Çıtayı Düşüren Oyuncular: Edward Norton

Norton'ın kariyeri üzerine bir yazı...

Edward Norton 1996’da Hollywood’a bomba gibi bir giriş yapmıştı dersek abartı olmaz. Aktör daha önce hiçbir yapımda rol almadan direkt bir sinema filmiyle, Gregory Hoblit’in başarılı mahkeme-gerilim filmi Primal Fear‘le Hollywood’a girmişti. Dönemin yıldızı Richard Gere’in başrolünü üstlendiği bu filmde Norton görünüşte suçsuz, kilisedeki sapık rahibin kurbanı olmuş bir genci (Aaron) oynamıştı. Mahkeme ilerledikçe Aaron’ın çift kişilikli olduğu ortaya çıkıyordu. Finaldeyse işlerin hiç de öyle olmadığı belli oluyordu. Bu rol aktöre yardımcı oyuncu dalında ilk Oscar adaylığını getirdi. Norton ilk filminde Gere’den rol çalmakla kalmamış, filmin yıldızı olup ilk Oscar adaylığını kazanmıştı. Nitekim sonuna dek hak ediyordu ödülü. Aaron’ın mazlum, saf, sulugöz tarafını da, kötücül tarafını da çok iyi oynamıştı. Tabii Hollywood oyuncuları belli rollere hapsetmeyi sevdiğinden aktör de yıllarca bu tür karakterleri oynayacaktı.

Bu filmle ünlenir ünlenmez Woody Allen’ın müzikal filmi Everyone Says I Love You‘da rol alma şansını yakaladı aktör. Bu filmde Natalie Portman, Drew Barrymore, Julia Roberts, Tim Roth, Billy Crudup rol almışlardı. İkinci filmi de vizyona girdiğinde başarılı oldu. Yılı bir diğer usta yönetmen Milos Forman’ın The People vs. Larry Flynt filmiyle bitirdi. Filmin başrolünü Woody Harrelson üstlenmişti. Forman bu filminde porno dergisi çıkaran Larry Flynt’in herkes için ifade özgürlüğünü savunmasına ve bu amacından vazgeçmemesine odaklanmıştı. Norton bu filmde Flynt’in avukatı Alan Isaacman’ı oynamıştı. Filmin yıldızı Harrelson idi, aktör Flynt rolünde epey iyiydi. Ama Norton da fena değildi. Bu filmi de başarılı olmuştu. Bu filmden sonra Norton, Rounders filminin başrolü için denemelere katıldı ama rolü Matt Damon’a kaptırdı. Başrolü alamadı ama yardımcı rollerden birisini almıştı. Bu filmde Mike’ın kumarbaz arkadaşı Worm’u oynamıştı. Filmde fazla görünmüyordu Norton. Başrole dönüşü ise American History X ile olacaktı. Tony Kaye’in yönettiği bu dram filmi bilindiği üzere Amerikalı bir Nazi olan Derek’e odaklanıyor. Norton, Derek rolünde devleşmiş, karakterin hapisten önceki nefret, ırkçılık, şiddet dolu yüzünün de, hapisten sonraki pişman olmuş, Nazizmden uzaklaşmış halinin de hakkını vermiş, ikinci Oscar adaylığını da kapmıştı. Kanımca kariyerinin en iyi performansıydı. Bu başarılı filmi David Fincher’ın Fight Club‘ı takip etti. Tüketim toplumunu, kapitalizmi eleştiren bu filmde Norton anlatıcıyı oynamıştı. Primal Fear‘de çift kişilikli karakterle sinemaya giren aktörün sıkça çift kişilikli karakterleri oynadığını söylemiştim. Fight Club da onlardan.

Primal Fear

90’larda epey başarılıydı aktör. 2000’lere gelindiğindeyse yönetmenliği tecrübe etmek istedi ve Ben Stiller ve Jenna Elfman’la başrolü paylaşacağı Keeping the Faith‘i çekti. Komedi türündeki film fena değildi. Aynı kıza âşık olan iki çocuğun yıllar sonra rahip (Stiller) ve haham (Norton) olmalarını konu alıyordu film. Eğlenceliydi. Daha sonraysa sorunlu bir prodüksiyon süreci geçiren The Score‘da rol aldı Norton. Başrolü Robert De Niro ve Marlon Brando’yla paylaştı. Ama Brando çok geçmeden yönetmenle kavga etti. Bunun üzerine Brando’nun sahnelerini De Niro yönetti. Norton sakat rolü yapan bir karakteri oynadı. Film soygun filmiydi, pek başarılı olamadı. Gene de üç usta oyuncuyu izlemek keyifliydi. Bu filmi Danny DeVito’nun yönettiği komedi filmi Death to Smoochy takip etti. Televizyonu, haber kanallarını ağır bir şekilde eleştiren Network‘un izinden giden filmde Robin Williams, Catherine Keener ve DeVito da rol almışlardı. Bu filmden sonraysa aynı yıl üç filmde daha rol aldı: Julie Taymor’ın Frida Kahlo biofilmi Frida‘da Nelson Rockefeller’ı, Brett Ratner’ın Hannibal filmi Red Dragon‘da Will Graham’ı, Spike Lee’nin kaliteli filmlerinden 25th Hour‘da hapse girmek üzere olan uyuşturucu taciri Monty’i oynadı. Üç film de bence kaliteli, Norton Frida ve Red Dragon‘da iyiydi, 25th Hour‘da mükemmeldi. Kendisini yedi yıllık hapse hazırlamaya çalışan Monty rolü kariyerinin en iyi performanslarından oldu.

2002’yi dört filmle bitirdikten sonra 2003’te aksiyon filmi The Italian Job‘ta rol aldı. Charlize Theron, Donald Sutherland, Mark Wahlberg’li bu filmde Norton kötü karakteri oynadı. Daha sonra yavaşladı, bir yıl ara verdikten sonra Ridley Scott’ın Kingdom of Heaven‘ında Kral Baldwin rolünde, David Jacobson’ın Down in the Valley‘sinde kovboy olmayan ama öyle olduğunu sanan Harlan rollerinde karşımıza çıktı. Bu filmlerden sonra çıtayı düşürmeye başladı. Hayır, halen iyi oynuyordu, 25th Hour‘ın seviyesini göremedi ama rollerin hakkını verdi. Lakin oynadığı filmler pek iyi değildi. 2006’da onu The Illusionist ve The Painted Vail‘de izledik. The Illusionist, Chris Nolan’ın aynı temadaki farklı filmi The Prestige‘in gölgesinde kaldı, Norton iyiydi, film eğlenceliydi ama ortalamayı aşamamıştı. The Painted Vail ise kaçırılmış bir fırsattı, daha iyi olabilirdi. 2008’deyse ilk kez süper kahramanı oynadı. Universal’ın Marvel filmi The Incredible Hulk‘ta Bruce’u oynadı. Ama film iyi eleştiriler alamadı. Bu filmden sonra Marvel aktörle çalışmaya devam etmek istedi ama aktörün istediği ücreti fazla bulduklarından Norton’la yollar ayrıldı ve rol Mark Ruffalo’ya paslandı. Böylelikle aktör ilk ve son kez Marvel filminde oynamış oldu.

American History X

2008’e geldiğimizde aktörü Gavin O’Connor’ın polisiye/aile filmi Pride and Glory‘de polis rolünde izledik. Bu filmde Colin Farrell’la başrolleri üstlenmişti. Noah Emerich, Jon Voight, Jennifer Ehle, Frank Grillo, Carmen Ejogo da rol almışlardı. Film karışık eleştiriler almıştı. Bu filmi küçük bir rolde yer aldığı Rick Gervais komedisi The Invention of Lying takip etti. Daha sonraysa Tim Blake Nelson’ın filmi Leaves of Grass‘de ikizleri oynadı. Birbirlerinden epey farklı olan Bill ve Brady kardeşleri oynadı, performansı iyiydi ama film gündemde kalamamıştı. 2010’da Norton, The Painted Vail‘in yönetmeni Joh Curran’la da, daha önce The Score‘da birlikte rol aldığı Robert De Niro’yla da ikinci kez çalıştı. Heyecanla beklediğimiz Stone ne yazık ki adının hakkını veremeyip Norton’ın en kötü filmlerinden olmuştu. Norton da, De Niro da, Milla Jovovich de iyi oynamışlardı ama film tel tel dökülüyordu. 2012’deyse onu hem Wes Anderson’ın kaliteli filmi Moonrise Kingdom‘da, hem de hızla unutmak istediğim The Bourne Legacy‘de izlemiştik. Bu filmlerden sonra 2014’te tekrar Anderson’la çalıştı, The Grand Budapest Hotel‘de rol aldı. Bu üç filmde de fena değildi. Alejandro G. Inarritu’nun Birdman filmindeyse son filmlerinden daha iyi oynayıp uzun bir aradan (16 yıl) sonra tekrar Oscar’a aday gösterildi. Ödülü daha önce Cuba Gooding Jr.’a (Jerry Maguire) ve Roberto Benigni’ye (La vita e bella), sonra JK Simmons’a (Whiplash) kaptırdı. 97’de Primal Fear‘le Altın Küre’yi kazanmıştı ama Birdman‘la aday gösterildiğinde kazanamamıştı. BAFTA’yı da kazanamadı. En kötülere verilen Razzie’ye ise şükür ki hiç aday gösterilmedi.

Yıla damgasını vuran Birdman‘dan sonra Norton gitti, Collateral Beauty‘de oynadı. Will Smith’in başrolünü üstlendiği filmde Norton, Smith’in karakterini hayata döndürmeye çalışan arkadaşını oynadı. Ama keşke oynamasaydı. Film yılın en kötülerindendi. Norton 90’larda kariyerine bomba gibi başladı. 90’larda da, 2000’lerin başlarında da oynadığı her filmde döktürdü, bu filmlerin kalitesi yüksekti. Fakat sonra çıtayı düşürdü, kötü filmlerde oynadı. 25th Hour‘daki performansını ise Birdman‘da dahi aşamadı. Dilerim önümüzdeki yıllarda Birdman‘dan da iyi filmlerde eskisi kadar iyi performanslarda izleriz onu. Aktörün şimdilik tek projesi Wes Anderson’ın animasyon filmi Isle of Dogs. Bu filmi 2018’de izleyeceğiz.

Birdman

Projeleri arasında yer alan Lewis and Clark‘tan bahsetmek gerek. Norton bu mini dizinin senaristleri arasında yer almış, Brad Pitt ve Tom Hanks’le birlikte yapımcılığını üstlenmişti. Dizinin çekimlerine John Curran’ın yönetmenliğinde, Cassey Affleck ve Matthias Schoenaerts’in başrollerinde başlanmış ve üç bölüm tamamlanmıştı. Ama Curran ve görüntü yönetmeni Rob Hardy, HBO kanalıyla anlaşamadıklarından diziden çekilmişlerdi. Bunun üzerine çekimler durdurulmuştu. HBO senaryoyu tekrar yazdırttı ama sonra çekimlere bir türlü başlanamadı. Muhtemelen de başlanamayacak. Norton’ın bir filmle yönetmenliğe dönmeyi planladığını da belirtelim. Yıllardır hazırladığı filmini belki yakın zamanda çeker. Aktörün şimdilik kesinleşmiş bir projesi yok.

kategori:
seçki

ilgili