BluTV’nin Yaptıkları, Yapacakları ve Eksik Kaldığı Noktalar

Bu sefer bir filmi ya da diziyi değil, bir platformun tamamını değerlendirdik.

Bu yazımızda BluTV’nin bizlere sunduğu özel yapımlara, ilerleyen dönemdeki projelerine ve dilim döndüğünce neler yapmaları gerektiğine değineceğiz. Keyifli okumalar…

Yaklaşık üç buçuk yıl önce yayın hayatına başlayan BluTV sayısız özel yapımla karşımıza çıktı. Öncelikle bu özel yapımlar arasında izlediklerimi kendi bakış açımla kısaca değerlendirmeye çalışacağım.

Masum: İlk iki bölümü izlediğimde şu ana kadar izlediğim en iyi yerli yapım demiştim. İlerleyen bölümlerde tempo biraz düşse de fikrimin arkasındaydım ama 7. Ve 8. Bölümlerle beraber hikayesini noktalayan Masum dizisi benim için bir hayal kırıklığı oldu. Olayların aydınlanmaya başlamasıyla beraber mantık hatalarıyla karşılaşmaya başladık. Her geçen saniye bu hatalar arttı ve en sonunda sahne devamlılığının bile göz ardı edilmiş olmasıyla, dizi benim gözümdeki tüm karizmasını yitirdi. Kaliteli oyuncu kadrosunun yanında olayların bağlanış biçimi hiç ama hiç hoşuma gitmemişti. Fakat ilk proje olması sebebiyle gelecek adına umut veriyordu.

7Yüz: BluTV’nin özel yapımları arasında en beğendiğim işi 7Yüz oldu. Bazı bölümleri daha çok sevsem de komple bir paket olarak daha izlenilesi ve daha sevilesi bir yapım olarak karşımıza çıkmıştı. Güzel fikirler üzerine kurulu bu yapımı severek takip etmiştim.

Behzat Ç.: Televizyonda yayın hayatına başlayan ve uzun bir aradan sonra BluTV sayesinde dönüş yapan Behzat Ç.’nin daha önce hiçbir bölümünü izlememiştim. Sadece BluTV’de yayınlanan bölümler kadar dizi hakkında fikir sahibiyim. Bence gayet güzel bir işti. Oyuncu kadrosu, politik altyapısı itibariyle beğendiğim yapımlardan biri olmayı başarmıştı. Lakin yaşanılan bazı anlaşmazlıklar üzerine önceden açıklananın tam aksine dizinin yeni sezonu gelmeyecek. Hesaplanmamış birtakım olaylardan ötürü BluTV yönetimi fazlasıyla tepki aldı. Sırf Behzat Ç. İçin yıllık abonelik aldığını söyleyen birçok insan haklı olarak BluTV’yi eleştirdi. Bu tarz yönetimsel sıkıntılar her kurumda yaşanılabilir. Önemli olan bu hususun bir kez daha tekrarlanmaması.

Bartu Ben: Bana göre 7Yüz ile beraber BluTV’nin yaptığı en iyi dizi. Başıyla uyumlu bir sona sahip olan bu yapım, dizi sektörü hakkında eleştirel bir dil kullanmasının yanı sıra kariyeri düşüşe geçen bir oyuncuyu da çok güzel bir anlatımla bizlere sunuyor. Finaliyle de güzel bir kapanış yapan Bartu Ben, ikinci sezonunun da gelebileceğinin sinyallerini veriyor.

Bozkır: Polisiye yapımlara fazlaca yer veren BluTV’nin en az konuşulan yapımlardan biri olan Bozkır dizisi, finaline kadar gayet duru ve gerçekçi anlatımıyla seyirciye iyi bir yapım sunuyor. Fakat finalindeki tüm mantık hatalarıyla beraber izleyici açısından değerini fazlasıyla yok ediyor. Ekin Koç’un canlandırdığı Nuri Pamir karakterinin Alef Dizisindeki Kenan İmirzalıoğlu’nun canlandırdığı Kemal karakteriyle iyi bir uyum sağlayabileceğini düşünüyorum. Alef dizisinin final bölümü incelemesinde söylediğimi tekrardan yinelemek isterim. Kemal ve Nuri Pamir’li bir Alef’in ikinci sezonu gayet iyi bir yapım olabilir. BluTV hem kendi içerisinde bir evren oluşturmuş olur hem de Bozkır dizisini izlemeyip Alef’i izleyenlere Bozkır’ı izletmeyi başarır.

Dijital Flörtleşme: ilk bölümünü severek ve ilgiyle takip ettiğim belgesele, halı yıkamacı iki arkadaşın eklenmesiyle beraber bendeki değerini ve ciddiyetini yitirmiş oldu. Konuyla pek ilgili olmadıklarını düşündüğümden, yapımın üçüncü bölümünü merak ettirmedi ve devam etmedim.

Aynen Aynen: İlk sezonu Youtube üzerinden yayınlanan dizi, ikinci sezonuyla beraber BluTV’ye geçiş yaptı. Uraz Kaygılaroğlu’nun diziden çıkmasından ötürü dizinin izlenilebilirliğinde fazlaca kayıp yaşandığını düşünüyorum. Halen güncel olarak takip etmeme rağmen ilk iki sezondaki kaliteden uzak olduğunu ve hikayenin darlığından hoşnut olmadığımı belirtmek isterim. Yeni 1 Kadın 1 Erkek izlemeyi umuyordum fakat gidişat pek bu yönde değil.

Alef: BluTV’nin prodüksiyon anlamında şu ana kadar yaptığı en iyi iş olduğunu düşünüyorum. Senaryodaki eksiklikler, bölümler arasındaki gözle görülür tempo düşüklüğü, başrol oyuncularının uyumsuzluğu ve kötü performanslarıyla dizi beklentilerimin altında kaldı. Anlatmak istediği hikayeye odaklanmaktan çok, sürekli olarak hikayenin etrafında dönülmesinden ötürü yapım benim adıma soru işaretleriyle dolu. Kuvvetle muhtemel dizinin ikinci bir sezonu gelecek. Umarım hikayeyi olabildiğince doğrudan bizlere sunmayı başarırlar.

Şu ana kadar BluTV’nin yapmış olduğu projelerden söz ettik. Kısacası geçmişinden. Yazının bundan sonraki bölümünde ise BluTV’nin gelecek projelerinden yani bugününden söz edeceğiz.

Saygı: Behzat Ç.’nin bir spin-offu olarak tasarlanan bu yapımda, Nejat İşler’i başrolde göreceğiz. Şu anda çekim çalışmalarını sürdüren bu yapım, kuvvetle muhtemel 2020 yılında seyircinin beğenisine sunulacak. Beklentileri karşılayacağını düşünüyorum.

Sokağın Çocukları: Sıfır Bir ve Sokağın Çocukları dizisine pek göz atmadım. Sıfır Bir dizisinin birkaç bölümünü seyredip bana uygun olmadığına karar verip, diziye devam etmemiştim. Sokağın Çocukları hakkında da söyleyebilecek pek bir şeyim yok. Lakin sadık bir izleyici kitlesinin olduğunu görebiliyorum.

Yarım Kalan Aşklar: Başrollerinde Dilan Çiçek Deniz, Burak Deniz, Ezel Akay ve Cem Davran’ın yer aldığı bu yapım, Trafik kazasında yaşamını yitiren Ozan’ın muhtemelen reenkarnasyon ile yaşama dönüp, başka birinin vücudunda uyanmasını konu ediniyor. Yine bu dizinin 2020 yılı içerisinde yayınlanacağını düşünüyorum. Umarım iyi bir yapım seyredebiliriz.

İnsanlar İkiye Ayrılır: BluTV’nin ilk özel yapım filmi olması açısından ayrı bir öneme sahip olan bu film, 7Yüz filminin yaratıcısı olan Tunç Şahin’in elinden çıkan yeni bir 7Yüz hikayesi olarak lanse edildi. Başrollerinde Pınar Deniz, Burcu Biricik ve Aras Aydın’ın yer aldığı bu proje, umarım 7Yüz dizisinin başardıklarının izinden gider ve bizlere güzel anlar yaşatır.

BluTV’nin şu ana kadar açıklanan 4 projesine de değindik. Bu projeler şu an için prodüksiyon süreci devam eden yapımlar. Eminim daha beklemede olan birçok proje vardır. Fakat biz sadece bu yapımlar hakkında bilgi sahibiyiz. Büyük olasılıkla da 2020 yılı içerisinde bu yapımları seyredebileceğiz. BluTV’nin bugününden de söz ettiğimize göre yazının asıl amacına, BluTV’nin geleceğine ve şu ana kadar başaramadıklarına geçebiliriz.

BluTV’nin şu ana kadar sunduğu yapımların üzerinde bir otokontrol mekanizması varmış gibi hissediyorum. Sanki gizli bir el varmış ve o elin yönlendirmesiyle birtakım çalışmalar yapılıyormuş gibi ve bu el pek de sağlıklı bir karar mercii değil gibi. Tabi ki bu dışarıdan gözlemleyen benim hüsnükuruntum olabilir. Neden böyle hissettiğimi de açıklamaya çalışayım. Tolga Karaçelik, Emin Alper ve Seren Yüce gibi Türk sinemasının önemli genç yönetmenleri BluTV için diziler yaptılar. Özellikle Alef’in yönetmeninin Emin Alper olduğunu bilmeden izleseydim, hiç aklıma gelmezdi. Çünkü tanıdığımız, bildiğimiz yönetmenin dizisi değildi. Yaptıkları çoğu iş ısmarlama gibi duruyor ve bu da bana o ‘gizli el’ hissini veriyor. Tabi ki burada gizli el diye bahsettiğim unsur bir karikatür karakteri, benzetme yapmaya çalışıyorum.. Auteur yönetmenlerin kendi projeleriyle iş yapmaları daha anlamlı olabilir. BluTV’nin bundan sonraki sürece böyle odaklanmasının daha iyi olabileceğini düşünüyorum.

Netflix Türkiye, vasat altı işler ortaya koyan, şu ana kadar yaptıkları herhangi bir yerli yapımda beklenileni veremeyen bir platform. Neredeyse her hafta yeni bir dizi önümüze sunan ‘dijital platform fabrikası’ yeni bir şey sunmamakla beraber kendi işlerinin tekrarını bizlere sunuyor. En iyi özel yapımlarının arkasında hep en iyi yönetmenler var. Mesela David Fincher’ın Mindhunter dizisini buna örnek olarak gösterebiliriz veyahut bu sene içerisinde gösterime giren Damien Chazzelle’in The Eddy dizisi de yine yönetmen odaklı bir proje olarak karşımıza çıkıyor. Auteur yönetmenlerin projeleri dışında genel olarak vasat işler ortaya koyuyorlar. Peki neden bu kadar aboneye sahipler? Çünkü harika belgeseller çekiyorlar. Gerçek manada Netflix bir belgesel fabrikası. Herhangi bir belgeseli bile vasat üstü olmayı başarıyor. Belgesel dışında yaptıkları en iyi işlerden bir diğer ise Stand-up gösterileri. Her kültüre, her inanış biçimine ve her etnik kökene sahip insanların gösterileri yer alıyor. İşte tam bu noktada BluTV çok geri kalmış durumda. Sanat üzerine belgesel serileri oluşturulabilir. Mesela Şener Şen’in veyahut Kemal Sunal’ın ve belki de Ferhan Şensoy’un belgeselleri ‘Sanat Kuşağı’ adı altında her sezon farklı bir kişiye odaklanacak bir biçimde seyircilere sunulabilir. Sadece sinema alanında olmak zorunda da değil. Sezonun odak noktasındaki kişi Fazıl Say’da olabilir, Adalet Ağaoğlu da olabilir. Röportajlarla destekli bir sanatçı ve sanata dair sürekli devam eden bir belgesele ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Belgesel konusu bununla da sınırlı olmamalı. Mesela kriminal olayların ele alındığı yaşanmış veya kurgu belgesellerde bizlere sunulabilirdi. Türk seri katilleri anlatan bir belgesel seri başlatılabilir. Örnekleri gittikçe arttırabiliriz fakat BluTV’nin belgesel konusunda eksik olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor. Bir diğer eksik olduklarını düşündüğüm konu ise gösteri dünyası. Bu gösteri dünyasının içinde Stand-uplar da yer alıyor, reality showlar da… Tabi ki de Exatlon gibi bir faciadan söz etmiyorum. Mesela İlişki Testi ve Rabarba Talk ile bir yükseliş sergileyen komedyen Mesut Süre’yle ortak bir proje yapılabilir. Özellikle tiyatro salonlarında ortaya konan programlarla bu başarılabilir. Veyahut BluTV özel stand-upları da görebiliriz daha doğrusu görmemiz gerekir. Mesela Cem Yılmaz’ın gösterisini Netflix’e kaptırmamak önemli bir hamledir. Ayrıca sadece Cem Yılmaz stand-up yapmıyor. Genç stand-upçıların önünü açacak projelere de destek verilebilir. Mesela Deniz Göktaş. Gerçek anlamda önünün açık olduğunu düşündüğüm bir komedyendir kendisi. Komedyenlerle anlaşılıp stand-up gösterileri BluTV üzerinden yayınlanırsa ses getirilebilir.

Bu tarz dijital platformların ayakta durabilmesi için gerekli şart devamlılık. Devamlılık olmadığı sürece aboneler gelip geçicidir. BluTV’nin sitesine girdiğimiz zaman fazla seçeneklerle karşılaşmak her zaman önemli ve anlamlıdır. Mesela BluTV, yakın zamanda HBO’nun kült dizilerinin haklarını satın aldı. Çok güzel bir hamle ama yeterli değil. HBO ile yapılacak bir anlaşmayla HBO’nun güncel devam eden tüm yapımları aynı anda BluTV’de gösterime girmeli. Tabi ki de bunun yapılabilmesi için kaynak gerekli. Fakat içerikler de gözle görülür bir artış olmadığı sürece abone sayısı her zaman aynı noktalarda gezinecektir. Tabi ki de sırf içerik olsun diye kötü yapımlara yer verilmemesi gerekir. Örneğin Cumali Ceber. Böylesi bir yapımın BluTV’de yer almaması en doğrusudur.

Elimden geldiğince BluTV hakkında dilimin döndüğü kadar bir şeyler anlatmaya çalıştım. Bu fikirlere katılırsınız veyahut karşı çıkarsınız buna saygım sonsuz. Ben ve benim gibi birçok insan kaliteli içerik seyretmek istiyor. Bu içeriğin adresi BluTV olursa ne ala. Seve seve abone olur, gönül rahatlığıyla yapımları seyrederiz. Ama bir başka durum var ki sadece mini diziler yaparak güçlü bir dijital platform oluşturulamaz. Ayakta kalma süresi çok kısa sürebilir. Quibi platformunun çöküşünü hep beraber izledik. Bir benzerinin BluTV’de olmasını kendi adıma hiç istemem.

Peki başka neler yapılabilir? Sadece içerik üretilerek abone sayısında büyük bir artış yaşanılabilir mi? Tabi ki de hayır. Günümüz dünyasında reklamın çok büyük bir önemi var. Mesela BluTV’nin sosyal medya hesaplarını takip etmeme rağmen beklediğim ve umduğum sosyalliği göremiyorum. Sessiz bir biçimde yapımlar ekleniyor, yapımlar çıkartılıyor. Six Feet Under dizisini seçkisine ekleyen bir platform, her yerde bağıra çağıra bunu duyurmalı. BluTV’nin sosyal medya hesaplarını takip etmeyen biri bile bu yapımın seçkide yer aldığını bir şekilde öğrenmelidir. Reklam her şeydir ve artık çok basit bir şekilde ortaya konulabilir. Diziler çekiliyor, diziler yayınlanıyor ama sosyal medyadaki işlevsellik göze batmıyor. Mesela neden karakterlerin ayrı ayrı 40 saniyelik videoları çekilip, sosyal medyaya sunulmaz ki? Neden BluTV’nin Youtube kanalında oyuncularla, yönetmenlerle, senaristlerle söyleşi yapılmaz ki? Neden yaptıkları özel yapım projelerinin kamera arkası BluTV’de yer almaz ki? Ben kamera arkası seyretmeyi çok seven biriyim. Örneğin aylar önce Netflix üzerinden gösterime giren Unorthodox dizisi toplamda dört bölüm sürdü. Yaklaşık olarak 180 dakika süren bu yapımın kamera arkası görüntüleri 40 dakikaya yakın bir sürede izleyicilerin beğenesine sunuldu. Ve ben ilgiyle o kamera arkası görüntülerini takip ettim. BluTV’nin bu noktalarda da eksik olduğunu düşünüyorum. Çok büyük meseleler olmasa da seyirciyi platforma bağlayacak unsurlardan biridir kamera arkası görüntüleri, teknik ekiple yapılacak söyleşiler. Mesela Masum dizisinin kamera arkası görüntüleri yayınlanmıştı ama dizinin yayınlamasından çok uzun bir süre sonra yayınlandı.

Son olarak ise daha önemli bir konuya değinmek isterim. BluTV üzerinden seyredebileceğimiz sayısız yerli film yer alıyor. Bu filmlerin birçoğu da bağımsız sinema olarak adlandırılan, sinema da pek izlenilmeyen şahane filmlerden oluşuyor. Damat Koğuşu, Sarmaşık, Kar, Zerre, Nefesim Kesilene Kadar, Ana Yurdu, Toz Bezi, Borç, Aydede ve İçerdekiler bunlardan sadece birkaçı fakat bu konuda hala yeterli olmadığını düşünüyorum. Sinemada belli bir kitleye ulaşamamış, her şehirde vizyona girememiş her ‘kaliteli’ Türk filminin BluTV’de yer alması gerektiğini düşünüyorum. Ben ve benim gibi birçok kişi seyretmek istediği filmleri sinemada izleme fırsatı bulamıyor. Bağımsız Türk sinemasını elinde bulunduran BluTV, çok güçlü bir platform olarak karşımıza çıkabilir. Amma velakin ellerinde bulundurdukları yapımların tanıtımını da ustalıkla yapmaları gerekir. Yoksa kısa süre önce ‘En cesur kadın hikayesi’ olarak lanse edilen Çıplak dizisinden aldıkları gibi sert tepkilerle karşılaşabilirler. Terazinin kollarını muazzam bir özveriyle dengede tutabilmek en önemlisidir.

kategori:
izlenim

ilgili