Bir Zamanlar Anadolu’da: Dev Bir Vicdan Filmi

Sarı bir pencere doldu kadraja, yavaş genişledi sonra üç tane adam, sefil bir rakı sofrası, simsiyah gökyüzü, bir dükkân önü sonrası karanlık… Uzun uzun karanlık sahnelerin arkasında duran bozkır....

Sarı bir pencere doldu kadraja, yavaş genişledi sonra üç tane adam, sefil bir rakı sofrası, simsiyah gökyüzü, bir dükkân önü sonrası karanlık…

Uzun uzun karanlık sahnelerin arkasında duran bozkır. Tadına doyulmaz bozkır. Gecenin karanlığında sorgu, polisiye nüanslar, herkesin kıyısında duran bir kadın hikâyesi. Komiser orada hırlayarak ceset bulmaya çalışırken Arapla Doktor arasındaki tüm konuşmalar hikâyenin ritmini bozmak ve tamamen odağı değiştirerek seyirci üzerindeki psikolojik etkiyi dağıtmak üzerine kurulu. Rüzgârın, yaprakların, yolda olan yağmurun sesi önünde duran doktorun sarı yapraklar arasında kaybolması. Nerede olursa olsun doğanın kendi dilinde mırıldandığı cümleler. Gece sakızını artırdıkça uzayan yolun kısa mesafeli yazgısı. Komiserin durmadan ve sürekli algıyı bozan konuşması. Bir günah araştırılıyor, geride kalanların boynuna asılacak bir günah. Bu günahın en derininde duran Kadın. Ceylan filmde kadın imgesini suya hızla giden ve gittiği yerde kendinden birkaç adet bulunan “Elma” imgesi ile vermiş ancak durum o kadar ortada ki.

Bu tavrından dolayı birçok kadının en temelde ona kızdığı noktada kadının hikâyelerinin en başkahramanı olmasının sebebi elbette insan kalbinde duran siluet bir kadın. Çünkü kadın yeryüzünün yaradılış hikâyesinin sessiz kahramanı. “Elma” imgesi ile kadını ifade etmek çok sıradışı bir fikir değil ancak “elma” imgesinin üzerine konulan anlam o kadar estetik ve şiirsel ki bu size asla yabancı gelmiyor. Ceylan diğer filmlerinde gözlerden akıttığı şiirselliğini bu kez o kadar çok yayıyor ki her ana dramatik ancak dudak kanarına konabilecek bir şiirin içinde buluyorsunuz kendinizi. Sahnelerin arasında “bırakılan “es” elbette Ceylan sinemasında yadırgadığımız bir durum değil ancak bu kez farklı olan araya bırakılan eslere daha fazla işlenmiş olan fotoğraflar. Bozkırda durdukça insanın elini tutan o soğukkanlı duruş, sarı bakış, kendinden emin olmanın çekincesi, zamanın içinde kaybolmak ve zamanın derinliğini kalbinde saklamak gibi birçok duyguyu o kadar zarif vermiş ki seyirciye Ceylan, uzun araba sahneleri, cesedi arayış ve onun gerisinden gelen kapalı aksiyon film içinde belirli bir mesafe ile durmanızı sağlıyor. Bir alegorik anlayış, bir bakış, bir aşk… Ceylan filmlerinde kendini baş tarafta görme durumu bu filmde asla gerçekleşmiyor, bu filme elinizi uzatıyorsunuz ancak asla dokunamıyorsunuz.

Kadın imgesine geri dönecek olursak bu kadın hikâyesinde insanın tellerine vuran en önemli ve dokunaklı hikâye Savcı’nın (Taner Birsel) anlattığı ve Doktor’un (Muhammed Uzuner) kendince yorumlar yaptığı kendi sonunu bilen ya da kurgulayan kadının hikâyesi. Bazen öyle oluyor hayat, birileri ölüyor ya da ölümünü planlıyor ve siz arkasından sadece bakabiliyorsunuz. Sinemanın en temelinde duran şeyde hikâyenin arkasından bakmak ve o hikâyenin aktığı yataktan geçmektir. Savcı bu ölümden mağdur, o ensesinde dolaşan kadının farkında ve aslında kadını anlatırken o kadın Doktor’un hemen önüne düşen gölgede saklanmış. Gözlerinin çevresinde duran çizgide sakladığı ölümü, savcı hiç utanmadan ve hatta anlatırken kendini gizleyerek kesiklerin arasından çıkarıyor ve elbette kimseyi incitmiyor. Ceylan Bir Zamanlar Anadolu’da filminde herkesi o kadar kısık sesle konuşturuyor ki belki de her şeyi seyircinin kendi vicdanına bırakıyor. Filmin bence bir başka ismi” Bu Dev Bir Vicdan” filmidir.

Filmin kadrosu oldukça başarılı ancak Yılmaz Erdoğan’ın sorunlu profili oldukça cılız. İnançsız bir komiseri ete kemiğe büründüren Erdoğan kendinden başka bir yere gidememiş maalesef – ki pos bıyıkları arasında sigara saran “Deli Emin” eksik ve insanı sarmayan cümlelerine rağmen bir adım daha ilerideydi Komiser rolünden. Kenan’ın bakışı ( Fırat Tanış) insanın ciğerine düşen bir şimşeğin beyaz kıvılcımı gibi olsa da insan ona kafasını çevirip bakamıyordu sanki hayattan bir canın eksilecekmiş gibi hissediyordun. Sessiz oyuncuğun ve sadece gözünün içindeki derin oyuncuğun anlamını bir kez daha kavrattı bize Kenan. Arap Ali (Ahmet Mümtaz Taylan) filmin kokusu olmuş. Cümlelerini hayata iliştiren Arap Ali tertemiz bir oyunculukla adeta ışıldıyor. Doktorla aralarında olan uzun tirad boyunca Arap Ali hayatı ortadan ikiye çok keskin ve çok acıtarak ayırıyor.

Uzun bir şiir okuma arzusuyla yanan herkesin bu filmi görmesi gerekiyor. Bu film bir vicdan filmidir.

kategori:
izlenim

ilgili