
Sinemada film izleme adabının artık yer ile yeksan olduğunu dile getirdiğimiz yazımızda başka bir konu hakkında da yazacağımıza söz vermiştik; sinema bilet fiyatları. Özellikle büyük şehirlerdeki sinema bilet fiyatları son zamanlarda oldukça yüksek rakamlara ulaştı. Geçmişte haftasonu harçlığının bir kısmı ile bir ortaokul öğrencisi rahatlıkla sinemaya gidebilirken şu anda çalışan çiftler bile “bu filmi sinemada mı izlesek, dvdsini mi beklesek?” sorularını sormaya başladılar kendilerine. Gelin kabaca bir hesap yapalım: şu anda başkentteki sinema biletleri 10 ile 15 lira arasında değişiklik gösteriyor. Demek iki sinemasever bir filmi sinemada izlemek için yaklaşık 20 ile 30 lira arasında bir bedel ödüyor. İçeride fahiş fiyatlar üzerinden satılacak muhtemel yiyecek içecek harcamaların tercihe bağlı olması nedeniyle bu kapsamda ele almıyoruz. Yine de bir parantez açıp, özellikle büyük sinemalardaki kantin fiyatlarının neden beş yıldızlı otel minibarı seviyesinde olduğuna da aklımızın bir türlü ermediğini söylemeden geçemeyeceğiz. Hesabımıza geri dönersek ortalamada 25 lira olan bu mebla, izlemek istediğimiz filmin tek gösterimi için veriliyor. Öte yandan sabırlı izleyiciler bir-iki ay bekleyebilirlerse çoğu filmin dvdsini satın almak olanağını buluyorlar. Dvdlerin fiyatı iki kişilik sinema bileti ile aşağı yukarı aynı. Elbette burada dvdye yeni çıkan filmleri kastediyorum; yoksa kampanyalardan faydalanıldığı takdirde bu fiyatlar çok daha aşağıya inebiliyor.
Elbette bir filmi sinemada izlemenin verdiği haz bambaşka. Evinize ne kadar büyük televizyon alsanız da, ne kadar iyi ses sitemi kursanız da tam olarak aynı etkiyi yaratamayacağınız aşikâr. Ancak bir iki ay sonra aynı parayı verip filmin neredeyse toplu gösterim ve çoğaltma hariç tüm haklarını sonsuza kadar satın aldığınız bir anlaşma ile sinemada tek bir gösterim hakkı için verdiğiniz fiyatı karşılaştırınca insan kendisini hafiften kazıklanıyor gibi hissediyor.
Öte yandan bu para ile ne satın aldığımızı düşününce insanın aklı iyice karışıyor. Televizyon kanalları birçok filmin yayın haklarını satın alıp, gösterim tarihinden altı -yedi ay sonra yayınlayabiliyorlar. Tek gelirleri ise reklamlara dayanıyor. Dolayısıyla altı ay beklerseniz ve türkçe dublaj sizin için sorun yaratmıyorsa, birçok popüler filmi televizyondan bedava izlemek de mümkün. Eskiden olsa bu noktaya karşı tez üretmek mümkündü: “televizyonda izlerken birçok reklam izlemeye de mahkûm oluyoruz, sinemada reklam yok!”. Oysa son dört beş senede bu durum da değişti. Birçok gösterimde açıklanan seans saatinde, önce reklamlar başlıyor ve filmin tahmin edilen gişe miktarına göre değişen bir süre reklam izliyoruz. Bu süre kolay kolay on dakikadan az olmuyor. Hele hele gişe rekortmeni olması muhtemel bir filme gittiyseniz, yarım saatin üzerinde reklam izlemek zorunda kalabiliyorsunuz. Bu bahsettiğim sadece reklamlar; arkasından ‘gelecek program’ tanıtımları başlıyor. Dolayısıyla herhangi bir filme başlamadan önce, on beş dakika ile bir saat arasındaki bir süreniz sinema tarafından gasp ediliyor. Televizyonda kimi filmleri izlerken yarım saatin üzerinde tanıtım ya da reklam izlemiyoruz. Bu durumda bir türlü anlam veremediğimiz çelişki ortaya çıkıyor; reklamların bu kadar uzun olmadığı hatta hiç reklamın olmadığı zamanlarda sinema biletleri daha makul fiyatlarda iken, hem izleyici sayısının artıp sektörün büyüdüğü, hem de müşterilerden alınan paraya ek olarak ciddi reklam gelirlerinin elde edildiği bir dönemde bilet fiyatları neden bu seviyelere çıkıyor? Daha önceden de söylediğimiz gibi filmin dvd bedelinden daha fazla para ödeyerek gelen iki kişilik bir izleyici grubu neden reklam izlemek zorunda kalıyor? Reklamlar daha makul seviyelerde kalsa ya da reklam olan seansların ücretleri daha makul olsa söylenecek pek bir söz yok ancak durum böyle de değil.
Bu çelişkilere tepkiler yok değil; özellikle internet tabanlı tüketici şikâyeti yayınlayan siteler tarandığında konu ile ilgili birçok şikâyet bulabiliyorsunuz. Bir kısmı bilet fiyatlarından yakınıyor ama tepkinin çoğu reklam sürelerine. Öte yandan -şimdilik- organize bir şikâyet ya da boykot kampanyası yok gibi.
Bu durum sinema izleyicisi sayısını da etkilemeye başladı. Bahsettiğimiz şikâyetlerin sahipleri genellikle bir daha sinemaya gitmemekle ya da en azından uzun reklam yayınlayan firmaların sinemalarına gitmemekle tehdit ediyorlar durumun sorumlularını. Her ne kadar yukarıda yazdığımız dvd ve televizyonda izleme alternatifleri sadece sinema sahiplerinin cebine girecek parayı etkiliyorsa da madalyonun illegal çözümler tarafını incelediğimizde işin ucu film stüdyolarına kadar dayanıyor. Sayılan alternatifleri kullanmak yerine korsan film izlemek yolunu seçen insanların sayısı hiç de az değil. Nedense korsan film konusunda çuvaldız da iğne de sadece izleyiciye batırılmaya çalışılıyor. Hukuki yaptırımların dozu artırılıyor, filmlerden önce korsan film almanın, indirmenin zararlarından bahsediliyor ancak insanların korsan filmleri tercih etmesine neden olan durumlarda bir iyileştirme yapılması düşünülmüyor.
Ekonomik kriz her sektörü vuruyor, sinema sektörü de nasibini alıyor. Salonlar eskisine göre daha boş, insanlar artık harcamalarını yaparken çok daha dikkatli davranıyorlar ve verdikleri paranın karşılığında ne satın aldıklarını irdeliyorlar. Durum böyleyken sinemaların bu çelişkili durumda ısrar etmeleri uzunvadede geri tepecek bir durum gibi gözüküyor.
