir sav olmadığını olanca çarpıcılığıyla öne sürüyor dizi. Diğer bir ifadeyle kendimizin ve dünyanın sonu ile ilgili beslediğimiz kurgusal düşüncelerimizdeki hakikati parlatıyor. Geçtiğimiz günlerde olayın tanıklarından biri(santralde çalışan) dizinin oldukça gerçekçi olmasının yanında özellikle karakterlerde görülen bazı kurmaca yönlerinin de olduğunu söylemişti. Bana kalırsa dizinin kurgusal çerçevesi yukarıda bahsettiğim kurgusal düşüncelerimizi içine alabildiği için izleyenler üzerinde etkili olmuştur. Dizi aklıma Lacan’ın “hakikat kurmacada yatar” sözünü getiriyor.

Sinan Güven: Diziyi izlemeye başladığımda ilk hissettiğim gerçeklik oldu. 1986 yılında facianın yaşandığı Pripyat şehrini yaşatan dış ve iç mekan tasarımları, kostümler, aksesuarlar, hepsi çok titizlikle çalışılmış. Oyuncu seçimleri çok isabetli, müzik dozunda ve bunların tamamı sizi bir belgesel ve kurgu yapımın arasında çok dengeli bir yerde tutuyor, olaylara şahitlik ettiğinizi güçlü bir şekilde hissettiriyor. Oyuncuların İngilizce gerçek aksanlarında konuşması bile sizi S.S.C.B.nin o dönemdeki atmosferinden uzaklaştırmıyor. Jared Harris, Stellan Skarsgard, Emily Watson, Jessie Buckley gibi usta oyuncuların performanları beklendiği gibi oldukça iyi. Yönetmen ve senaristin başarısı bu kadar vurucu bir olayı abartılmış bir görsellik kullanmadan akıcı ve duru bir şekilde bize anlatmasında. Türlü hikayelerini dinlemiş ve bölgenin yıllar sonraki halini birçok fotoğrafta görmüş, gezi anılarında okumuş olmama rağmen açıkçası facianın boyutunu tam olarak bu dizi ile anladım. S.S.C.B.nin batı karşısındaki güçlü duruşunu bozmama ve partinin otoritesini ve işleyen sistemi sarsmama adına siyasilerin korkunç bir örtbasa kalkışmaları benzerlerini çok gördüğümüz bir dram.
Neredeyse tüm kıtayı yıkıma uğratacak bir facianın vicdan sahibi bilim insanları ve kimi zorla kimi gönüllü olarak ölüme gönderilen işçiler, askerler, itfaiyeciler tarafından nasıl engellenmeye çalışıldığını dehşetle izleyeceksiniz. Radyoaktiviteden etkilenen insanların aşama aşama ölüme gidişi de epey rahatsız edici sahneler içeriyor.

Engin Eryiğit: ABD ve İngiltere, Rusya’nın 2016 başkanlık seçimleri ve Brexit’e yaptığı ince dokunuşların rövanşını 5 gollü (bölümlük) bir galibiyetle almış oluyor. Evet sevgili dostlar, savaşlar artık kılıçla, mızrakla değil, bu yeni yöntemlerle yapılı…
(“Arif’in Manchester’a Attığı Gol”ü arayınca bile karşımıza komplo teorisi videoları çıkarırsanız olacağı buydu!)
Şaka bir yana, yukarıda bahsedilen tüm övgüleri hak eden, üst üste doğru adımlar atarak “mini dizi” formatının bu senenin yıldızı olmasını sağlayan bir yapım.
Tek bir sahne seçmem gerekse, reaktörün civarından biraz uzaklaşıp “madenciler vs. kömür bakanı” sahnesi derim.

Müjdat Çetin: Devlet işleyişinin katılığını ve insan hayatının ne kadar ucuz olduğunu bir kez daha seyrettik. Diğer arkadaşlardan çok farklı bir şey diyemeyeceğim belki ama; realist üslubu ve müthiş İngiliz oyunculuklarıyla senenin en iyi işlerinden birini izledik. Rejinin insert planlarının hikayeye dair çok şey anlatması da mest eden bir ayrıntı oldu.
Bu arada Engin Eryigit e katılıp, “madenciler vs. kömür bakanı” sahnesini dizi tarihinin en klas sahnelerinden biri arasına alırım.

Yekta Kurtcebe: Chernobyl güzel geldi şu günümüzün hipernormalizasyona tutulmuş dünyasına. Bildiğiniz gibi hipernormalizasyon terimi bir Rus tarafından tam da SSCB’nin çökmekte olduğu yıllarda yaratıldı. Anlamı herkesin tüm boktanlığının farkında olmasına rağmen hiçbir şey olmamış gibi davranması hali. Olağanüstü durumlar normal olmuş. Tıpkı günümüz Türkiyesi gibi. Komünizm anti propagandasından çok bu durumun altı çizilmiş dizide. Rusya zaten çökmekteydi. Liyakat yerlerdeydi. İkinci olarak rus heroizmini de güzel veriyor dizi. Eğer böyle bir milletiniz yoksa bu işleri girmeyin mesajı aldım ben. Dizinin gerçekçiliği ve görselliği konusunda en etkilendiğim husus ise son bölümdeki patlama anının detaylı analizidir. Özellikle birbiri içine girmiş bor çubuklarının görselleştirilmiş olması harika bir detaydı. Rahmetli Legasov bu diziyle hakkettiği üne kavuşmuş oldu. Konuyu bilenler zaten internetten kendisine aşinaydı ama HBO’nun bu dizisi sayesinde hakketiği global değere ulaştı. Rahmetlinin iyonize radyasyonlu toprağı bol olsun. Çok emeği geçti.

Yıldıray Kibar: Çevremde dizi izlemeyi eleştirel gözle değil de salt tüketim öğesi olarak gören kişilerde bariz bir duygu gözlemledim: İliklere kadar hissedilen huzursuzluk. Dizi bunu gerçekten çok iyi başarmış denebilir. Benim ilk dikkatimi çeken ise harikulade sanat yönetimi oldu. Dizinin derdini anlatmakta ve vermek istediği hissi yansıtmada çok önemli bir temel oluşturmuş sanat yönetimi. Başı sonu belli ve felaket boyutu bakımından global bir temayı dört başı mağrur bir şekilde anlatıyor Chernobyl. Anti-komünizm propagandası yapıyor teşhisine katılmıyorum. Daha çok anti-yozlaşma eleştirisi gibi geldi dizinin meramı. Siyasal sistemi değişken kabul ederek yozlaşma sabitinin herhangi bir toplumda nelere yol açabileceğini iyi yansıttığını söyleyebilirim. Keşke bu dersi alabilecek insanlar da olsa.

Haktan Kaan İçel: Chernobyl ilk olarak yaklaşan tehlikenin nefesini hissettirmesi açısından çok önemli bir dizi. Üstelik anlatmak istediği meseleyi 5 bölümde uzatmadan fit haliyle göstermesi doğal olarak suni uzatılan dizilerin yanında sivrilmesine vesile oldu. Yaratılan karakterlerin kendi içlerinde tutarlı hareketleri ve insani davranışları diziye artı puan olarak ekleniyor. Neredeyse her bölümde zihne kazılan mizansenlerin kurulması ise dizilerin doğru planlandığında seyirciyi kolayca kazanabileceğinin bir kanıtı gibi denilebilir. Bu yıl pek çok dizi gelecektir. Ama Chernobyl’inin yıl sonunda yeri ayrı olacaktır. Not: Trier’in Breaking the Waves’inden üç oyuncunun bulunması da güzel ayrıntı.

Fırat Türkoğlu: Dizi hakkında bir politik okuma yapmak gerekirse, komunist devlet ile sosyalist insan arasındaki ayrımı çok iyi verdiğini söyleyebilirim. Kafalarındaki devlet/güç ayrımını yıkamayan bazı insanların eleştirmesi, bunu yaparken de zaiyat rakamları ile oynaması hem gülünç, hem de acıklı. Aynı ekip dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan olayları çekse ve oynasa, tekrar tekrar izlerim.

kategori:
izlenim

ilgili