BoJack Horseman Evreni: Neşeli, Acıklı, Zeki ve Gerçek

Netflix'in beşinci sezonu yayınlanan animasyon dizisi, çıktığı seviyeyle yine hiçbir yapıma benzemediğini kanıtladı.

Animasyon, tüm diğer türlere göre yaratıcılarına çok önemli bir avantaj sağlar. İşe beyaz bir sayfa ile başlarsınız. Sizi kısıtlayan fiziksel koşullar yoktur. Farklı bir evren yaratmak istediğinizde önünüze uçuk bütçeler çıkmaz. Bir animasyondaki tek sınır sizin anlatma ve seyircilerin anlama kapasitesidir. Bu sınırlar içinde kaldığınızda yarattığınız evrenin kurallarını istediğiniz gibi koyabilirsiniz. BoJack Horseman, 5 yıldır animasyonun sunduğu bu fırsatları en iyi kullanan dizilerden biri oldu.

Dizinin isminden de anlaşılacağı gibi BoJack Horseman, eski bir TV yıldızı olarak bu evrenin merkezinde… Yürütücü yapımcı Raphael Bob-Waksberg’in bu karakter etrafında hayvanlar aleminden de karakterler kullanarak kurduğu evren ise görüntüsüyle çok fantastik ama duygusal olarak çok sahici. Dizi günümüz dünyasının pek dile getirmediğimiz, kendimize itiraf edemediğimiz, ahlaki, ekonomik ve hatta siyasi iklimini gözler önüne seriyor. İsmini kapitalizm koyduğumuz ancak artık her türlü düşünce ve ideolojik sistemi geride bırakıp vahşiliğin sınırlarını ezip geçen dünyamızda, insanların sosyal ilişkilerinde genel olarak tek talebi var: “Bana istediğimi verirsen, ne yaptığın umrumda değil”… Siyasilere, sinema yıldızlarına, sporculara, günlük hayatımızda karşılaştığımız insanlara, yakınlarımıza ve sevdiklerimize artık bu düşük beklentiyle yaklaşıyoruz. Tuttukları takıma “Bana galibiyet, şampiyonluk getir, fair play umrumda değil”, sevdikleri yönetmene “Bana güzel filmler çek, kimi taciz ettiğin beni ilgilendirmez”, siyasi liderlere, yöneticilere “Bana yol yap, kredi ver, kimden ne çaldığını pek takmıyorum” diyen bir insanlıkla beraber yaşıyoruz.

BoJack Horseman da çok zor geçen çocukluğunun ardından, kendisini bulduğu gösteri dünyasında aynı beklentilere yanıt vermek durumunda kalmış: “Bana iyi bir dizi ver, izleyebileceğim, eğlenebileceğim birşeyler sun, özel yaşamında neler yaptığın umrumda değil” diyen bir kitleyle yaşamış. Vicdani olarak bunun ağırlığını yaşıyor olsa da, çevresindeki insanların ve izleyicilerinin yarattığı serbest ortamda at koşturuyor. Bu aşırı şımartılmış dünyanın içinde gerçek duyguları arayan, dostluklar kurmaya çalışan, beceremeyince de kontrolü iyice kaybedip iyice dibe batan bir kayıp ruhu 5 sezon boyunca “Yapma, bunu da yapma” diyerek izledik. Ama kendisinin yerinde biz olsak farklı davranır mıydık, bilemedik.

5 karakter üzerinden dönen dizide Will Arnett’in seslendirdiği BoJack Horseman, Amy Sedaris’in hayat verdiği Princess Carolyn, Alison Brie’nin seslendirdiği yazar Diane Nguyen, Aaron Paul’un seslendirdiği Todd Chavez ve Paul F. Tompkins’in karakteri Mr. Peanutbutter’ı artık birçok arkadaşımıza göre daha yakından tanıyor ve ne hissedeceklerini tahmin ediyoruz. Ailelerini, birbirleriyle ve başkalarıyla yaşadıkları aşk ilişkilerini, varoluş krizlerine hakimiz. Raphael Bob-Waksberg’in en büyük başarısı kuşkusuz bu fantastik evrende çok tanıdık ve sahici karakterler yaratması. 5 ana karakterin dışında en az 20 karakteri de her geçen bölümle yakından tanıyor, seviyor veya nefret ediyoruz. Deniz altında da geçse, ağır uyuşturucu halüsinasyonlarıyla dolu da olsa, hiçbir bölümde “sevilsin, beğenilsin diye çok abartılmış” sahnelere veya diyaloglara rastlamıyoruz. Karakterlerimizin tüm sözleri birbirlerini aldatsalar da, yalan da söyleseler gerçekçi ve samimi… Hepsinin yaşam tarzlarını ve motivasyonlarını anlayabildiğimiz için nasıl tepkiler verebileceklerini görebiliyoruz. 5 sezon boyunca çok iyi tanıdığımız karakterlerin bizi devamlı şaşırtmasını sağlamak da ayrıca büyük bir başarı…

Dizinin yapımcı ve senaristleri yazının başında bahsettiğimiz sınırsız olarakları da olağanüstü kullanıyor. Arada çok iyi düşünülmüş flash-back’lerle zaman örgüsü eksiksiz kurulmuş, her sahnesinde dikkatli bakarsanız ayrı bir şakayla karşılaştığınız, dördüncü duvarı akıllı esprilerle yıkabilen bir evrende hareket ediyoruz.

Yeni yayınlanan beşinci sezonu kısaca değerlendirmek gerekirse de, ilk üç bölümünde olay örgüsünü oluşturan, 2 bölümüyle Princess Carolyn ve Diane Nguyen karakterlerinin derinlerine inen, kalan 5 bölümüyle de TV tarihine geçecek bir sezon izledik. Özellikle Free Churro, INT SUB ve Mr. Peanutbutter’s Boos, TV dünyası şu anda çok iyi işlere imza atsa da izlediğimiz hiçbir şeye benzemiyor. 25 dakikalık kesintisiz bir eulogy’yi (cenazede anma konuşması) soluksuz izletebilen bir senaryo ekibinin önünde saygıyla eğilmek durumundayız.

Henüz altıncı sezonu onaylanmamış olsa da BoJack Horseman’in yüzümüze ve günümüz dünyasına tuttuğu kırık ve kirli aynaya ihtiyacımız var. BoJack Horseman evreninde yeniden kaybolmayı ve dünyamızı atların, kedilerin, köpeklerin ve binbir türlü hayvanın gözünden yeniden görmek için şimdiden sabırsızlanıyoruz.

kategori:
izlenim

ilgili