Bakınız Kulis: Skyfall, Bond, Hollywood, Türkiye…

Bakınız yazarları olarak yeni Bond filmi Skyfall'u izleyip değerlendirdik....

Ömür Kuşluoğlu: Lafa şöyle başlayalım. Skyfall, iyisin hoşsun ama bi Casino Royale değilsin!

Edip Can Rende: Casino Royale kadar iyi değil ama Quantum of Solace’tan daha iyi. QOS epey berbattı yahu. İyi toparlamışlar. Ama sevemedim bu filmi. Ve hiç şaşırtmıyorlar, Türkiye’yi Ortadoğu gibi gösteriyorlar. O pazar, Kapalıçarşı, tren, arkadaki müzik… Ben bile İstanbul’un Ortadoğu’nun alelade bir kenti olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bu herifler burada çekim yapmasınlar, ne gereği var, ne işimize yarıyor? Hollywood bu oryantalizmden vazgeçmeyecek gibi görünüyor. Filmde sevdiğim tek şey Bardem’in performansı. Ama bence Coen’lerin filmindeki kötü tiplemesi çok daha iyiydi. Oradaki kötü karakter kadar etkilemedi buradaki. Bardem sadece iki sahnede döktürüyor. Geriye kalanlarda normal bir performans sergiliyor, ki çok da fazla görünmüyor zaten. Velhasıl çok eksiği var bu filmin. Olmamış bence. Ama izlemeyen varsa gitsin, izlesin. İzlenmeyecek bir film değil.

Ebru Çavdarlı: Jeneriği nedense hic begenmedim. Edip’e katiliyorum tam bir Ortadogu izlenimi yaratmışlar Türkiye için. Javier Bardem hariç de filme dair tek olumlu bir fikrim yok. Yerden yere bile vurabilirim.

Fırat Türkoğlu: Filmi izlemedim ama bir Hollywood/Türkiye analiziyle lafa girmek istiyorum. Batı-güney kıyılarımız, Eskişehir-Ankara gibi kentlerimiz hariç bir Ortadoğu ülkesiyiz. Belediyecilik, şehir planlamacılığı sıfır düzeyde, Afganistan’dan daha kötü planlanmış, durumda/görüntüde şehirlerimiz var… Peri bacalarına neon ışık takan bir ülkede yaşıyoruz… Bu yüzden kendimizi kandırmayalım. Hem çok güzel bir ülke olsak bile adamlar bizi doğru tanıtmak zorunda değil… Onlar için senaryo neyi gerektiriyorsa, ne ilginçse onu kullanıyorlar. Türkiye’nin “batılı yönleri” zaten kendi ülkelerinde de var. Mesela güzel bir plaj, modern bir şehir çekmek için Los Angeles, New York varken, niye buralara kadar gelsinler? Doğru tanıtım, ülkeyi doğru gösterme, bizim kendi işimiz, adamların değil… Biz kendimiz bunları yapmadan, başkalarına en ufak bir tepki gösterme hakkımız bile yok bana göre…

Sinan Doğrul: Sam Mendes’e güveniyorum ben. Bu filmi çekerek James Bond’a olan gönül borcunu ödemeyi amaçlamış. Bunun için de eski moda denilebilecek, senaryosu çok da karmaşık olmayan, elektronik gizli servis oyuncaklarıyla seyirciyi tavlamaya çalışmayan, görsel sihirbazlıklara pek yüz vermeyen bir film yapmış. Peki kötü mü olmuş? Hayır, bence kıvamı iyi tutturulmuş. Benzer bir şeyi Brad Bird de Ghost Protocol’de yapmaya çalışmıştı.

Ömür Kuşluoğlu: Bence çok başarılı bir Bond filmi değildi. Ya da ben çok umutlu gittim okuduklarımdan dolayı ve bu sebeple beklentiyi yüksek tuttum. Senaryoyu çok zayıf buldum açıkçası, tek bir çizgide ilerleyen ve dallanıp budaklanmakta zorluk çeken bir hikaye var ortada. Bond’un sebepsiz yere sürekli yaşlılığına dem vurulması, artık bu işi yapmak için yetersiz görünüyor olduğu izleniminin verilmesi, bu aralar filmlerde çok sık gördüğümüz “dibe vurup sonra tırnaklarıyla zirveye yükselmek” akımını olduğu gibi devam ettirmiş, klişe oldu artık bu yöntem. Bond’un kısmi başarısızlığı, MI6 (anayurt) saldırısı, siber saldırıya karşı çaresizlik gibi temalar eşliğinde devam ediyor film. Bond’un en son M ile kaçarak Javier Bardem ile yüzleşmesi olaya biraz güçlü düşmana karşı kısıtlı imkanlarla verilen “Final Battle” havası katmış. Yani uzun lafın kısası Bond bu filmde çok “old-school”.

İstanbul kısmına gelirsek; bence yansıtabileceklerini aktarmışlar olduğu gibi. İstanbul dediğin dünyada turist gözüyle Eminönü’nden ve Kapalıçarşı’dan ibaret zaten… Pek modern yüzümüz görünmüyor orasına kabulüz, hep arka sokaklar var, müzik de bu oryantalist yaklaşımı körüklüyor ama ben olmayan bir şeyi gösterdiklerini görmedim açıkçası.

Olumsuz yönlerine çok değindim ama bence kötü bir film değildi. Vasat diyemiyorum ama çok iyi de diyemiyorum. Sadece Craig, ilk Bond rolündeki kadar etkili değil o kadar.

Suat Demirel: Bir yanıyla süper kahramana öykünürken diğer yandan Mission Impossible takılıyordu. Özellikle Bardem’in karakteri (aramızdan birisi twitter’da kendi Joker’ini yarattı diye yorumda bulunmuştu kesinlikle katiliyorum ama bunun iyi bir şey olduğunu düşünmüyorum), düşmek, ayağa kalkmak, malikane, yetimlik vs. Bir ara durup “İşte suçlularla bu yüzden savaşıyorum” demesini bekledim Bond’un. Bond’un teknolojik şeylere boğulmadığı dile getirilmiş.  Zaten teknolojik olarak lanse edilen ne varsa elde kalıyordu. Hele o yazılım, hack olayları falan. Aman Allahım! Kabus gibiydi o sahneler. Kapıların açılması, aşağı taşınan teknolojik gereçler. O kısımlarıyla bana Live Free Die Hard’ı anımsattı. Orada bir nebze de olsun tutarlılık vardı, burada o bile yoktu.

Sam Mendes, bence şimdiye kadar teknolojiye bulaşmayarak çok iyi bir is yapmış, bundan sonra da uzak dursun LÜTFEN! Filmin ikinci yarısında müthiş sıkıldım. Manzaralar olmasa çekilecek hiçbir yanı yoktu. Bitse de gitsek demeye başladım. Casino Royale iyiydi, QOS kötüydü, bu da en az QOS kadar kötü. Hatta bence QOS’dan bir kademe daha kötü.

Edip Can Rende: Bu arada Bond ile Batman arasında bariz benzerlikler var. Nolan sadece çizgi-romanların değil Bond gibi romanların da geleceğini şekillendirdi. İzlerken de bu benzerlikler gözüme çarpıp durdular. Açıkçası pek hoşlandığımı söyleyemem. Bu sekanslardan sonra karşımda Bond değil Bruce Wayne belirmeye başladı Suat’ın dediği gibi. Tamam, karakter daha insancıl olsun, daha derinleştirilsin-hayat seks ve martiniden ibaret değil, (ibaret mi yoksa?), geçmişine değinilsin. Ama Nolan’ın üç bölümde işlemekten yorulduğu şeylerin tıpatıp aynıları yapılmasın. Bond’un ailesi öldürülürken saklandığı o gizli oda bana Bruce’un düştüğü kuyuyu hatırlattı. Zaten Bruce da ailesini çocukken yitiriyordu. Bruce da, Bond da bu büyük acıdan sonra kötülerin korkulu rüyaları oluyorlar. İkisi de kapitalist ve emperyalistlerin tarafındalar. Bruce, Alfred’i babasının yerine koyarken Bond, M’i annesinin yerine koyuyor. İkisi de teknolojiden besleniyorlar. Bruce’un Lucius Fox’ı varsa Bond’un Q’su var vs. (Harbiden epey benzerlik varmış. Daha önce bu benzerlikler üzerine düşünmemiştim.)

Cem Çelik: “Batı-güney kıyılarımız, Eskişehir-Ankara gibi kentlerimiz hariç bir Ortadoğu ülkesiyiz. Belediyecilik, şehir planlamacılığı sıfır düzeyinde, Afganistan’dan daha kötü planlanmış, durumda/görüntüde şehirlerimiz var…”  Her filmi izleyen aynı yorumları yaparken, bu yazılanları aynen söylüyorum. İstanbul’un kayda değer başka bir özelliği var mı tarihi mekanları haricinde. Teknoloji? Güzel mimariye sahip binalar, sokaklar ? Gece klüpleri, restoranlar ? Osmanlı mimarisinden ve tarihimizden başka bence kayda değer hiçbir özelliği yok İstanbul’un. Aslında var fakat biz millet olarak kullanamıyoruz. Biz nasıl In Bruges izlerken filmin bir çok sahnesinde ”Ulan ne güzel yerler tablo gibi” diye düşünüyorsak, Bond filmini izleyen yabancılar da Beyrut, Fas Mısır’ı nasıl mistik buluyorlarsa, İstanbul çekimlerini de öyle bulacaklardır. Şahsen yönetmen gayet güzel sahneler çıkarmış. Sadece tren sahnesinde biraz şaşırdım. Yük treninin içerisinde yolcuların ne işi var diye… Bunun haricinde Edip’in Batman, Bond benzetmesine sonuna kadar katılıyorum, bunu Iron Man filminde de göreceğiz sanırım. “Byük bir düşüş, herşeyi kaybediş ve sonrasında inanç ve yükseliş’. Filmi I-max izlemesem sanırım beğenmediğimi söyleyebilirdim, fakat Casino Royale filmindeki aksiyonu ve heyecanı bulamadım. QOS ayarında bir film gözümde.

Gültekin Turgut: Ben oldum olası Bond, Magnum, Görevimiz Tehlike veya Bourne türü filmleri sevemedim… Evet silahlar, ajanlık olayı, teknoloji, aksiyon güzel hatunlar vs. zaman geçirmek açısından iyi olsa da hiçbir zaman heyecanla beklemedim… Ben hafiyelikse söz konusu olan Pembe Panter’den, Luis de Funes’lu Fantomalara uzanan bir çizgiyi daha çok sevdim. Bu nedenle MIB serisi daha hoş gelmekte… Bir Bond münafığı sayılırım denk gelirsem izlerim ama güzelleme asla… Hangi Bond denirse Roger Moore derim… Mantıklı sebeplerim yok Patrick Swayze’ı Ghost için değil Kuzey ve Güney (1985) için sevmek gibi… Bu arada son görevimiz tehlike çok başarılıydı. Tespitlerindeki haklılığı reddetmesem de; Fırat’ın memleketimizde bir Bond filmi çekmemesinden dolayı daha bir huzurla uyuyorum :)

kategori:
izlenim

ilgili