Bir İnsan Belgeseli: Animal Kingdom

Henüz on yedisinde olan Josh, annesi aşırı doz uyuşturucudan ölünce anneannesinin yanına taşınır. Josh’ın, Avustralya’nın Melbourne şehrinde daha çok doğu avrupalıların yaşadığı bir mahallede bulunan yeni evindeki akrabaları, normal...

Henüz on yedisinde olan Josh, annesi aşırı doz uyuşturucudan ölünce anneannesinin yanına taşınır. Josh’ın, Avustralya’nın Melbourne şehrinde daha çok doğu avrupalıların yaşadığı bir mahallede bulunan yeni evindeki akrabaları, normal hayatları olan sıradan insanlar değillerdir. Kahramanımızın uyuşturucu ticareti yapan dayılarının gelir düzeyleri oldukça iyi durumdadır. Josh’un anneannesi ise bu geçim yoluna sesini çıkarmamakta; ses çıkarmak bir yana aile içindeki çatışmaları dengelemekte, uyuşturucu bağımlısı oğullarının işlerini doğru düzgün yapmaları konusunda onları dolaylı da olsa idare etmektedir. Bununla beraber son dönemde polisle yaşanan sorunlardan dolayı Josh’un büyük dayısı, sonsuza kadar bu işle uğraşamayacaklarını anladığından bu yolla elde ettikleri sermaye ile kendisi ve ailesi için daha düzgün bir yaşam kurma düşüncesindedir. Fakat bu düşüncesini gerçekleştiremeden polis tarafından sorgusuz sualsiz bir şekilde infaz edilir. Bu olayın üzerine aile harekete geçer ve şehirde devriye gezen bir polis ekibine saldırı düzenler. Yapılan saldırı, işleri daha da karmaşık bir hale sokar. Ailenin en yeni üyesi olan Josh, polis tarafından kendi ailesi aleyhinde mahkemede ifade vermeye ikna edilse de, bu o kadar kolay olmayacaktır.

İçinde bulunduğumuz yılda Sundance Film Festivalinde jüri büyük ödülü alan ve ilk bakışta bir suç filmi olarak kabul edilebilecek olan Animal Kingdom aynı zamanda bir aile dramı. Filmin yönetmeni David Michod, anlattığı bu aile dramıyla sadece bir ailenin başından geçen kötü olaylar dizisini gözler önüne sermek amacında değil. Animal Kingdom aynı zamanda topluma sinmiş, bulaşmış olan “suç” kavramını ve bu kavramın kaynaklarını irdeliyor. Daha en başta çocuklarını genel geçer ahlak kurallarıyla yetiştirerek onları suçtan ve ahlaksızlıktan koruması gereken bir annenin onları göz göre göre suça itmesi, yasadışı işlerle uğraşmalarına göz yumması ve hatta onları bu konuda yönlendirmesi, Michod’nun kendi toplumundaki ailevi vahameti göstermesi anlamında oldukça çarpıcı. En az “anne” motifi kadar dikkate değer bir başka unsur da devlet adına çalışan ve suçu önlemeye gayret eden polisin içine girdiği suç çıkmazıyla baş edememesi; kendi içinde var olan “çürük elmaları” ayıklayamaması.

İşte anlatılan bu suç hikâyesinin ortasında topluma uyum sağlamaya çalışan, hayata adım atmanın eşiğinde olan Josh tüm gördüğü ve yaşadığı olayların soncunda “iyi” ve “kötü”nün nerede başlayıp nerede bittiğini kestiremez. Animal Kingdom’u dikkate değer bir film yapan en önemli yönü de budur kanımca. Michod’nun ideal olmaktan oldukça uzakta duran bir dünya olarak anlattığı bu yaşam alanında taraflar kesin, net çizgilerle birbirinden ayrılmıyor. Bir annenin bile çocuklarını kendi geleceği ve rahatı için, sonuçta onların hayatlarına mâl olacak işlere yönlendirmesi bir bakıma bir çeşit vicdan kaybının da işareti oluyor.

Kendi kişiliğini içinde yaşadığı ve kimsenin kendisine doğru ve erdemli olan yolu göstermediği bir ailede biçimlendirmeye çalışan Josh, doğru olduğuna inandığı yolu kendisi, tek başına yeniden tanımlamak zorunda kalıyor. Kahramanın doğru olanı belirleme konusundaki bu kararı aynı zamanda filmin sürprizli finali olarak da kabul edilebilir. Fakat bu yol da öngörülebilir bir yol olamıyor. Animal Kingdom, her şeyin sonuna gelmiş bir ailenin ve onun gıyabında bir toplumun habercisi. Yönetmenin verdiği belki de marjinal bir örnek, belki de bu örnekten hareketle genellemeler yapmak doğru olmaz; ama yine de yönetmen, seyirciyi bireyi yetiştiren kurum olarak ailenin ve daha da özel de annenin ya da daha genelde annelik kurumunun bir toplumu ne şekilde biçimlendirebileceği üzerine düşünmeye ikna ediyor. Bu meseleden hareketle yine filmin finalinde tüm kötülük potansiyelini bildiği halde Josh’un anneannesine sarılması, onun çaresizliğinin gösterilmesi adına, son derece çarpıcı bir sahne olarak kalıyor akılda…

Michod suç ve şiddet kavramlarını, çekici, cazip, görsel olanakları bol, adeta bir mastürbasyon aracı olarak görmek yerine, bu iki kavrama bir “mesele” olarak bakıyor. Film, sinemasal anlamda Scorsese’nin suç filmlerinden kavis alıp İnnaritu’nun dramlarına doğru yol alan bir dil belirliyor kendisine… Sadece güçlü olanın kendi gücünü koruma adına insan oluşunu ve bu oluşun erdemini nasıl ayaklar altına aldığı, topluma telkin edilen “güçlü olma” durumunun zamanla nasıl da bir bağımlılık haline geldiğini ve güce ihtiyaç duyan bu insanların kayabettikleri değerlerle nasıl da aciz duruma düştükleri yönetmen tarafından neredeyse bir belgesel atmosferiyle aktarılıyor beyaz perdeye… Bu da filme hem bir doğallık, samimiyet hem de farklı bir gerçeklik kazandırıyor.

———–
Bakınız: Animal Kingdom Fragman

kategori:
izlenim

ilgili