Cannes mı? Oscar mı?

Bu yazıda sinema meraklılarının her ödül mevsimi aklını birazcık da olsa kaşıyan bir soruyu başlığa taşıdım: Oscar mı? Cannes mı? Aslında bir soru değil, iki soru. Ve aslında doğru...

oscar-vs-cannes.jpg

Bu yazıda sinema meraklılarının her ödül mevsimi aklını birazcık da olsa kaşıyan bir soruyu başlığa taşıdım: Oscar mı? Cannes mı?

Aslında bir soru değil, iki soru. Ve aslında doğru soru da değil, yanlış soru. Sonuçta Oscar bir ödül töreni, Cannes ise bir festival. Doğru soru “Altın Palmiye mi yoksa en iyi film dalında Oscar mı?” ya da “Cannes Film Festivali ödülleri mi yoksa Oscar ödülleri mi?” şeklinde olabilir. Ama bu sefer de bir başlık için hayli uzun duracaktır. O yüzden sorumuzu ilk haliyle kabullenmekte yarar var: Cannes mı? Oscar mı?

Hemen her sinemaseverin kafasında bu soruya dair bir fikir, bir yorum hatta bir yargı oluşmuştur. Hangi ödülün daha saygın, daha adil, daha eğlenceli olduğu sıklıkla tartışılır ve olay, bir ödül törenini büyük bir hevesle izlerken diğerini kâle dahi almamaya kadar gidebilir. Peki nedir bu iki önemli sinema olayını River Plate – Boca Juniors gibi algılamamızın, iki ezeli rakipmiş gibi görmemizin nedeni?

Bu yazıda amaç bunu biraz daha netleştirmeye çalışmak. Yorumlarla, tespitlerle veya önermelerle değil, salt gerçekleri ve rakamları kullanarak iki ödül töreni arasındaki farklılıkları ortaya koyacağız. Ve böylece birisi 5 ay önce yapılan diğeri 5 ay sonra yapılacak olan iki büyük “sinema sohbeti köşebaşıcısının” neden Hasip ile Nasip misali ayrı düştüğünü görmeye çalışacağız.

Önce Gerçekler Konuşsun:

  • Aslında epey farklılar. Cannes, dört başı mamur bir film festivali. Ödül kısmı ise festivalin büyük heyecanlara gebe kapanış kısmı, festivalin temel amacı değil. Oscar ise uzun uzun izlediğimiz bir ödül töreni. Tek gece sürüyor ve saatler boyunca bir takım showlar eşliğinde kazananlar belirleniyor. Yani Oscar olayının en büyük ekseni, ödüller. Yine de büyük bir ortak noktaları var. Her yıl, yılın önemli filmlerini birbirleriyle nasıl karşılaştıracak diye merak ettiğimiz iki kurum varsa, biri Cannes diğeri de Oscar jürisi.
  • Oscar olarak da bilinen Akademi Ödülleri, ilk kez 1929 yılında sahiplerini buluyor, Cannes film festivali ise 1946 yılında start alıyor. Aralarında 17 yaş var.
  • Fransa şehri olan Cannes, festival dışında sinemayla özel bir bağı olan şehirlerden değil. Oscar’ın ana bölgesi olan Hollywood ise dünya sinemasının nabzının tıkladığı yerlerden biri bildiğimiz gibi.
  • Oscar ödülleri ağırlıklı olarak Hollywood filmlerine gitmektedir. Hatta Oscar için Amerikalıların kendi dillerindeki filmlere verdiği ödüller de denebilir. Hatta bunu biz demeyiz, “en iyi yabancı dilde film” diye ayrı bir kategori açan akademi der. Cannes ise penceresini tüm dünyaya açmıştır. Bu, festivalin ilk yılı eşit olarak ödülün dağıtıldığı 11 filmin sadece birinin Fransız olması, veya festivalin son 42 yılında sadece ve sadece iki Fransız filminin en iyi film ödülünü almış olması (ki biri geçen seneydi) gibi gerçeklerle kanıtlanabilir.
  • Cannes film festivali ödülleri (direkt Altın Palmiye diyemiyoruz çünkü en iyi film ödülü festival tarihince 17 kez “Büyük Ödül” ismiyle verildi) her sene değişen, alanlarında ünlü ve başarılı, sayıları onları geçmeyen jüri üyeleri tarafından belirlenir. Oscar’ın karar merci’i ise üye sayısının 15 ayrı kategoride 6000’i aştığı bilinen fakat isim cisimlerini aleni olarak bilmediğimiz gizemli adamlardan oluşan akademidir.
  • Oscar’da her kategori için istisnalar hariç 5’er aday belirlenir ve kazanan o adaylar içerisinden seçilir. Cannes’da ise herhangi bir kategoride adaylık için sadece filmin yarışma bölümünde olması yeterlidir. Böylece Üç Maymun’da oynayan Yavuz Bingöl en iyi Erkek Oyuncu dalında, Babel’in yazarı Guillermo Arriaga ise en iyi senaryo dalında aday olabilmektedir. Her kategori için yarışmadaki film veya oyuncu sayısı kadar aday vardır.
  • Cannes sade bir tören eşliğinde jüri üyelerinin katılımıyla ödülleri dağıtırken. Oscar’da orkestralar, önceden hazırlanmış koreografiler, sürpriz sanatçılar, canlı performanslarla dolu bir gece yaşanır.
  • Oscar’ın en mühim özelliklerinden biri, tüm sonuçların son açıklandığı ana kadar gizli tutulduğu iddiasıdır. Bu iddia günlerce Oscarlarla yatıp kalkmış, ellerinde kelepçe sıcak mühürlü zarflarla dolu kapalı çantalar eşliğinde ödüllerin verileceği binaya gelen ciddi adamlar gibi figürlerle kanıtlanmaya çalışılır. Cannes ise bu konuda rahattır. Ödüller törenden önce belirlenir. Tüm jüriler bilir. Hatta ödül alacak kişiler “buradan bize iş çıkmaz aga” diyerek kaçmasın, oturup konuşma hazırlasın diye saatler öncesinden telefonla aranarak bilgilendirilir. Sadece seyirciye sürpriz olur.

Filmler ve Rakamlar:

  • Tarihleri boyunca hem Oscar’da en iyi film ödülünü, hem de Cannes film festivalinde büyük ödülü alan sadece iki film vardır. Birisi 1945 yılında Oscar’ı alıp, ertesi sene Cannes Film Festivali’nde büyük ödül alan 11 film içine giren Billy Wilder filmi The Lost Weekend iken, ikinci ve daha net kazananı ise, 1955 yılında hem en iyi film oscarını hem de Altın Palmiye’yi sırtlayan, 1955 yapımı Delbert Mann filmi Marty olmuştur.
  • Ödüllerin tarihi boyunca hiçbir yönetmen iki festivalde birden en iyi yönetmen ödülünü kazanamaz. Akademi ödüllerinin yönetmen taltiflerinde ilk sıraları aldıkları ödül sayılarıyla 4-3-3 sistemine oynayan John Ford, William Wyler ve Frank Capra gibi ustalar paylaşırken, Cannes’da yönetmen ödülleri büyük çoğunlukla Avrupalı isimlerin elinde yuvarlanmıştır.
  • Üstteki duruma en büyük istisna ise ulvi insan Joel Coen’den gelir. Kendisi -kardeşiyle birlikte- iki adaylık ve bir adet en iyi yönetmen Oscar’ı kazanmışken, Cannes film festivalinde ise 3 kez ipi göğüsleyerek iki tören arasındaki en nefis köprüyü kurmuştur. Joel Coen aynı zamanda Cannes film festivalinde yönetmen dalında en çok ödül alan kişi olmuştur.
  • Oscarlar tarihinde üç film (Ben Hur, Titanic, The Lord of the Rings: The Return of the King) 11’er ödülle salondan ayrılmış, üç film (It Happened One Night, One Flew Over The Cuckoo’s Nest, The Silence Of The Lambs) ise en iyi film, yönetmen, senaryo, erkek oyuncu ve kadın oyuncu gibi önemli dalların hepsinde ödül almayı başarabilmiştir. Bunların dışında onlarca adaylık alan, defaatle kürsüye çıkıp inen, aldığı avuç dolusu ödülün ardından gecenin sunucusunu da götürme talebinde bulunan sinemacılar ve filmler olmuştur. Ancak Cannes’da durum böyle değildir. Yıllarca ödülleri dengeli olarak dağıtan kurum, 1991 yılında yine bir Joel Coen istisnasıyla sarsılmış ve Barton Fink, en iyi film, yönetmen ve erkek oyuncu (John Turturro) dallarında ödülü göğüslemiştir. Bunun üzerine Cannes yönetimi düşünmüş ve yıllardan gelen bu dengenin bozulmasının engellenmesi adına, bir filme en fazla iki ödül verilebilmesi kuralını getirmiştir. Böylelikle Barton Fink festival tarihinde -çok fazla pota altı basket bulduğu için 3 saniye kuralının çıkmasını sağlayan- Wilt Chemberlain etkisi yapar.
  • Oscar ödül töreninde en iyi film demek tek bir filmin seçilip sahneye çıkması demektir. Cannes film festivalinde ise 1946 yılında 11 filmin ödül alması yanısıra, 1951, 1952, 1961, 1966, 1972, 1973, 1979, 1980, 1982, 1993 ve son olarak 1997 yılında altın palmiye iki film arasında paylaştırılmıştır.
  • Son olarak, artık hemen her yıl bir filmimizin yarıştığı Cannes film festivalinde şu ana kadar bir adet en iyi erkek oyuncu ödülümüz ( Mehmet Emin Toprak & Muzaffer Özdemir – Uzak – 2003) bir adet en iyi senaryo ödülümüz (Fatih Akın – Yaşamın kıyısında – 2007) bir adet jüri büyük ödülümüz (Uzak – Nuri Bilge Ceylan – 2003) bir adet en iyi yönetmen ödülümüz (Nuri Bilge Ceylan – Üç Maymun – 2008) ve bir adet de Altın Palmiyemiz (Yol – Yılmaz Güney & Şerif Gören – 1982) olmuştur.
  •   Oscarlarda ise tarih boyunca aday adayı olmaktan öteye geçmişliğimiz vaki değildir.
kategori:
seçki

ilgili