Calvary: Dünyanın Günahları ve Gökyüzüne Çevrilen Gözler

Fırat Türkoğlu, Calvary'yi yazdı....

Yazıya başlamadan uyarmak boynumuzun borcu… Calvary, filmin sürpriz de içeren sonunu aktarmadan anlatılamayacak bir film… McDonagh’ın senaryosunun bütünselliğinden bahsetmeden ve o bütünselliği nasıl sonuca bağladığını anlatmadan yorumlamak, düz bir tanıtım yazısı olarak kalabilirdi. O yüzden yazıyı filmi izledikten sonra okumanızı öneririz.

Ülkemizde artık tartışmak veya sorgulamak bir yana, inandıkları dinin hiçbir gereğini yerine getirmeyen çalan-çırpan-öldüren yöneticilerin yaptıkları kepazelikleri bile eleştirdiğinizde “halkın dini duygularını rencide etmekle” yargılanıyorsunuz. Bu ortamda saldırganlığa varmadan yerinde ve aklıbaşında din eleştirisi yapabilen eserleri izlemek iyi geliyor.

Din denilen şey teoride güzel duruyor tabi ki… Hiçbir din haliyle kötülüğü emretmiyor. Ama işin içine insan ve insana ait hırslar, yönetme güdüsü, din adına ölmenin ve öldürmenin kutsallığı gibi çarpık işler girince dünyanın çivisini çıkartan olguların en başında din geliyor.

calvary 1

“Bol altmetinli Tarantino filmleri yapıp beyin açıyorlar” diye kısaca anlatabileceğimiz filmlerin müsebbibi McDonagh Kardeşler’den küçük olanı John Michael McDonagh, The Guard’la gösterdiği yeteneğini Calvary’ye taşımış. Abisinin de kendisinin de her zaman güçlü bir motif olarak kullandığı iyilik-kötülük, din-dinsizlik kavramlarının ördüğü güzel bir film ortaya çıkarmış.

Filmin ilk dakikasında daha sonra izleyeceğimiz herşeye temel olacak sahneyle karşılaşıyoruz. Bir günah çıkarma kabininde Brendan Gleeson’ın canlandırdığı papazımız James Lavelle’i görüyoruz. Günah çıkartan kişi, çocukken katolik kilisesinde yaşadığı tacizi, acıyı ve çaresizliği aktarıyor. Ve daha sonra ağzındaki baklayı çıkartıyor. Papazımıza onu bir hafta sonra öldüreceğini söylüyor. Bunu da kendisini taciz eden ve zaten ölmüş olan din adamından intikam almak için yapacağını belirtiyor. Filmimizin başkahramanının ölüme gitmesinin nedeni “iyi bir insan” olması. Günah çıkartan kişiye göre kötü insanlar öldürüldüğünde eskisi kadar ilgi çekmiyor zaten.

Filme sert bir başlangıç yaptıktan sonra kendimizi dingin ama kötülüklerin, acıların, hayal kırıklıklarının, çoz az sevginin, fazlaca öfkenin kol gezdiği bir kasabanın içinde buluyoruz.

Rahatsız edici detaylar arasında ilk olarak papazımız James’in Londra’dan ziyarete gelen kızı Fiona’nın bileğindeki intihar kesikleri dikkatimizi çekiyor. Büyük şehrin baskısının ve yarattığı yalnızlık duygusunun, ailesinden uzak ve sevgisiz büyümenin bir kadına ve insana neler yapabileceğini izliyoruz.

calvary 2

Papazımızın son bir haftasında yaptığı ziyaretlerle kasabanın sokaklarını ve farklı karakterlerini arşınlıyoruz. Şehrin inzivada yaşayan tüm değerlerini ve yakınlarını yitirmiş milyoneri Michael Fitzgerald’ın atlarla, milyon dolarlık tablolarla dolu ama bomboş hayatına giriyoruz. Kocasını kasabanın erkekleriyle, en çok da Fildişi Sahili’nden gelen Simon’la aldatan Veronica’nın sekse olan düşkünlüğünü izliyoruz. Yine hayatındaki koca boşluğu doldurma çabalarına tanık oluyoruz. Hayattaki sorunlara ve insanlar arasındaki ilişkilere anlam veremeyen, bunun için orduya yazılmak isteyen Milo’yu tanıyoruz. Polis şefi ve gay fuck-buddy’si, günümüz polis sisteminin kokuşmuşluğunu, önüne gelen herkesi beceren ve karşılığında hiçbirşey vermeyen halini anlatıyor.

Filmdeki en ilginç karakterlerden biri Game of Thrones’ta Littlefinger’ı oynayan Aiden Gillen’ın canlandırdığı ateist doktor Frank Harte… İçinde yaşadığımız dünyanın anlamsızlığını her perdeye çıktığında yüzümüze biraz sert bir şekilde vuruyor. Son olarak 3 yaşında kör, sağır kalan ve felç geçiren 3 yaşındaki bir çocuğun hikayesiyle papazımızla birlikte bizim de ağırlığı altında ezileceğimiz rahatsız edici gerçekleri korkusuzca aktarıyor.

Film boyunca acı çeken, hayatındaki boşlukları başka şeylerle doldurmaya çalışan, yaşadığımız boktan dünyada bir çıkış arayan insanlarla karşılaşıyoruz. Katolik papazımızın hiçbirinin yarasına merhem olacak bir sözü, tavsiyesi olamıyor. Papazımızın yolda yürüyen küçük bir çocuğa gösterdiği dostluk bile babasının taciz paranoyası nedeniyle havada kalıyor.
Uzun uzun anlatmaya veya bu filmle anladığımız bir gerçekmiş gibi sunmaya gerek yok. Birçoğumuzun bildiği gerçek, din günümüz insanının sorunları ve yaşadıkları karşısında yetersiz kalıyor. Dinle gelen mutluluk, birşeyleri sorgulamayı bıraktığınızda, dünyadaki kötü şeylere gözünüzü kapayıp, başınızı başka yöne çevirdiğinizde mümkün… Gözlerinizi gökyüzüne çevirdiğinizde ve dua etmeye başladığınızda etrafınızdaki kötülükler yok olmuyor, siz gözlerinizi gökyüzüne diktiğiniz için onları görmüyorsunuz, afyonu içip gerçekleri unutuyorsunuz, o kadar…calvary 3

Papazımız James film boyunca sadece kızına teselli verebiliyor. Ona da dinle değil, yıllarca esirgediği baba sevgisiyle yeniden yaklaşabiliyor. Ona da yeniden tattırdığı baba sevgisini bir kenara bırakıp gözü kapalı bir şekilde, bir hafta önce katiliyle sözleştiği sahile, ölüme yürüyor.

Filmin sonunda tetiği çekip papazımızı öldüren, karısı başka erkeklerle yatarken bile ona dokunmayan, eşinin yüzündeki yara izleri nedeniyle papaz kendisini suçladığında şaşıran, naif kasap James (Chris O’Dowd) oluyor. Filmdeki iki içindeki iyiliği kaybetmemiş insandan birinin diğerini öldürüp katil olmasını izliyoruz.

Filmin sonu içinizde bir boşluk bırakıyor… Bu boşluk bir kutsal kitaptan iki satır okuyarak geçecek, dinin veya insanın yarattığı başka bir dogmalar bütününün doldurabileceği bir boşluk değil. Filmde yaşananların benzerlerinin kendi çevremizde de yaşandığını, kafamızı çevirip belki gökyüzüne değil ama başka yönlere bakmayı tercih ettiğimizi fark etmemiz, içimizde biraz empati kaldıysa fazla uzun sürmüyor.

James Gandolfini ve Philip Seymour Hoffman öldükten sonra dünyanın ağırlığını sırtında taşıyan karakterleri kusursuz bir şekilde canlandıran geride kalan belki de tek isim olan Brendan Gleeson’ın oyunculuk gösterisi, McDonagh’ın filmin temposunu mükemmel ayarlamasını filmin artıları arasında sayabiliriz.

Ama filmin esas dikkat edilmesi gereken yönü, yine McDonagh’ın yazdığı günümüz dünyasının içinden çıkılmaz dertlerini çok iyi özetleyen senaryosu… Ve film bitince içimizde kalan, hiçbir şekilde dolduramayacağımızı bildiğimiz o derin boşluk…

kategori:
izlenim

ilgili