Bakınız Kulis: Fringe’de Veda Yaklaşırken

Fringe'in 5 sezonunu takip eden bakınız.com yazarları, geride kalan sezonları değerlendirdiler. En iyi bölümlerini sıraladılar, öne çıkan performansları irdelediler....

Ocak ayında sona erecek olan Fringe, hayranları tarafından birçok yapım arasından farklı bir yere konulan bir dizi oldu. Fringe izleyen bakınız.com yazarları, geride kalan 5 sezonu değerlendirdiler. En iyi bölümlerini sıraladılar, öne çıkan performansları irdelediler.

Edip Can Rende: Gerek Hollywood ve amerikan bağımsız sinemasında, gerekse amerikan televizyonlarında bilim-kurgu türünün geldiği nokta pek de iç açıcı değil. Bir kaç senede bir, en fazla bir-iki adet kaliteli bilim-kurgu izleyebiliyoruz. Avrupa ve Amerika’yı kriz sallarken stüdyolar özgün işler yapmanın peşinde değiller. Onlar daha garantici bir şekilde devam filmlerine ve yeniden çevrimlere izin veriyorlar. TV’de de çok farklı değil durum. Bilim-kurguyu çok seven J.J. Abrams’ın ekibi ile beraber yarattığı Fringe oldukça ilgi çekici idi. Zira dediğim gibi kaliteli bilim-kurgularla karşılaşmak gün geçtikçe zorlaşıyor.
Sezon sezon bakarsak ben açıkçası ilk iki sezonunu diğer sezonlardan daha çok sevdim. Hem arka planda sezonlar boyunca akacak bir hikayesinin olması, hem de bölümlük hikayeler üretmeleri, bunlara ek olarak ele aldığı temaları ustaca kullanmaları sevmemde ana etkenler. İnsanlar üzerinde kimlerin, hangi amaçlarla deney yaptıklarını ikinci sezona kadar açıklamıyorlardı. Bu da gizemi bir hayli arttırıyordu. Dizinin asıl başarısı bilimi başarıyla kullanması. İlk sezonlarda neredeyse hiç “Burada saçmaladınız” diyemedim. Her ne kadar olmayacak şeyler anlatılsa da bu anlatılanlar gerçekçi kılınmış. Karakterlerde de bir çekicilik mevcut.
Bilhassa bilim-adamı Walter karakterini sevmeyen yoktur sanırım. Gizem, karakterlerin birbirleriyle ilişkileri, polisiye yapısı ve bilim bu diziyi epey çekici hale getiriyordu. Bir yere kadar. Açıkçası ben dizinin 3.sezonunu pek sevemedim. 3. sezonda kalitenin bir hayli düştüğünü söyleyebilirim. 4.sezonda ise bir toparlanma olmuşsa da gene de özellikle 1.sezonun yanına yaklaşılamamıştı. 4.sezonun güzelliği her bilim-kurguseverin ilgisini çektiğini düşündüğüm paralel evrenler ve karakterlerimizin buradaki yansımalarına odaklanılması idi. Lakin bir süre sonra dizi Folivia-Peter-Olivia aşk üçgenine dönüyor, bir de ortaya artık izlemekten ve dinlemekten sıkıldığım “dünya tehlikede” teması atılıyordu. Gene de tüm bunlara rağmen sezon kendisini izlettiriyordu.
Şu an yayınlanan 5.sezon ise vasatlıkta 3.sezon ile yarışacak düzeyde. Bunun nedeni şu: FOX 4.sezon devam ederken diziyi iptal edebileceğini açıklamış -ki Fringe’in her daim bir reyting sıkıntısı vardı- bu da senaristlerin elini kolunu bağlamıştı. 4.sezon final sezonu mu olacaktı? Bu belli değildi. Sezon final yapar gibi bitti. Ama 5.sezon için 19. bölümle açık kapı bırakmayı ihmal etmediler. 5.sezon onayı gelince de bu açık kapıdan devam ettiler. Bundan 20 yıl sonra Gözcüler dünyayı ele geçirmiş, kendi hakimiyetlerini kurmuş, sistemlerine karşı çıkanları teker teker bertaraf etmişler. Böyle distopik bir gelecekte esas ekibimiz dünyaya-Amerika’ya- özgürlüğü getirmek ve Gözcüleri yenmek için canla başla savaşırlar. Şimdiye dek yayınlanan bölümlerden Fringe tadı alamadım ben. Soğuk, temposu düşük, ilgiyi ayakta tutamayan, hatta vakit kaybı bölümlerdi bunlar. Bundan sonra biraz toparlanacak gibi görünüyor ama benim için Fringe’in final sezonu vasatın ötesine geçemeyecek. Daha önce çeşitli yerlerde dile getirdiğim gibi bu dizi 4.sezonda bitmeliydi. 5.sezon gereksiz bir sezon oldu. Diziyi özlemem. Zira bir dizi biter, diğeri başlar. Ama umarım daha kalitelisi önümüzdeki yıllarda yayınlanır.

Dizinin eski sezonlarını net hatırlamıyorum. O yüzden en çok zevk veren bölümleri listeleyemem. İlk iki sezonun neredeyse tamamından zevk aldığımı söyleyebilirim. Öne çıkan performans deyince herkesin aklına John Noble gelecektir. Bilhassa 4. sezonda “esas” Walter Bishop olarak döktürmeye devam ederken paralel evrendeki oğlunu esas Walter’a kaptırmış bir baba/General-Bakan Walter rolünde de yeteneklerini ortaya koyuyordu. Zaten John Noble “Yüzüklerin Efendisi”nde kötü karakterlerin altından başarıyla kalkacağını kanıtlamıştı. 4.sezondaki General Walter rolüyle kötü karakterde de döktürüyordu. Kısacası performans olarak John Noble ön planda. Tabi diğer oyunculara da zaman zaman alan açılıyor ve bu sayede Anna Torv ve Joshua Jackson da yeteneklerini sergileme fırsatı elde ediyorlardı. Ama en önemli performans Noble’a ait kanımca.

Gültekin Turgut: Dizinin ilk bölümü hala aklımda; uçakta insanlar etleri çürüyerek ölüyordu… Tam 5 sezon geçmiş üstünden, dizi Edip’in anlattığı gibi bir çok dönemden geçti. Ama tadını ve farklılığını korumayı başardı. J.J Abrams dizisi olması nedeniyle bir uçakla yola çıkılmış olması şaşırtıcı değildi elbette ama tanıdık ve sevdik o kadar çok şeyi içinde barındırıyordu ki Fringe, dizinin 5. sezonla sona ermesi beni üzüyor… Geleceğe Dönüş serisinin çılgın profesörünü, X-Files’ın soğuk sarışını ile deli dolu ortağını, Dr. Who’yu, zamanda yolculuğu, bilimin şaşırtıcı yanlarını, Agatha Christie’den uyarlanmış filmlerin tadını, Mcgyver’ı, Peter Ustinov’u vb. bir sürü şeyi tek bir dizinin içine başarıyla boca etmeyi başarmışlardı. O yüzden her şeyden önce bilim kurgudan ne beklediğimizi doğru tespit etmiş ve bunu izleyicisine vermiş bir dizi olduğunu kabul etmek gerekli… Bir film olsaydı bu kadar çok uzatsaydılar eleştirebilirdim ama dizi olduğu için bazı durumları gereksizlikleri anlayışla karşılıyorum. Bir tangram gibi çalışan senaryoları hep sevdim… Fringe tek kanallı dönemlere denk gelip bizde oynuyor olsaydı eğer bir Star Trek, Visitors vs. etkisi yaratıp kendine has bir izleyici kitlesi yaratırdı kesinlikle. Bugün o kadar çok alternatif var ki Fringe’in farkedilmesi zorlaşmıştır özellikle bizim ülke izleyicisi için. Yakalayıp da kopabilen sayısı küçük bir azınlıktır sanırım. Sonuçta boşluğunun doldurulması zor bir dizi olarak yerini almak üzere… Ben oyunculuklardan genellikle memnun kaldım… İlk başlarda Profesör dışındakileri yadırgasam da… Ayrıca uzun bir aradan sonra Leonard Nimoy’u beyaz camda görmemizi de sağlamıştır. Başarılı kurgusu, görselliği, efektlerinin inandırıcılığı ile sırıtan bir yeri yoktu dizinin… Umarım iyi bir finalle sona erer… Stargate kadar uzun sürebilirdi… Bizi erken terkediyor ama sanırım bunu değiştirme şansımız yok…

Ömür Kuşluoğlu: Açıkçası Fringe’in neresinden başlayacağımı bilmiyorum. Fringe dizisini sadece izlemekten ziyade severek, bağlanarak izleyenler çok iyi anlayacaklardır ki, Fringe artık bir Fringe değil. Başı ve sonu, yani 1 ve 5. sezonlar arasında o kadar fark var ki, birinci sezondan bahsetmeye başlasam beşinci sezona nasıl gelip, lafı nasıl bağlayacağımı bilmiyorum açıkçası.
Her bölüm yeni bir serüven olarak izlemeye başladık ve altta işlenen asıl hikayeye yavaş yavaş ilgimizi çektiler ve giderek oraya bağlanmaya başladık, sürekli merak ettik. “Acaba bu bölümde o konu hakkında ne diyecekler?” diye…
1,2,3 derken sezonlar aktı ve 4. sezon gibi muhteşem bir dönem yaşattı bize senaristler. Fakat ne olduysa anlamadık ve 5. sezonda dizinin biteceği haberiyle birlikte bir anda bir şeyler oldu. İzleyici düşündü ki gümbür gümbür bölümlerle Fringe dönecek, gizem çözülecek ve saadete ulaşacaktık. Fakat son sezon, olabildiğince tutuk başlayarak hayallerimizi suya düşürdü. Sanmıyorum ki Fringe izleyen hiç kimse, dizinin biteceğini öğrenince üzüldü. Hatta tam tersine, bize iyi olsun, bazen kötü olsun, oldukça ilginç bir deneyim yaşatan bu yapımın, hakettiği şekilde sona erdirilmesini görmek istedik. Olmadı ve büyük ihtimalle de olmayacak.
Oyuncularını ve karakterlerini izleyicisine benimsetmeyi böyle başarabilen bir seriye, tabir yerindeyse, gözü yaşlı veda etmek benim için üzücü olacak. Daha dizi bitmedi, birkaç bölüm daha var biliyorum fakat hikaye o kadar sarpa sardı ve ipin uç kısımları birbirinden o kadar uzaklaştı ki, bu kadar kısa süre içerisinde bütün merak ettiklerimizi layığı ile anlatamayacaklarını çok çok iyi biliyorum. Aslında daha çok şey yazmak istiyorum ama “Fringe” gibi uzattıkça bozmak istemiyorum, diziye olan kırgınlığımı anlatabildiğimi düşünüyorum.
Edip’in söylediklerinin altına imzamı atıyorum ve dizi hakkında oldukça duygusal olan yaklaşımımı bu şekilde içimden atıyorum.

Cem Çelik: Fringe’e başlama sebeplerimden biri the X-Files fanatiği olmamdı. J.J., bir röportajında The X-Files’ı çok sevdiğini ve fikir olarak esinlendiğini söylemişti hatta… Dizinin birinci sezonunda hatırlayamadığım bir bölümünde de saygı duruşunda bulunarak, sahnenin birinde açık olan televizyonda X-Files oynadığını görmüştüm. Çok duygulanmış ve bir o kadar daha sevmiştim diziyi, ta ki J.J. Abrams, Lost’ta yaptığı hatalara sürüklenene kadar. Aslında sadece Lost’ta değil el attığı bir çok dizi de bunu yapıyor. J.J.’in yaptığı en iyi iştir gizem yaratmak. Fakat yine en iyi işidir ki bu gizemleri havada bırakıp, toparlayamamak. Lost’ta yarattığı gizemler dudak uçuklatan cinsteyken,
dizinin final bölümünde yaşadığımız şok ve hayal kırıklığını hepimiz iyi biliyoruz. Fringe de aynı yoldan ilerliyor.

Birinci sezonda bilim kurgu ile gizemi şahane harmanlayan, yaratılan Bishop karakterinin olaylara teorik şekilde yaklaşımları öyle ustaca kurgulanmıştı ki, her bölümde ”acaba olabilir mi’ diyebileceğimiz kadar gerçekçi kılıyordu yaşananları. Dizi bölümlük hikayeler şeklinde ilerlemesine rağmen sezon sonuna doğru gizemini koruyarak, tek bir ana konu üzerinde toplanışı ve sezon finali şahaneydi. İkinci sezonda aynı hızla ilerlemiş ve iyi kotarılmıştı, ta ki üçüncü sezona kadar.

Üçüncü sezondan sonra o kadar çok açık nokta sayabilirim ki, bu kulisten çıkıp incelemeye girer diye kısa tutacağım. Zaten edip bir çoğunu güzel toparlamış.
Şu an beni rahatsız eden en büyük şey ana konunun dışına çıkılması. İlk üç sezon paralel evren konularını izlerken ve konunun bu yönde ilerleyeceğini zannederken, dördüncü sezon finalinde Dr. William Bell’in ortaya çıkışı ve onun dünyası üzerine yoğunlaşacağını beklerken, beşinci sezonda hiç beklenmedik bir şekilde gözcülere yoğunlaşarak olaylar apayrı bir yöne çekildi. Ana olay örgüsünden uzaklaşmaları, konunun çok dağılması, ilk üç sezondan sonra diziden soğumama sebep oldu.
Açıkçası konuyu nasıl toparlayacaklar hiç bilmiyorum. Umarım Lost dizisinde yaşadığımız hüsranı Fringe’te yaşamayız.

kategori:
seçki

ilgili