Bakınız Kulis: True Detective…

Yazarlarımız True Detective'in ikinci sezonunun ilk bölümlerini değerlendirdi....

Suat Demirel: Bambaşka bir hikaye anlatacak olmalarına rağmen aynı isimden devam edildiği sürece (American Horror Story örneğindeki gibi) öncülüyle kıyaslanmaktan kurtulamayacakları belliydi. Zaten niye kıyaslanılmasın ki?
Ben ilk sezonun yarısına bayıldım, sonraki yarısında biraz polisiye kısmında sallapati davranıldığını düşündüm. Neticede genele bakıldığında oldukça beğendim. Sonu tatmin etmese de hayatta hangi sonlar tatmin ediyor?

Yeni sezon bence iyi başladı. Yalnız tamamı sorunlu karakterlerle nereye kadar yalpalamadan gidebilirler onu bilemiyorum. Hepsi kapalı kutu, dışarıdan izlemek zorunda bıraktıran cinsten. Üstelik kötü cinsten olanları da var. Empati konusunda bayağı sıkıntı yaşatacak gibi. Ben devamının iyi olacağını hissediyorum. Bu sezon bir farklılık da içerdiği içiçe öyküleri daha açık anlatması. Yani gizemin ötesinde bir şeyler vaadediyor gibi geldi bana. İnşallah öyledir de. Zira ilk sezonun bence en büyük handikapı oydu. Öyle büyük bir gizem yaratırsanız ne yaparsanız yapın tatmin edemezsiniz.

Ah, bir de… İlk sezonun açılış introsu kesinlikle çok daha iyiydi. Şarkısı misal. İleri sarmadan izlediğim birkaç introdan birisiydi (bir diğeri Bron/Broen’in introsudur ki şarkı sayesinde). Kısaca intro ve şarkı önemli.
true detective 2
Cem Çelik: İlk sezon çoğunlukla kasvetli ve çorak tonlu, yüksek panaromik çekimlerin süslediği sahneler, uğultulu enstrüman ve ağır şarkıların desteğiyle mükemmel bir melankolik, depresif hava yakalamayı başarmıştı. İkinci sezon daha karanlık bir havada ilerleyecek gibi duruyor. Tabii bu durum biraz yönetmenle ilgili, farkındayım.
Açıkçası cinsel ritüeller barındıran, etkileyici mistik cinayetlerle başlayan bir suç hikayesi üzerinden yavaş yavaş ve zamanla iki detektifin bozulan hayatlarına yoğunlaşan bir hikaye anlatımı
büyüleyici bir suç dramasına dönüşmüştü. Bu sezon ise tamamen karakterlerin hayatlarına odaklanarak başladı. Sanırım bol bol aile draması izleyeceğiz. Farklı yerlerden gelen 3 polis memurunun kesişen hayatları, Vaughn’ın oynadığı karakterin eklenmesiyle ilginç bir dinamizm oluşturacak gibi görünse de, ilk bölümde karakterlere ayrılan sahneler çok kısaydı haliyle. İleriki bölümlerde umarım bu tüm karakterlere yer verme durumu ortadan kalkar ve hikayeye odaklanılır. Velcoro rolünde Colin Farrell’ı çok beğendim. McAdams da Ani Bezzerides rolünde başarılı. Vaughn ve hele hele Taylor Kitsch’in
performanslarından hiç memnun kalmadım. Vaughn’ın zorlama ve doğal durmayan rolü, Kitsch’in teenage’vari tripleri ve kaçışları, McAdams’ın sorunlu baba-kız diyalogları malesef pek iç açıcı değil. Farrell’ın ise iyi başlayan baba-oğul ilişkisi, çoçuğu için bir adamı (spoiler vermeyelim) döverek, o sert ve çok zor bir dönemeçten geçiyor havası malesef işi bozuyor.
Sonuç itibari ile kesişen öyküler tatmin edici değil, oyunculuklar Farrell ve McAdams harici henüz sorunlu. Müzikler malesef içine çekmiyor. Özellikle intro ve müziğini hiç beğenmedim.

Daha ilk bölümden titiz bir yaklaşım sergilememek lazım farkındayım, hatta ilk sezon ile kesinlikle karşılaştırılmamalı, buna da eyvallah.
Fakat beklentiler işin içine girince, bir izleyici olarak malesef bunları gözardı edemiyor insan. Sonuç itibari ile kötü diyemem dizi için. Hatta fena değildi, tüm olumsuzluklarına karşı izlerim ben bu diziyi bile diyebilirim. Lakin ilk sezonun altında epey ezilecek gibi duruyor. True Detective değil de başka bir isimle çıkmış olsaydı, asla izlemezdim, bunu da ekliyim. Sonraki bölümleri bekleyip, çıkan işi o zaman daha sağlıklı konuşabiliriz sanırım.
true-detective-season
Yıldıray Kibar: Ön yargıları çözmek, yıkmak ve “görü”yü yeniden yapılandırmak zor bir iş. True Detective’in ilk sezonunun yarattığı atmosfer ve insanlar üzerinde bıraktığı kalıcı hasarlar göz önüne alınırsa devamı ciddi bir meydan okuma veya alçak gönüllü bir imitasyon olmak zorundaydı.

Benim gördüğüm dizi ikisini de tercih etmeden orta yollu bir çizgi belirlemiş kendisine. Sinematografi tasarımı renk ve ışığın kullanımıyla modern bir noir film düzlemi oluşturuyor. Kamera açılarının en genişten, yakın detaya geçişleri türün iyi incelendiğinin işareti gibi. Geniş plan açılan dizi karakterlerin merkezlerine yaklaştıkça yakın planlara devrediyor direksiyonu. Herkes –azbuçuk- tanıtıldıktan ve ileri üçlü kurulduktan sonra da genişe dönüp uzaklaşıyor. Şık bir çalım olmuş. Justin Lin’den beklemeyeceğim görsel mezeler atıldı soframa ilk bölümde. “Fukunaga nerde lan”, “O Fukunaga buraya gelecek!” tadında reaksiyonlarımı bir nebze yatıştırdı ilk bölümün yönetimi.

Her ne kadar Woody Harrelson’un enfes oyunculuğunun hakkını vermek gerekse de True Detective bir Rust (Matthew McConaughey ) epiği denebilir. Nihilist-mistik arka planı ile gelmiş geçmiş en iyi yazılmış ve oynanmış dizi karakteri olabilir. True Detective’in ilk sezonun alametifarikası da doğrudan Rust’tır. İkinci sezonda görüyoruz ki bu karakterin yükünü ikiye bölmeye karar vermişler. Mimikleri, sigara içişi, bakışları, hayattan tiksinmişliği kirli polis Velcoro’da kalmış. Gizemi, şüphe uyandıran geçmişi ise otoyol polisi Woodrugh üstlenmiş. Zannımca yeni olan McAdams’ın oynadığı karakter olan Ani Bezzerides. Bu yüzden fark yaratabilme adına en önemli karakterlerden biri o. Diğeri de kötü adamımız Semyon. Semyon henüz kapalı kutu. İlk bölüm oyunculuğu vasat geçti. Bakalım göreceğiz, ikinci sezonun gollerini sıralayabilecekler mi?

Oyunculuk adına (genel anlamda beğenilmediğini okuduğum) Colin Farrel performansı harikulade bence. Kirli, yaralı polis Velcoro rolünü oynamamış resmen üzerine giymiş gibi görünüyor. Rachel McAdams ve Taylor Kitsch için henüz bir karar vermedim. Karakterlerini daha iyi anladıkça rollerini değerlendirmek için fırsat bulacağımı düşünüyorum. Vince Vaughn ise tam anlamıyla olmamış. Önceki rollerinden kalan bir önyargıyla söylemiyorum bunu. Semyon’dan korkmadım, çekinmedim, benden ırak olsun demedim. Herhangi bir itici his uyandırmadı üzerimde. Oysa o karakterin “villain” olarak bambaşka bir katmandan ürkütmesi lazımdı sanki(?)

İkinci sezon benim adıma kötü başlamadı. Daha reel bir anlatım seçerek, daha fazla kişisel problemlere yoğunlaşmış. Atmosferin tadını aldım. Umarım bütünüyle aynı hisler içerisinde bitiririm diziyi.

Not: Müzik kullanımını (Bar sahnesi dışında) ve introyu çok tutmadım kaldı ki bu metin The Only Thing Worth Fighting For eşliğinde yazılmıştır.
true-detective-first-photos-04
Can Rende: Taylor Kitsch, Vince Vaughn ve müzik/intro konusunda genelde herkes hemfikir. İlk sezonun jeneriği, arkada çalan şarkı fazlasıyla çarpıcıydı. Şimdi öykü çorak yerlerden rengarenk Los Angeles’a taşındığından olsa gerek jenerik de bir hayli renkli olmuş. Öyküye uygun olabilir bu jenerik ama ilki kadar etkileyici değildi. Keza Nevermind parçasını da pek sevdiğimi söyleyemem. Oyunculuklara gelirsem… Vaughn kendisinden tiksindirtmedi Yıldıray’ın dediği gibi. Herhangi bir duygu uyandırmadı ilk bölümde. Umarım diğer bölümlerde performansı yükselir. Yoksa diziye bu performansla fazlasıyla zarar verir. Kötü karakter de bizde bir duygu yaratmayacaksa kim yaratacak? Kitsch’in oyunculuğu ise zaten hep sorunluydu.
true-detective-first-photos-03
Turgay Kaplan: İkinci sezonun ilk sezonun devamı niteliğinde olmadığı bilinse de iki sezon arasında en azından güçlü bir genetik bağ olacağı beklentisi içinde olduğunu düşünüyorum diziyi sevenlerin. 2.sezonun ilk bölümü, iki sezon arasında genetik bir bağ olduğunu kanıtlamasına kanıtladı da bunun ne derece güçlü olduğunu/olacağını göstermeye dair acelesi yokmuş gibi görünüyor. Yoksa ilk sezonun kendisini kanıtlamış mekan, karakter ve olay sadeliği anlayışının tersi bir anlayışla hareket edilmezdi. Hatta ilk sezonun karakterler ve yarattığı atmosfer üzerinden alttan alta hissedilen ve finalde de adı net biçimde konulan insanlığın ezeli ve ebedi problemi ışık-karanlık düalitesi gibi bir noktaya yine rüştünü ispat etmiş biçimsel bir düşünüşle varmak yerine daha çok çağımızın birey ve toplum üzerindeki kanserli dokuyu dert edinerek varacakmış gibi görünüyor. İlk bölümün sonunda karakterleri henüz belleğime kazınmadığı için motorsikletli anayol polisi, babasıyla sorunlu kadın şerif ve ilk sezondaki efsanevi Rust yerine koymak için heveslendiğimiz dedektif diye tanımladığım üçlüden oluşan ayak yavaş yavaş yerine oturdu. Karşı taraf diyebileceğimiz diğer ayağında yerine oturmasıyla ilk sezondaki gibi iliklerimize kadar hissettiğimiz çatışmayı yine yaşayabiliriz diye ümit ediyorum. Eğer olmazsa karakterlerin bir yere varmayan açmazlarıyla yetinip biraz empati kurmuş oluruz.

kategori:
haber

ilgili