Billion Dollar Brain: Beynin Yok Demedim…

Ken Russell’ın ilk sinema filmi 1967 yapımı “Billion Dollar Brain”, Len Deighton imzalı, zamanında popüler olmuş üç kitaplık casusluk serisinin sonuncusundan uyarlanmış. Soğuk Savaş döneminde geçen bir casusluk öyküsü...

Ken Russell’ın ilk sinema filmi 1967 yapımı “Billion Dollar Brain”, Len Deighton imzalı, zamanında popüler olmuş üç kitaplık casusluk serisinin sonuncusundan uyarlanmış. Soğuk Savaş döneminde geçen bir casusluk öyküsü için Russell’ın biçilmiş kaftan olduğunu hemen belirtelim. Neden olarak da; yönetmenin sinema dilinin (sembolik, abartılı, kitsch, grotesk) Soğuk Savaş’ın yarattığı heyulaya denk düştüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

Jeneriğinden başlayarak James Bond filmlerinin parodisi olacağını haberleyen film, sadece bununla yetinmiyor; yapmış olduğu seçimlerle de Soğuk Savaş dönemine ciddi eleştiriler getiriyor. Döneme getirdiği eleştirilerin günümüzde artık malum olması zamanı için esaslı öngörüler olduğu gerçeğini örtmüyor. Seçimlere gelelim:

1. İlk sırada Michael Caine’in canlandırdığı İngiliz casusu Harry Palmer yer alıyor. Caine – öyle olmadığı halde- olayların seyrinde etkiliymiş gibi görünen Harry Palmer’ı, soğuk mizacı ve soğukkanlı oyunculuğuyla işe yarıyormuş gibi göstermeyi başarıyor. Dolayısıyla hem James Bond’a bir taş atılırken hem de işlevsellik yönünden soğuk savaş döneminin casusluk kurumu sorgulanıyor.

2. Soğuk savaş döneminde başta ABD olmak üzere Batı tarafından dünyaya bir öcüymüşçesine lanse edilen Rusya’nın, diğer tarafın adamlarıyla kıyasladığımızda gülünçleştirilmeyen sağduyulu bir Rus generali ve (Catherine Deneuve’ın kızkardeşi, 25 yaşında trafik kazasında hayatını kaybetmiş güzel Françoise Dorleac tarafından canlandırılan) görevini hakkıyla yerine getiren bir Rus ajanı tarafından filmde temsil edilmesi yaratılan öcü imajını tuz buz eden seçimler olarak karşımıza çıkıyor.

cJ3tF4P66BAoca8Cm3WxibWkjEY

3. Bir zamanların ünlü televizyon dizisi San Fransisco Sokakları ile yüzü hafızalarımıza kazınan Karl Malden’in canlandırdığı ikinci dereceden kötü adam Leo’nun asıl amacı emrinde çalıştığı birinci dereceden kötü adam General’in paralarını katakulliyle söğüşlemektir. Ed Begley’in -özellikle mimikleriyle- müthiş bir tiplemeye dönüştürdüğü General ise elindeki gücü ve parayı kullanarak Letonya’yı komünizmden temizleyip ülkeye ”özgürlük” götürme peşindedir. Amacını gerçekleştiebilmesi için de darbe yapacaktır. Sonunda ikisi de Letonya’nın buz gibi sularına gömülür. Böylece ABD’nin günümüzde dahi utanmasızca sürdürdüğü ”biz özgürlük götürüyoruz” söylemi gerçekliğin buz tutmuş sularına gömdürülerek sembolik de olsa mahkum edilmiş olur.

4. Filme ismini veren bilgisayar, Soğuk Savaş döneminde tarafların birbirlerine kısa yoldan üstün gelebilmek için amansızca giriştikleri teknolojik çabaların bir simgesidir. Değeri-işe yararlığı maliyetiyle ölçülen bir aletin verdiği saçma direktifleri uygulayan güç sahibi insanların, bu abartılı anlatım yoluyla gerçekte de ne kadar gülünç olabildikleri su yüzüne çıkartılır.

5. Sadece iki kısa sıcak sahne dışında filmde alaycılığın sinmediği hiçbir an yok. İki kısa sıcak sahnenin ilki eskiden de ahbaplıkları olan Leo ve Harry arasında geçiyor. Sevgilisi olan Rus ajanı kadından tekmeyi yedikten sonra Leo’nun yüzünde şaşkınlık ve hayal kırıklığı belirir. Onun halini gören Harry, ona karşı anlayışlı tavır sergiler. Diğeri ise buruk bir veda sahnesidir. Bunun bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyor ve bu alaycı bakışın soğuk savaş dönemiyle ilgili her şeyi sorgular nitelikte olduğunu söyleyip lafı noktalıyoruz.

kategori:
izlenim

ilgili