Bu Son Olsun: Iskalanmış Bir Hikaye

Orçun Benli’nin yazıp yönettiği “Bu Son Olsun” adlı filmi Amerika’nın ülkemizde 12 Eylül 1980 tarihinde yaptığı darbeye mizahi açıdan yaklaşmaya ve örneğine pek sık rastlamadığımız bir film olmaya çalışan...

Orçun Benli’nin yazıp yönettiği “Bu Son Olsun” adlı filmi Amerika’nın ülkemizde 12 Eylül 1980 tarihinde yaptığı darbeye mizahi açıdan yaklaşmaya ve örneğine pek sık rastlamadığımız bir film olmaya çalışan bir kara-komedi. Bir grup evsiz insanın darbe olduğunda sokağa çıkma yasağını otomatikman çiğnemeleri yüzünden hapse atılmalarını konu edinen film ne yazık ki çok kötü bir film olarak hafızalara kazınıyor.

Aslında Benli’nin fikri gayet parlak: Evsiz insanların gözünden darbeyi anlatmak ve sokağı mesken tutmuş bu insanlar üzerinden bir kara-komedi yapmak. 12 Eylül darbesine hep aynı pencereden bakan filmlerimizden sonra böyle farklı(?) ve orijinal(?) bir filme ihtiyaç vardı. Özellikle evi olmayan insanların sokağa çıkma yasağı yüzünden hapse atılmalarından yola çıkılıp şahane bir film çekilebilirdi. Zeki, mizahı kuvvetli, darbeyi ve sol felsefeyi hatmetmiş, bunları bildiği kadar sinemadan da anlayan bir senaristin elinde bu fikir sağlam bir senaryoya evrilebilir, bu sağlam senaryo yetenekli bir yönetmenin elinde kaliteli bir filme dönüşebilirdi.

Ne yazık ki Orçun Benli’nin filminde bu özelliklerin hiçbiri yok. Filmde ne mizah mevcut, ne zeka, ne de kara mizah. Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar, Ata Demirer, Tolga Çevik gibi komedyenlerin düştüğü tuzağa bir süre sonra kendisi de düşüyor ve filmi skeçlerden oluşan bir film haline geliyor.

Dediğimiz gibi yönetmen gayet başarılı bir giriş yapıyor hikayesine. Ama ne zaman ki filmin ana karakterleri hapse atılıyor, hikaye de orada tükeniyor. Soluksuz kalıyor. 20 dakikalık bir kısa film haline geliyor bu uzun metrajlı film. Bundan sonrası skeçlerden ibaret oluyor. Gardiyanın koltuk sevdası, müdürün dönekliği/’her devrin adamlığı’, bizim evsizlerin haylazlıkları ve en nihayetinde hapishaneden kaçış üzerinden yürütülmeye çalışılıyor hikaye. Bunlar da yetmeyince gereksiz sahnelerle doldurulmaya çalışılıyor film. Gayet gereksiz bir karakter olan hemşire derinleştirilmeye çalışılıyor ama burada da başarılı olunamıyor. Halbuki derinleştirilmeye muhtaç o kadar karakter var ki hemşireden önce. Örneğin Engin Altan Düzyatan’ın kotarmaya çalıştığı Sinan, Hazal Kaya’nın karakteri Lale, bizim evsizlerin hepsi…

Derinleştirilebilen, üç boyutlu hale getirilebilen karakter yok filmde. Solculuğu anlamayan, sol felsefesini içselleştirememiş, sol kadar sağdan da uzak olan Orçun Benli’nin senaryosundan perdeye yansıyacak karakterler de haliyle bunlar olacaktır. Derinleştirilemeyen, solcu olduğuna inandırılamayan, en klişe sözleri sarf eden bir solcu karakter, salaklaştırılmış sağcı karakterler… Sağcıların bu şekilde gösterilmesi, solcuların derinleştirilmemeleri, sağ ve sol üzerine hiçbir şey söylenememesi, bunlarla en klişe şekillerde dalga geçilmeye çalışılması, daha mizah yapamadan kara mizah yapılmaya çalışılması ve başarısız oyunculuklar (bilhassa Hazal Kaya) ne yazık ki filmin vasata dahi yaklaşamamasına neden oluyorlar.

Filmin dramını sırtlanan Lale-Sinan aşkı da bir o kadar klişe, bir o kadar başarısız işleniyor filmde. Engin Altan Düzyatan ile Hazal Kaya arasındaki kimya uyuşmazlığı da izleyiciyi iyice filmden kopartıyor. Filmin finali de yerden yere vurulacak cinstendi. Öncelikle senaristlerimizdeki bu yağmur takıntısını anlamış değilim. Hesaplaşma sahnelerini (Yaşar ile müdür arasındaki hesaplaşma) neden yağmur altında çekeriz? Neden her hesaplaşma sahnesinde yağmur yağmalı? Bu klişe yeterince işlenmedi mi pembe dizi ve filmlerimizde?

Özetle çok kötü bir film olmaktan kurtulamıyor Bu Son Olsun.

kategori:
izlenim

ilgili