Cinema Komunisto: Tito’nun ‘Sinefil’ Kimliği

Nixon, Khruşçev ve Tito bir zirvede buluşmuşlar. Toplantı sonrası konvoyları otele götüren rota üzerinde yolun ikiye ayrıldığı bir nokta varmış. Nixon’un makam aracı buradan geçerken şoför sormuş: “Sayın Başkan,...

Nixon, Khruşçev ve Tito bir zirvede buluşmuşlar. Toplantı sonrası konvoyları otele götüren rota üzerinde yolun ikiye ayrıldığı bir nokta varmış. Nixon’un makam aracı buradan geçerken şoför sormuş: “Sayın Başkan, ne taraftan gideyim?” Bu soru Nixon’ı öfkelendirmiş. “Bana böyle aptalca sorular sorma,” demiş Nixon. “Tabii ki ‘sağ’dan gideceksin!

Aynı diyalog Sovyet şoförle Khruşçev arasında da geçmiş. Ama bir farkla: Onlar ‘sol’dan gitmişler. Son olarak sıra Yugoslav şoföre gelmiş. “Sayın Mareşal, hangi yoldan gitmemi emredersiniz?” Tito, yanında sakıncalı birisi olup olmadığını her ihtimale karşı kontrol ettikten sonra şu emri vermiş: “Oğlum sağa sinyal ver, ama soldan git!”

Yöntemleri halen tartışılsa da, uyguladığı denge politikası sayesinde 6 Yugoslav ulusunu yarım yüzyıl boyunca bir arada tuttu Tito. ‘Yapıştırıcı’ lakabıyla anılması bu sebeptendi. Ülkenin yaşam standardını yükseltmek için harcadığı çabalar sonucu Yugoslavya, dönemin ‘gri’ Doğu Avrupa’sının ortasında parlak bir nokta halini almıştı. “Halefleri bu standardı koruyabilecek mi?” sorusu henüz Tito ölüm döşeğindeyken sorulmaya başlandı. Koruyamadılar. Tito öldü ve birkaç yıl içinde etnik çatışmalar ‘Yugoslav Savaşları’na dönüştü. Binlerce insanla beraber NATO’nun, Birleşmiş Milletler’in ve daha geniş bir çerçevede ‘insanlığın’ da ölümüne tanıklık ettik. Bu ‘etnisite’ dedikleri şey öyle bir belaydı ki, daha birkaç yıl öncesine kadar kapı komşusu olan insanları birbirine düşürmeyi (yine) başarmıştı. Amacım o yaraları deşmek değil. Dolayısıyla savaş konusuna burada nokta koyup Cinema Komunisto’ya döneyim.

Girişteki kısa hikâye, Balkan coğrafyasında Tito’yla ilgili anlatılan onlarca fıkradan biri… Ben de anlatanların yalancısıyım. Doğruluğunu teyit etmem mümkün değil. Fakat tarihin bir dönemine damgasını vurmuş Yugoslav Genel Sekreter, Mareşal ve Başkan Josip Broz ‘Tito’ ile ilgili kesin olarak bildiğimiz bir şey var: Onun da bir sinema tutkunu olduğu!

Dün sona eren Tribeca Film Festivali’nin en çok ilgi gören filmlerinden olan Mila Turajlic’in Cinema Komunisto’su, Tito’nun işte bu ‘sinemasever’ yönünü anlatıyor. Belgesel türündeki filme Tribeca’yla ilgili tüm yayımlarda “kesinlikle görülmesi gereken 10 eser” arasında yer verildi; filmin gösterimleri kapalı gişe oynadı. Bizlere ulaşması bir hayli zaman alacak. Şanslıysak birkaç yıl içinde seyrederiz. Ama izlemeden önce de olsa işte size filmle ilgili birkaç not:

Cinema Komunisto, Tito’nun saygın bir Yugoslavya imajı yaratma çalışmalarında sinemaya verdiği önemi anlatırken, sinema vasıtasıyla 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan federal Yugoslavya’nın izini de süren 100 dakika uzunluğunda bir belgesel. Henüz 32 yaşında genç bir hanımefendi olan Turajlic’in ilk filmi…

Dünya prömiyerini geçtiğimiz yılın sonlarında Amsterdam IDFA’da yapan filmde en dikkat çekici konuğun, 32 yıl boyunca Tito’nun kişisel ‘projeksiyoncusu’ olarak görev yapan Leka Konstantinovic (resim) olduğu söyleniyor. ‘Sinefil diktatör Tito’nun hemen her gece bir film izlediğini ve özellikle Western’leri çok sevdiğini, Konstantinovic’in ağzından öğreniyoruz.

Filmde, beyazperdenin büyüsüne kapılmış olan Tito’ya dair pek çok anekdot anlatılmış. Çekilen sahne daha gerçekçi olsun diye sapasağlam bir köprünün havaya uçurulması emrini vermesi, ülkenin tüm donanmasını ‘zorunlu askerlik hizmeti’ kapsamında figüran olarak kullandırması, savaş döneminden kalan Alman tanklarını film setlerine hibe etmesi gibi…

Sinemanın gücünü çok iyi kavrayan Tito, başkanlığının ilk yıllarından itibaren yerli prodüktörlere sınırsıza yakın bir destek ve kaynak sağlarken, Hollywood yapımcılarını ülkesine çekme çalışmaları da yapmış. Örneğin Jack Cardiff’in The Long Ships’i Yugoslavya’da çekilmiş ve filmde kullanılan kostümler halen bir müze deposunda muhafaza ediliyormuş. Alain Delon, Anthony Hopkins, Anthony Quinn, Kirk Douglas, Orson Welles ve Sophia Loren de ‘Yugoslav kırmızı halısı’ndan geçen isimler arasına girmişler.

Ayrıca bu belgeselden öğrendiğimize göre Tito, oyuncuların seçilmesi işine bile karışırmış. 1973’te Sutjeska Savaşı’nın 30’uncu yılında Stipe Delic’in çektiği Sutjeska için Richard Burton’ı bizzat Tito getirtmiş. Hatta Elizabeth Taylor’ı da çok istemiş Tito bu film için, ama menekşe gözlü kadın bu teklifi reddetmiş!

Tito’nun ölümüyle Yugoslavya da çöktü, en önemli propaganda makinelerinden Yugoslav film endüstrisi de… Bu gizemli dönemden geriye kalanları dönemin sinema emekçilerinin ağzından dinleyip 60’ın üzerinde filmden görüntülerle bir arşiv festivaline dönüşen bu belgeseli hazırlayanların eline sağlık! Bir an evvel izleyebilmek dileği ve filmden bölümlerle bitireyim.

 

Cinema Komunisto BATA CLIP from Mila Turajlic on Vimeo.

 

Cinema Komunisto AVALA CLIP from Mila Turajlic on Vimeo.

kategori:
haber

ilgili