Can Evrenol ile Çıplak ve Son Filmleri Üzerine

Yetenekli yönetmen, son dönem işlerini bakiniz.com'a anlattı.

Baskın: Karabasan, Ev Kadını, Peri: Ağzı Olmayan Kız filmlerinin ve son olarak da Çıplak dizisinin yönetmeni Can Evrenol ile yazarlarımızdan Serkan Şefkatlı, mail yoluyla kısa bir röportaj gerçekleştirdi. Evrenol, son yapımlarından ayrıntılar verirken ve gelecek projelerini de aktardı.

– Öncellikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz. Can Evrenol bugünlerde neler ile ilgileniyor? Malum salgından ötürü evlere kapandık. Bu pandemi dönemini nasıl geçirdiniz?

Can Evrenol: Evde, 2 yaşında oğlum ve hamile eşimle birlikte film izleyerek, bulaşık yıkayarak, yerleri temizleyerek, ilk 2 ay hiç evden çıkmadan geçirdik. Çıplak yeni bitmişti. Uzaktan kumanda onun montaj ve ses tasarımı ile ilgilendim. Yeni senaryolarıma vakit ayırmaya çalıştım. Bir de evde kaldığım ilk 40 gün her gece 11’de instagramda bir konukla canlı yayın yaptım. Tam IGTV olayı çıkarken biraz yoruldum bıraktım, yeni yazdığım şeylere odaklanmaya çalışıyorum.

– Şu an gündemde olan ve halihazırda ilk sezonunu noktalayan Çıplak dizisinin ortaya çıkış sürecinden bizlere biraz bahseder misiniz?

Can Evrenol: Merve Göntem ile beraber bir şey yazmak çok istiyorduk. Benim de kenarda, 2 ufak bölüm yazdığım bir hikayem vardı. Gerçek karakterlerden etkilenerek yazdığım, Fleabag ve Bartu Ben’den özendiğim bir şeydi. Merve’nin Kurumuş Yeşil Bitkiler adlı kısa romanındaki ana karakterle benim ilk 2 bölümdeki Eylül duygudaş sayılırdı. Merve’ye bölümleri gösterdim. Çok beğenince bir bölüm o, bir bölüm ben tenis oynar gibi devam edince ortaya, 8 bölümlük bu mini dizi çıktı.

– Dizinin başrolünde, televizyonlarda veyahut dijital medyada görmeye pek alışık olmadığımız bir ana karakterimiz bulunuyor. Müge Bayramoğlu’nu bu rol için nasıl ikna ettiniz? Çünkü gelebilecek ‘olumsuz’ eleştirileri göz önünde bulundurursak bir hayli cesur bir rol.

Can Evrenol: Müge başından beri benim sinema filmlerimi çok sevdiğini ve benimle bir projede yer almak istediğini söylediği için çok şanslıydım. Bizi tanıştıran Baskın’ın başrolü Görkem Kasal oldu. Audition’lardan itibaren Merve Göntem ve Müge ile üçümüz çok iyi arkadaş olduk diyebilirim. Karşılıklı güven ve hatta meydan okuma diyebileceğim bir şevkle devam ettik.

– Dizi yayınlandıktan hemen sonra sosyal medyada bir lince uğradı. ‘Cesur bir kadın hikayesi’ başlığıyla diziyi tanıtmak bir hayli tepki aldı. Bu durum hakkında ne düşünüyorsunuz? Çıplak dizisi cesur bir kadının hayatına mı odaklanıyor yoksa cesur sahneleri olan bir yapım mı?

Can Evrenol: İnternetteki ve özellikle twitter’daki linçler çok saçma olabiliyor. Küçük büyük fark etmiyor. En liberal olduğunu düşünenler bile çok ahlakçı kalabiliyor. Biz Çıplak özelinde aldığımız tepkilerden inanılmaz memnunuz. Sektörün içinden, arkadaşlarımızdan ve hiç tahmin etmediğimiz yerlerden harika mesajlar ve paylaşımlar alıyoruz.  Bahsettiğiniz linç tamamen benim daha önce çektiğim çok iğrenç ve komik 30 saniyelik bir kısa filmimle alakalı birkaç ay önce çıkan şamatanın etkisi. Yoksa ciddiye alınacak bir tarafı olduğunu sanmıyorum gördüğüm kadarıyla.

– Dizide çoğu karakter birbiriyle önceden etkileşim halinde. Bu kadar sınırlı bir çevrede olayların gelişmesi, hikâyenin tesadüflere bağlanmasının önünü açmıyor mu?

Can Evrenol: Bu hikayenin doğası bu. Bir filmin kendini nasıl ele aldığı, kendiyle ne kadar dalga geçip, nasıl bir tavır takındığı o filmin tesadüflerini ve doğasını belirliyor. Bu açıdan biz Merve’yle Çıplak’taki dengeye bayılıyoruz.

– Bildiğimiz kadarıyla siz diziyi çekmeye başladığınızda ve hatta çekimleri tamamladıktan sonra dahi bir platformla anlaşmamıştınız. Geleceği belli olmayan bir yapımı çekmek çok meşakkatli bir iş olmalı. Yapımcıyı nasıl ikna ettiniz? BluTV ne zaman devreye girdi?

Can Evrenol: Bu şartlarda istediğimiz senaryoyu kimseye kabul ettirip, sponsor bulamayacağımızı biliyorduk. Biraz aradık da hatta. Sonra TN Yapım ve Tanay Abbasoğlu’nun öz kaynaklarıyla çok ufacık bir bütçeyle tamamen özgür bir şekilde çekebildik. Çektiğimiz bütün meşakkate değdi. İş tamamen bittikten sonra gösterdiğimiz kişilerden çok güzel tepkiler gelmeye başladı ve BluTv bu noktada dahil oldu. Çok mutlu olduk.

– Diziyi tamamen Iphone 11 ile çektiniz. Bu durumun ne gibi avantaj ve dezavantajları oldu?

Can Evrenol: Bahsettiğim şartlarda başka bir kamerayla çok daha fazla vakit harcamamız gerekecekti. Iphone 11 bize çok daha fazla tekrar alma ve ekibi ufak tutma şansı verdi. Ama bunun dışında teknik olarak da çok gündelik, modern ve kasıtlı çiğ bir estetik yakaladık. Görüntü yönetmenimiz Orkun Göntem harika bir iş çıkardı. Bu kasıtlı çiğlik ve gündelik hayata yakın hava hem performanslara hem atmosfere yansıdı. Bizce bu şekilde iş çok daha seksi oldu.

– Dizinin bir hayli iyi tepkiler aldığını ve ilgiyle izlendiğini gözlemledik. Dizinin ikinci sezonu olacak mı? Eğer ki devam edilecekse ilerisi için bizleri neler bekliyor?

Can Evrenol: Sürpriz :)

– Baskın filmi son yıllarda izlediğimiz korku-gerilim türündeki filmlerden epey bir ayrılıyor. Özellikle atmosferini ve filmin en başındaki diyalog üzerine kurulu olan sahneleri beğenerek izledik. Korku sinemasını, diğer türlerden ayıran en önemli özelliği sizce nedir? Bir yönetmen olarak diğer filmlerinize ve dizilerinize kıyasla ne gibi farklılıklarla karşılaştınız?

Can Evrenol: Korku sineması daha Heavy metal, daha punk rock, hatta daha arabesk oluyor. En büyük farkı bu bence. Yoksa aşağı yukarı aynı tavırda yaklaşıyorum bütün projelerime diyebilirim. Bu iş bir korku filmi diye ona biçimsel olarak farklı yaklaşmıyorum. Tam tersine biçim olarak mümkün olduğunca deneysel olmaya çalışıyorum kendimce.

– Peri: Ağzı Olmayan Kız efektleriyle ve çocuk oyuncu kadrosuyla bir hayli zor bir süreç olmalı. Sizi en çok zorlayan noktası neydi?

Can Evrenol: 18 günde, 3 ayrı şehirde, 4 çocuk kahraman ile ufak dev bir macera çekmek! Her şeyiyle.

– Peri: Ağzı Olmayan Kız filmini sinemada izleyemeyen bir hayli insan bulunuyor. Önümüzdeki süreç için bir dijital platformla anlaştınız mı?

Can Evrenol: Çok yakında. Şimdilik hala açıklayamıyorum.

– Oyuncu yönetimi açısından sizlere bir soru sormak isterim. Birkaç ay önce Ahlat Ağacı’nın kamera arkası görüntüleri sosyal medyanın gündemine düştü. Nuri Bilge Ceylan’ın, Bennu Yıldırımlar’la yaptığı konuşma çok tartışıldı. Sizin tercih ettiğiniz bir yöntem veya verimli olduğunuzu düşündüğünüz bir stratejiniz var mı? Oyuncularla kurduğunuz iletişim oyuncudan oyuncuya büyük değişkenlikler barındırıyor mu? Sizce oyuncu ve yönetmen ilişkisi nasıl olmalı?

Can Evrenol: Bunu oyunculara soralım isterim. Müge Bayramoğlu, Mert Ramazan Demir, Ece Ertez, Bora Cengiz ve Taro Emir ile röportaj yaparsanız okumak çok isterim.

– Biraz da Türk sinemasını konuşalım. Son yıllarda beğendiğiniz veyahut ilgiyle takip ettiğiniz Türk yönetmenler kimler?

Can Evrenol: Tolga Karaçelik, Taylan Biraderler, ve tabi ki Nuri Bilge Ceylan. Sonra Emin Alper, Pelin Esmer, Onur Ünlü, Ramin Matin, ve daha tek filmleri olmasına rağmen beni çok heyecanlandıran Onur Saylak, Senem Tüzen, Michael Önder, Emre Erdoğdu aklıma gelen ilk isimler.

– 2019 yılında gösterime giren Midsommar ve The Lighthouse’un sizin sinema anlayışınıza uygun filmler olarak öne çıktığını düşünüyor musunuz? Hem filmler hakkında hem de filmlerin yönetmenleri Ari Aster ve Robert Eggers hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum. Bu iki genç yönetmeni nasıl buluyorsunuz?

Can Evrenol: Ben bu iki filmin o kadar hayranı olmadım. Get Out, Hereditary, Mandy, Doctor Sleep, Hole In The Ground ve Hagazussa’yı çok sevdim. Invisible Man, Crawl ve Color Out Of Space de çok eğlenceliydi. Korku filmi değil ama müthiş gergin 1917 ve Uncut Gems’i de saymadan geçemeyeceğim.

– Hakan Muhafız dizisinin ilk sezonundaki yönetmenlerden birisiydiniz. Netflix gibi dünyanın en büyük dijital platformuna iş yapmanın ne gibi avantajları var? En çok hangi noktalarda zorlandınız?

Can Evrenol: İlk sezondaki yönetmenlerden biri olmaktan çok daha fazla bir bağım var o işle. Netflix’in ilk Türk yönetmeni olmak, hele ki o zaman çok zor ve ağır bir görevdi. Herkesin aşırı merak stres beklenti ve bilinmezlikle baktığı, birçok açıdan bir ilk olan ve içeride sinemadan fazla bambaşka birçok başka olayın döndüğü bir projeydi. Böyle bir projede ilk 3 ve son 2 bölümle ilk sezonun yarısını (başını ve sonunu) çekip bütün atmosferi oluşturan yönetmen durumundayım. Elimde olmayan sebeplerle istediğim gibi gitmeyen birçok şey oldu. Ama yine de gururla ve müthiş bir keyifle hatırladığım bir projeydi. Özellikle set zamanı… Müthiş oyuncular ve ülkenin en iyilerinden kurulu bir set ekibi. Her yönetmenin hayalindeki bir durumdu. Senaryo ve montajına daha çok dahil olabilmeyi çok isterdim. Paha biçilmez bir tecrübeydi.

– Önümüzdeki süreçte bizleri Can Evrenol imzalı ne gibi projeler bekliyor? Direksiyon kırıp farklı türlere mi odaklanacaksınız yoksa şu ana kadar ortaya koyduğunuz işlere benzer yapımlar mı izleyeceğiz?

Can Evrenol: Şu ana kadar çalıştığım projelerin zaten birbirinden çok farklı yapımlar olduğunu düşünüyorum. Farklı türlerde denemeler yapmak gibi bir lükse ne kadar sahip olursam o kadar değerlendirmek isterim tabii ki. Ama özellikle yine korku filmi yapmak, yazmak veya sadece yönetmek çok istiyorum. Veya Çıplak’a benzer bir şeyler olsun isterim.

– Ayrıntılı ve doyurucu yanıtlarınız için çok teşekkür ederiz…

kategori:
söyleşi

ilgili