bakınız

Bir Filmi Okumak ve Anlamak

2001-kubrick.jpg

Tavuk mu yumurtadan çıkar yoksa yumurta mı tavuktan? Sinema ile ilgili bir yazının giriş cümlesi için oldukça alışılmadık olduğunun farkındayım. Yine de konumuzla çok ayrıksı değil. Örneğin aynı düzlemde sanatın kimin için yapıldığı saatlerce tartışılabilir. Ben sanatı bir kademe daha daraltıp sadece sinema kimin içindir, kimler anlamalıdır; birileri illâ anlamalı mıdır, bunu anlatmaya çalışacağım. Yetmezmiş gibi film izleme nedenleri ve sonuçlarına dair bir şeyler geveleyeceğim.

Yabancı film, dört kelime, birincisi!

Olayın sinema boyutundaki sorununu bilmekle işe başlayabiliriz. Saniyede akan kareler ve o karelerin içindeki imgeler, çoğu zaman sesle birleşerek bizlere bir şeyler gösterir. Bunları “şey” olarak nitelendirmek bir işimize yaramaz. İzlediğimiz ve duyduğumuz şeylerin bizlere anlam ifade etmesi için bir birikime ihtiyaç duyarız. Nasıl ki şu an Türkçe bildiğiniz ve okuyabildiğiniz için kullandığım çizgiler, harfler, kelimeler ve cümleler size bir anlam ifade ediyorsa; sinema filmleri de önbilgi ister. Kısasından, uzununa her filmde bu bir gereksinimdir fakat bazılarında, ortalama altı donanım bile yettiğinden bilinmesi gereken bir şey varmış gibi gelmez. Neden-sonuç ilişkisi için en uygun nokta burası olsa gerek. Herkesin sinemadan anladığı şey farklılık gösterebilir. Kimisi sadece eğlenmek için film izler, kimisi bir şeyler öğrenebilmek, kimisi de belirgin bir sebebi olmaksızın. Sebep ne olursa olsun filmi izlemeden önceki halimizle, sonraki halimiz arasında bir fark vardır (Parti reklamı almıyorum, rap şarkısından da bahsetmiyorum). Beğeniler değişebileceği gibi çıkarımlar da kişiden kişiye değişebilir. Bunu cepte tutarak devam edelim.

Telepati yapmak yasak!

İstesek bile her şeyi öğrene-bilmemizin bir mümkünatı yok. Hal böyleyken filmlerin ve dizilerin bizlerden bekleyebileceği bir bilgi eşik sınırı vardır. Ötesine geçildiğinde anlaşılmaz şeyler yumağını görme riskimiz artar. Yönetmenin sanat kimin ve/veya ne için yapılmalıdır sorusuna verdiği yanıta göre bu eşik sınırı değişebilir. Örneğin, karşımızda sanat sanat içindir diyen bir yönetmen varsa, anlattıklarına dair bir fikrimizin olup olmadığı onun için önemli değildir. Hayalgücüyle yoğurduğu metaforları önümüze serip bir kenara çekilebilir. Bunu iyi yapamadığı için mi o film bize kötü gelir, yoksa anlattıklarını anlamadığımız için mi? Bilgimiz yoksa ve üstüne deneyimlerle elde edilen çıkarım yeteneğimiz kâfi derecede gelişkin değilse o vakit belki anlamadığımız için kötü gelmiş olabilir. Ya da tam tersi durumda yönetmen yüksek irtifadan uçmuştur ve bu yüzden doğal olarak zamanının ötesine geçerek çuvallamıştır.

Ses çıkarmak yok!

Bu kadar afakî sözden sonra biraz birebir örneklemeyle gitmekte fayda var. Bilgi ve hayal gücü gereksinimine ihtiyaç duyan en güzel örneklerden birisi hiç şüphesiz Stanley Kubrick imzalı dört kelimeden mütevellit 2001: A Space Odyssey. Olabildiğince açık konuşacağım. Ben bu filmi ilk izlediğimde lisedeydim ve filmden hiçbir şey anlamamıştım! Çok seneler sonra bir kez daha izleme şansım oldu. Bilgilerim bu zaman zarfında pek tabii ki değişmiş ve gelişmişti. Entel takılan birisi olsam “işte o anda aydınlandım” diyebilirdim fakat benim açımdan sonuç yine tam mânâsıyla bir hüsrandı! Anladığım yerler vardı elbette, zekâ yönünden bir geriliğim yok ama genel çerçeveden bakıldığında izlediğim şeyden bir zevk almak bir yana, sıkıldığım bile söylenebilirdi. Sonuçta beş dakikalık bir sessizlikle filme başlıyorduk, iki buçuk saatlik filmde yalnızca kırk dakika konuşma vardı.

Her halükarda bu film içinde gizli olduğu söylenegelen ulvi şeylerden ben niye nasiplenemiyorum diye çok hayıflandım. Biraz da onur meselesi yaparak hakkında onlarca makale okuyup, birkaç tane de sunu izledim. Bir tanesi kâfiydi aslında ama anladıkça daha fazlasını istemekten geri duramamıştım. Bu yaşananların arkasından bir kez daha filmi izlediğimde, izlediğim şey karşısında mest olmuştum. Gerçekten aydınlanmış hissetmiştim ama bunun sebebi güneşin tepeme vurması da olabilir, bu hâlâ çözülememiş büyük bir gizem.

blade-runner.jpg

2001: A Space Odyssey hakkında böyle güzel şeyler söyledikten hemen sonra Blade Runner’a ağız dolusu giydirmek istiyorum. Zira iki defa izlediğim halde hâlâ sıkıldığım bir filmdir kendileri. Belki bundan onlarca yıl sonra, yine güneş tepeme vurur ve bir aydınlanma sürecine girerim ama o zamana kadar benim için Blade Runner kötü bir filmdir. Tersiymiş gibi Dumb & Dumber benim için şaheserden de ötedir.

Okuduğumuzu anladık mı?

Peki, böyle söylememin tek bir mantıklı nedeni var mıdır? Pek tabii ki yoktur ve zaten başından beri bundan bahsediyorum.

Ufak bir ekleme ile sonuca bağlanmaya çalışayım. Piramit yapısı filmler için oldukça uygun bir yapıdır. Piramidin en tepesindeki ufak noktada bulunmak için biraz çaba sarf etmek gerekebilir. O, ufacık, yıldızlara yakın noktada yalnız hissetmek yerine en altta kalabalığın ortasında bulunmak ise içimizi ısıtabilir.

Oldukça şahsi bir şekilde örneklediğim filmlerden ve uydurmasyonlardan yola çıkarak diyebilirim ki; her şey kişisel bir tercihten ibarettir. Nasıl ki yönetmen bir tercih yaparak filmi buna göre şekillendiriyor, bizleri görmezden geliyor; benzer şekilde bizler de bu şekilde davranan filmleri/yönetmenleri görmezden gelebiliriz. Tam tersi olmayan bir şekilde ise yönetmen bizleri bebek yerine koyuyor, her şeyi gözümüze sokuyor ve hatta abartarak anlamamız için çırpınıyorsa; beş yaşına geldiğimizde kucağa alınmaktan hoşlanmadığımız için kucağa alındığımız anda tepinerek tepkimizi ortaya koyabiliriz. Görmezden gelmek, tepinmek ve göklere çıkartmak bu bakımdan birbirine oldukça benzer şeyler.

Termodinamik ve kuantum mekaniği bilmezken kalkıp da kütlecik çarpışması hakkında, bir kasap tarafından çekilmiş bir filmi izlerseniz suç fizikte veya kasapta olduğu kadar sizdedir de.

Bunun yanında bazıları bu görüşlerime katılmayabilir. Bir film iyiyse, örneğin “altın kurala” uygunsa, kim izlerse izlesin ona iyi bir film gibi gelir diyebilirler. Ben bu görüşe ve altın kural olayına katılmıyorum. İnsan bir şeyler öğrenebileceği gibi bir şeyleri öğrenebilmesi için önceden öğrenmesi gereken şeyler de vardır. Bunun yanında çok iyi filmlerin geneli o konuda bir fikrimiz olmadığı halde, bizleri bilgi yağmuruna tutmadan bilgilendirirken eğlendirebilir. Bunu yapmak şayet altın kurala uymak demekse diyecek bir şeyim yok.

Nihayetinde kazananın, kaybedenin veya nötrün tercihlere göre şekillendiği bir süreçtir bu. Sürecin neresinde olduğunuza göre durumu farklı görebilirsiniz. Siz piramidin neresinden bakmak istersiniz?”

Kategori: Sinema Yazıları | Yazıda Geçen İsimler: , | Sayfa Adresi