Breaking The Waves Bağlamında Tanrı Ve Çanlar Kimin İçin Çalıyor

Breaking The Waves'e dini altmetinleri üzerinden bir bakış...

The apparent purpose of religion is to maintain spiritual balance
(Dinin belirgin amacı ruhsal dengeyi muhafaza etmektir)
Carl Gustav Jung – Keşfedilmemiş Benlik

Yönetmenliğini Lars Von Trier’in yaptığı 1996 yapımı Breaking The Waves (Dalgaları Aşmak) 1 Oscar Adaylığı, 42 ödül ve 27 adaylıkla yönetmenin sinematografisinde önemli yer tutan başyapıtlardan biri. Genel olarak aşk, cinsellik ve tanrı kavramlarını irdeleyen film toplamda 7 ayrı bölümden oluşuyor.

Filmin en etkileyici sahneleri Mc. Neil’in tanrı ile konuşma diyaloglarında yer alıyor. Din, ibadet, tanrı, insan anlayışına dışarıdan bir göz olarak yorumluyor yönetmen. Tanrının terk ettiği bir dünyada bir kadının yaşadığı yalnızlığı ve tanrıyı bulma çabalarına indirgenmiş ve presbiteryen mezhebinin katı din kurallarını irdeleyen bir film. Çünkü güce ihtiyaç duyduğumuz her anda hafızamızdan çıkıp gelenler bizi güçten düşürme özelliğine sahiptir. Emily Watson sergilediği müthiş oyunculuk ve performansla karakterin yaşadığı güçsüzlüğü bize iliklerimize kadar işliyor.

Hemen hemen tüm kutsal dinlerde tanrının bize her şeyden daha yakın olduğunun ve onun tecellisinin doğada, yaşamda, evrende, bulunabileceği tezi savunulur. Filmin başka güzel bir tarafıda tanrıyı artık dışarıdan bir göz olmaktan çıkartıp onu öze indirgenmesi. Karakter artık tanrının kendisi haline geliyor. Bu da akıllara Hallacı Mansur’un tanrılaşma alegorisini getirir. McNeill karakterinin kendisinin fiil ve davranışlarını görmezden gelip, kendisine ait olan fiilleri tanrıya atfetmesinden de aynı etki görülebiliyor. Yönetmen bununla birikte bu tablolar ve diyaloglarla silikleşen, gri tonların genelde hakim olduğu ve kamera omuz hizasındaki görüntülerle anlatımı güçlendirmiş.

Başka bir sekansta Bess’in cenaze töreninde papazın “Bess McNeill sen bir günahkarsın ve günahların için cehenneme gidiyorsun” cümlesi üzerine Dodo’nun oradaki cenaze topluluğununa “Hiçbirinizin Bess’i cehenneme göndermeye hakkı yok” repliğine bakıp sırf tanrıya inandıkları için cennete gideceklerinden emin olanların başkalarını cehenneme gönderme konusundaki büyük istekleriyle huzursuzluğa kapılmamak maalesef elde değil.

Filmin sonunu gökyüzünde çalan çanlarla olayı metafizik bir boyuta taşımaktan ziyade seyircilerinde uyanışına sebep olması istenen bir alegoriye başvurma yöntemini kullanıyor yönetmen. İnsanın boğazına yumruk gibi inen bir film olmakla birlikte izledikten sonra tekrar izlemeye cesaret edemiyeceğimiz psikolojik yapıtlardan. Son olarak Emily Watson’ın filmdeki performansıyla Altın Küre’nin yanı sıra akademi ödülüne de aday gösterildiğini hatırlatmakta fayda var. Aksiyon filmleri sevenlerinin pek uğrak noktası olmayan türden, bir durum anlatısının izleyeceksiniz.

kategori:
izlenim

ilgili