Başkalarının Hayatı…

Çağlar Erteber, Finding Vivian Maier isimli belgeselden yola çıkarak sinema fotoğraf ilişkisini yazdı....

“Fotoğrafın gücü resimden farkı nesneleri olduğu gibi gösteren mercekten kaynaklanmaktadır. İlk kez ürün ile onu üreten nesne cansız varlıklardan oluşmaktadır. Artık olaya insanın yaratıcı müdahalesi söz konusu değildir. Fotoğrafçının kişiliği yalnızca çekeceği nesnelerin seçiminde ve amacında etkili olmaktadır.”
André Bazin, Fotoğrafik Görüntü Ontolojisi. Sinema Nedir? kitabından

Fotoğraf sanatından pek anlamam. Bazin’in yaklaşık yarım yüzyıl önce paylaştığı düşüncelerine de katılıp katılmama konusunda çekincelerim var. Zaten üzerinde durmak istediğim bu değil. 2013 yapımı Finding Vivian Maier belgeselinde, (birazcık Searching for Sugar Man kıvamında) Fransız asıllı Amerikalı Vivian Maier’in çektiği binlerce negatiften oluşan fotoğrafların ve bu olağandışı fotoğraflarla birlikte bu gizemli fotoğrafçı kadının da izine düşülüyor.
1
Bu kadın, bıkmadan usanmadan fotoğraflar çekti ömrü yettiğince ve çektiği fotoğrafları hiçbir yerde yayınlatmadan bu hayattan ayrıldı. Boynunda Rolleiflex bir kamerayla binlerce hayatın, yaşanmışlığın tanığı olarak Chicago gettolarına, çocuk parklarına, yalnız erkek ve kadınlara, genç çiftlere, hayatın estantanelerine, sokak satıcılarına, evsizlere, poşetlere, çöplere, boş sokaklara, ölü hayvanlara neden konuk olmuştu? Bazin’in dediği gibi kendi kişiliğini mi yansıtıyordu tüm bunlar, yoksa aradığı başka bir şey miydi? Bu tarz kamerayla insanları beklenmedik anlarda ve değişik bir perspektiften yakalayabilirsiniz. En azından bu işten anlayanların söylediği bu.
2
Aklıma 2000 yapımı bir Haneke filmi geliyor ister istemez: Code Inconnu (Bilinmeyen Kod) -aslına bakılırsa filmin orijinal adı çok daha uzun-. Daha doğrusu filmden bir sahne. Metroya bir adam biner, karşılıklı oturulan yerlerden birine geçer ve karşısındakilerin habersizce fotoğraflarını çeker. (2000’lerde olunduğundan bu seferki makine Maier’inkinden farklıdır elbet!)
3
Karşısına kim oturursa otursun ayırt etmeden deklanşöre basar. Bilinmeyen Kod’un parçalarını oturtmaya çabalamaktadır belki de. Bu kod (ve daha binlercesi) daha büyük bilinmeyenin ufacık parçalarıdır sadece. Ama yine de fotoğraflarını çekmeye devam eder tıpkı Maier gibi.

Filmde George'un Objektifinden

Filmde George’un Objektifinden

Aslında ikisinin de objektiflerine yakalananlar benzerdir. Toplumun her kesiminden insan en doğal halleriyle öylece karşılarındadır.

Vivian Maier’in Objektifinden

Vivian Maier’in Objektifinden

Peki baştaki soruya dönecek olursak, onlara bunu yaptıran nedir? Sanatsal ve estetik bir kaygı mı? Kişiliklerinin yansıması olan kişi veya nesneleri aramaları mı? (Bazin’in sözünü ettiği) Yoksa başkalarının hayatlarına yapılan izinsiz bir misafirlik mi? Onları en hazırlıksız (karşısındakine oynamadan/poz vermeden) anlarında yakalayarak üstelik. Belki bir parça ailesi, dostu, komşusu, yol-sıra-oda arkadaşı, anılarının tanığı olabilmek için… Tabi bunu fotoğrafla, sinemayla, şiirle, edebiyatla, yani sanatsal yolla icra etmek.

Yine Maier'in Objektifinden

Yine Maier’in Objektifinden

Aklıma bir de 2012 yapımı François Ozon filmi geliyor tüm bunların üzerine: Dans la Maison (Evde). Filmin son sahnesinde edebiyat hocası ile öğrencisi bir parkta oturmaktadır. Yukarıda bahsi geçenler üzerine aralarında bir muhabbet başlar:
7
-Tuhaf, tüm bu pencereler, tüm bu insanlar buradan görülebiliyor.
-Evet, harikulade.
-Rafa’nın karşısındaki parkta sanki en ön sıradaki bir izleyici gibiydim. Şöyle bir baktım ve düşündüm ki: “Bu evlerdeki gibi bir hayat nasıl olurdu acaba?” Orada mesela, o iki kadın. Ne yapıyorlar?
-Onları tanıyor musun?
-Hayır.
-Tartışıyorlar gibi görünüyor. İki kız kardeş bir ihtimal miras kavgası yapıyor.
-Ayrılmanın eşiğinde olan iki lezbiyen.
-Hayır, iki ikiz kardeş ev üzerine tartışıyorlar. Aile kavgası. Birisi satmak istiyor, diğeri satmak istemiyor.
-30 yıldır beraber olan iki lezbiyen ayrılıyor. Çünkü sarışın olan diğerinin romatologuyla flört etmiş. Esmer diyor ki: “Üstelik sizi ben tanıştırdım!” Ellerine bak. “Şimdi anlıyorum neden muayenehanesine kadar sana eşlik etmemi istememeni. ”
-“Olmaz, bu evi satamayız. Babam bu evi almak için hayatını feda etti.”
-Onların ikiz olmasını gerçekten tercih eder miydin?
-Bilhassa değil.
-İlk kattaki sağdaki daire olmalı değil mi?
-Unut gitsin Claude. Matematik derslerine ihtiyaçları olduklarını sanmıyorum.
-Bir gün bir şeye ihtiyaçları olacak… Her zaman girmek için bir yol vardır. Herhangi bir eve her zaman girebilirsin. Bana yardım edersin değil mi?

kategori:
izlenim

ilgili