Chappie: İnsan Gibi Robot Olmak

Bilimkurgu – aksiyon filmleri Hollywood’da ister istemez en çok tutulan türlerin başında geliyor. Son yıllarda üretimin de fazlaca olduğunu düşünürürsek bu türün sevenleri için müjdeli haberler her geçen gün...
chappie

Bilimkurgu – aksiyon filmleri Hollywood’da ister istemez en çok tutulan türlerin başında geliyor. Son yıllarda üretimin de fazlaca olduğunu düşünürürsek bu türün sevenleri için müjdeli haberler her geçen gün daha fazlalaşıyor. Bu türe gönül verenlerden biri de “District 9” adlı filmiyle dikkatleri üzerine çeken Güney Afrikalı yönetmen Neill Blomkamp… İlk filminin ertesinde ortaya çıkan “Elysium” ile hayranlarını biraz hayal kırıklığına uğratsa da, sinema kariyerini başka bir bilimkurgu – aksiyonla devam ettiriyor: Chappie…

chappie

Filmin konusuna kısaca değinirsek; 2016 yılından itibaren başlanan robot polis projesi Güney Afrika’daki suç oranını neredeyse sıfıra indirmeye başlamıştır. Robot polislerin yaratıcısı Deon Wilson (Dev Patel), gerçek bir yapayzeka üzerinde çalışmaktadır. Bir grup suçlunun Deon’u kaçırıp elindeki yapay zekalı robotu yani Chappie’yi ele geçirmeleriyle birlikte ellerine yeni bir güç geçer. Ancak bir problemleri vardır. Bu da Chappie’nin bir insan gibi dönüşüm geçirmesinden dolayı, onu eğitmeleri gerekmektedir.

Neill Blomkamp’ın donelerine baktığımızda bu filmde “District 9”’a yakın bir hikayeyi tercih ettiğini görüyoruz. Hatta öyle ki film için yine Johannesburg mesken tutulmuş. Buna ek olarak suçlulardan ikisini canlandıran oyuncular Güney Afrikalı grup Die Antwoord grubundan Ninja ve Yolandi… Hatta bu ikili film boyunca kendi t-shirtlerini giyerek bir nevi kendi reklamlarını yaparak ilginç bir tarz elde ediyorlar. Filmdeki isimleri de yine kendi isimleri olarak kullanılırken, filmin içinde grubun parçalarına rastlamak pek de bizi şaşırtmıyor. Ek olarak Blomkamp’ın bir nevi kült oyuncusu konumundaki Sharlto Copley ile yine iş birliği yapılıyor. İlk filmde uzaylıya dönüşen bir adamken, ikinci filmde kiralık katil ve şimdi ise filme adını veren robot Chappie rolünde seyircilerle buluşuyor. Bu yüzden de gerçek fiziğini film boyunca göremiyoruz.

Chappie son yıllarda ortaya çıkan ve benim love – science fiction olarak adlandırdığım bir türün temsilcisi olarak hafızalarda kalacaktır. Belli noktaları hep sevgiye dayandıran bu yan tür, bilimkurguların genelde teknik yapılarından kaynaklı soğuk atmosferine ters bir şekilde duygusal anlar içermesiyle doğan boşluğun doldurulması diye tanımlanabilir. Hatta Spielberg’in bilimkurgularında zaman zaman yaşanan bir durum olmasına rağmen filmlerin bütününe yansımayan bir olaydı. Seyirci daha çok buluşlarla, bilimin verdiği fantezilerle büyülenirdi. Bu bahsettiğim yan tür olmaya başlaması muhtemelen yapıda ise harika müziklerle desteklenerek insani bağlar melodramları aratmayacak boyutlara geldi. Gerçi ben bu konudan şikayetçi değilim. Çünkü insanın duygularına kapılması, sinemanın gerçek büyüsünde saklı diye düşünüyorum. Belki de sinemada insanlaşan robotlar, gerçek hayatta kaybettiğimiz insanlığımızı hatırlamamıza neden olduğu için bize daha sempatik geliyorlar.

chappie film

Neill Blomkamp filmin genelinde bolca referansa imza atıyor. Bir yandan Blomkamp’ın dünyasında olaylar cereyan etse de, farklı yapımları hatırlatan bolca sahne gözlerden kaçmıyor. Bunlara örnek verirsek, listemizin biraz kabarık olduğunu görüyoruz. Konu ve şekil itibariyle Robocop ilk akla gelirken, yakın zamanda vizyonu ziyaret eden Real Steel bilhassa Hugh Jackman’ın varlığıyla da filmin içinde hissettiğimiz bir film. Özellikle de Real Steel’de birbirine yakın mantıkta ilerleyen bir robot tasarımından dolayı bu çıkarımı yapmak kolaylaşıyor. Ufak ayrıntılardan zorlanırsa Her, Wall-e, Avatar, I Robot, Star Wars gibi filmleri hatırlayabileceğimiz gibi bu filmin konusunun etkisiyle zamanında Türk televizyonlarında da çok gösterilen Bahçıvan – Lawnmower filmi de içerik anlamında kesişen noktalara sahipler. Suçluların giydiği kıyafetler Mad Max’in post apokaliptik evreninden çıkma karakterler gibi görünüyor. Zaten yönetmenin diğer filmlerinde de olduğu gibi cilalı titanyum alaşımların yerinde pis, paslı, toz içindeki mekanik tasarımlar dikkat çekiyor. Kurgu bakımından yer yer Inception’ı düşürdürtse de, bu kadarının zorlamanın gereği yok diye düşünüyorum.

Filmin müziklerinde Hans Zimmer’in imzası bulunuyor. Özellikle kullanılan adını hatırlayamadığım kilise orgunu andıran ensturumanla yapılan müzikler, küçük bir Interstellar kopyası gibi. Kötü düşünmek istemesem de, Hans Zimmer iki film müziğini de tek bir çalışmadan çıkarmış olabilir mi acaba? Çıkarmış olsa da benzer harika müzikler dinlemek yine de güzeldi.

Konu oyunculuklara geldiğinde ise çok fazla söz edemiyorum. Çünkü olabildiğince standart performanslar içinde barındırıyor. Dev Patel yine her filmde oynadığı gibi farklı bir karakterdense sabit karakterine bürünürken, Siguarney Weaver güçlü kadın patron pozlarını bir kez daha tekrar ediyor. Belki de yeni Alien filmi için antreman yapıyor. Hugh Jackman yine öfkeli, yine kendine güvenen bir karakteri canlandırıyor. Bizi çok şaşırtmayacak şekilde yine başı sıkışık durumda bulunuyor. Diğer filmlerine nazaran bu sefer iyi adamı oynamıyor. Oyunculuk anlamında Ninja ve Yolandi, Güney Afrika aksanının da verdiği katkıyla biraz karikatürize ama bir o kadar da orijinal işler barındırıyorlar. Bu açıdan da aynı simaları görmeye alıştığımızdan, bu değişiklik bana iyi geldi açıkçası. Ninja’nın fiziki bakımından Dennis Hopper’ın gençliği hatırlatması da benim için ek bir değer olarak kayıtlara geçiyor.

chappie die antwoord

Film verdiği barışçıl mesajla, aslında dünyanın içinde kaybolmaya başlayan değerlerimizi hatırlamamızı istiyor. Anne – çocuk ilişkisinin ne kadar saf ve temiz olduğunu, yanlış davrandığımız çocuklarımızın, ileride dünyayı nasıl kabusa çevirebileceklerini anlatıyor. İç güvenlik yasasının ne kadar gereksiz olduğunu ve insanların kendilerini isterlerse kontrol edebileceklerini anlatıyor. Ne kadar klişe ve yapmacık gelse de sevmek her şeyin çözümü diyor. Tıpkı Interstellar, Her, Looper gibi…

Sonuç olarak Neill Blomkamp, bir önceki filminden daha iyi bir işle seyirci karşına çıkarak, ilk filminin tesadüf olmadığını gösteriyor. Kimi açıklarına rağmen film izleyiciye keyifli vakit geçirtmeyi başarıyor. Anaakıma güzel bir film kazandırılmış oluyor. Tabii bir de zaman olarak 2016’dan daha ileri zamanlara gidilse, yakın zaman için fazla uçuk olan bu kurgunun inandırıcılığı daha fazla olabilirdi. Chappie, her şeye rağmen biz bu filmi izlememiş miydik hissi uyandırıyor. Bu yüzden de sevdiğimiz bir müzik grubunun yenilikçi olmayan albümü gibi. Tanıdık ve kendini sevdiren türden…

kategori:
izlenim

ilgili