Çıtayı Düşüren Oyuncular: Michael Fassbender

Michael Fassbender'ın kariyeri üzerine...

Popüler olmanın, yıldız olmanın artıları da var, eksileri de. Eksileri arasında popüler olduktan sonra oyuncuların büyük bütçeli filmlerde oynamak istemelerinin yer aldığını söyleyebilirim. Bunu söylüyorum, çünkü bu büyük bütçeli aksiyon filmlerinden çok nadir kaliteli işler çıkıyor. Yazıya bununla başladım, çünkü Michael Fassbender’ın iyi başlayan arada tökezlese de genelde iyi devam eden kariyerinin şu an çok iyi bir noktada olmamasının nedeni aktörün büyük bütçeli aksiyon filmleriyle zamanını harcıyor olması.

Michael Fassbender kariyerine 2001’de Hearts and Bones dizisiyle başladı. Aktör bu dizide üç bölüm oynadı. Daha sonra Tom Hanks/Steven Spielberg’in savaş mini-dizisi Band of Brothers‘da rol aldı. Şu an pek konuşulmuyor bu dizi ama zamanında epey yankı uyandırmıştı. Dizide Fassbender’in yanı sıra Damian Lewis, Tom Hardy, Dexter Fletcher, Jason O’Mara, Simon Pegg, Colin Hanks, Dominic Cooper, Jimmy Fallon, James McAvoy, Andrew Scott gibi o zamanlarda ünlü olmayan pek çok oyuncu rol almıştı. Fassbender bu oyunculardan daha fazla göründü dizide. 10 bölümden oluşan bu mini dizinin yedi bölümünde rol aldı. Aktör kariyerine bir süre daha dizilerle devam etti. NCS Manhunt dizisinde dört bölüm rol alıp polisi oynadı, sonra Holby City dizisinde tek bölümde yer aldı, Carla adlı TV filminde rol aldı. Bu filmi Gunpowder, Treason & Plot TV filmi takip etti. Aktör bu filmde ünlü Guy Fawkes’ı, 1800’lerde İngiltere’nin hükümet binasını patlatmaya çalışan kişiyi, oynadı. Bir süre daha çeşitli dizi ve TV filmlerinde rol aldıktan sonra sinemaya ilk adımını attı.

Angel

Fassbender’in rol aldığı ilk film, Zack Snyder’ın çizgi-roman uyarlaması 300. Gerard Butler’ın başrolünü üstlendiği filmde Fassbender, Stelios’u oynadı. Film iyi bir hasılat elde etmiş, yıllar sonra devamı da çekilmişti. Bu filmden sonra Fassbender sinemaya ağırlık vermeye başladı. François Ozon’un hiçbir olumsuzluğu kabul etmeyen, pespembe bir dünyada yaşayan genç bir kıza odaklanan dönem filmi Angel‘da savaşta ayağını kaybeden Esmé’yi oynadı. İyi de oynadı, rolün hakkını verdi. Karakterin çilesini ve Angel’ı pembe dünyadan gerçek dünyaya çekip çıkarma çabalarını oldukça iyi yansıttı. 300‘de daha çok fiziğini göstermişti, ama bu filmde yeteneklerini sergileyebildi. Oyuncuyu ünlendiren filmse Steve McQueen’in çarpıcı filmi Hunger oldu. Bu filmde İrlandalı Bobby Sands’i oynadı. Film hapishanede geçip IRA’lı Sands’in açlık grevine ve ölümüne odaklanıyordu. Sands, Fassbender’in en iyi performanslarından birisi. Aktör, BIFA’dan, Chicago Film Festivali’nden, Avrupa Film Ödülleri’nden, İrlanda Film ve TV Ödülleri’nden ve Stockholm Film Festivali’nden en iyi aktör ödüllerini kazanarak yıla damgasını vuranlardan olmuştu.

Hunger‘dan sonra pek de başarılı olamayan korku filmi Eden Lake‘te oynayıp Fish Tank‘le bağımsız sinemaya döndü. Fish Tank bekâr annesiyle sorunlar yaşayan, büyüme sancıları çeken, genç bir kıza odaklanıyordu. Fassbender, hem anneyi, hem de bu kızı baştan çıkaran karizmatik Conor rolünde karşımıza çıkmıştı. Andrea Arnold’ın yönettiği film pek çok ödül-adaylık kazanmıştı. Fassbender de birkaç adaylık (en iyi yardımcı aktör) almıştı bu rolüyle. Aynı yıl Quentin Tarantino’nun eğlenceli filmi Inglorious Basterds‘da rol aldı. Filmin ünlü, uzun süren, komik, komik olduğu kadar gerilimli de olan bar sahnesinde Fassbender önplana çıkmayı başarmıştı. Zaten hatırlanacağı üzere bu sahnenin sonunda ölüyordu, öncesinde de fazla görünmüyordu. Bu başarılı filmleri Joel Schumacher’in başarısız filmi Town Creek izledi. Fassbender ikinci kez korku filminde oynadı ve ikinci korku filmi de vasata bile erişemedi. Başarısız Town Creek‘i TV filmi kalitesindeki Centurion ve epey kötü olan Jonah Hex filmleri takip etti. Arka arkaya üç kötü filmde rol alan aktör, Jane Eyre‘la bağımsız sinemaya döndü. Cary Fukunaga’nın Charlotte Bronté’nin romanından başarıyla uyarladığı bu filmde Fassbender da Rochester rolünde oldukça iyiydi. Birkaç yerden ödül ve adaylık almıştı.

Shame

İyice vasatlaşan X-Men serisinin prequeli olan X: First Class‘a Erik Lansherr, namı diğer Magneto rolüyle dahil oldu. Matthew Vaughn’ın yönettiği film hem oldukça iyi eleştiriler aldı, hem de çok iyi bir hasılat elde edip uzun soluklu X-Men serisinin en iyi filmlerinden oldu. Fassbender da Magneto rolünde gayet iyiydi. Ian McKellen’dan devraldığı rolün hakkını verdi. Aktör bu filmle iyice ünlendi, artık dönemin en popüler aktörlerindendi (gerçi halen öyle). Bu filmi David Cronenberg’in pembe diziden farksız, epey kötü biofilmi A Dangerous Method takip etti. Film o kadar kötüydü ki söylentilere göre Cronenberg’le Fassbender’in arası açılmıştı. Aktör bu filmde Carl Jung’a hayat vermişti, pek tabii rolün hakkını vermişti ama neticede senaryo epey kötüydü. 2011 yılı aktörün en üretken olduğu yıldı. X-Men, A Dangerous Method‘un yanı sıra Shame ve Haywire filmlerinde de rol aldı. McQueen’le ikinci kez çalıştığı Shame aktöre Altın Küre, BAFTA, AACTA adaylıklarını, BIFA ödülünü, İrlanda Film ve TV Ödülleri’nden ve Venedik Film Festivali’nden de en iyi aktör ödüllerini getirdi. Bu filmdeki porno bağımlısı beyaz yakalı rolüyle yıla damgasını vuranlardan oldu. Kariyerinin en iyi performanslarındandı. Haywire‘daysa kısa bir süre göründü, fazla repliği yoktu ve daha çok dövüş yeteneklerini sergiledi. Steven Soderbergh’le çalışmış oldu.

2012’deyse Ridley Scott’ı bilimkurgu janrına döndüren Prometheus‘ta robot David’i oynadı. Film karışık eleştiriler aldı, fazla sevilmedi, ama 400 milyon dolardan fazla hasılat elde etmişti. Hemen sonra Steve McQueen’le üçüncü kez çalıştı kölelik draması 12 Years A Slave‘de. Bu kez yardımcı roldeydi ama gene döktürüyordu. Kölesine âşık, ırkçı Edwin Epps rolünde pek iyiydi. Bu performansıyla Oscar’a ilk kez aday oldu (en iyi yardımcı aktör). Gene pek çok yerden adaylık  alıp ödül sezonuna damgasını vuranlardan olmuştu. Bir zamanlar Russell Crowe’la sıkça çalışan Scott, Fassbender’i yeni ekürisi olarak belirleyip ona The Counselor‘ın başrolünü pasladı. Yıldız oyuncularla dolu (Brad Pitt, Penelope Cruz, Javier Bardem ve Cameron Diaz) film merakla beklendi, ama eleştirmenlerden çok kötü eleştiriler alınca gişede battı. Fassbender daha sonra filmdeki performansından hiç hoşlanmadığını itiraf etti ama kötü oynamamıştı halbuki.

Macbeth

Bu gerilim filmini kara komedi türündeki Frank takip etti. Bu filmi de başarılı olmuştu. Fassbender filmin yüzde doksanını kafasında kocaman bir maskeyle geçirdi ama hem sesi, hem de jestleriyle rolün hakkını verdi, epey eğlendirdi. X-Men serisinin ikinci filmi Days of Future Past karışık eleştiriler aldı. Daha sonra oynadığı ilk western filmi Slow West pek beğenilmedi, fazla izlenmedi. Macbeth de çok başarılı olmadı ama Fassbender, Macbeth rolünde çok iyiydi. Gişede batan Steve Jobs ise aktöre ikinci Oscar adaylığını getirdi. Steve Jobs rolünde de epey iyiydi. Filmse kötü değildi. Hatta son iyi filmiydi. Daha sonra çıtayı düşürmeye başladı.

2015’i başarıyla kapattıktan sonra 2016’da çıtayı düşürdü. Performans olarak değil, filmlerin kalitesi açısından çıtayı düşürdü. X-Men: Apocalypse koca X-Men külliyatının en kötü filmlerinden oldu. Filmin kötüsü En Sabah Nur oldukça etkisizdi ama konumuz Fassbender. Filmde az görünen Fassbender, Magneto rolünde artık iyice sıkıcılaşmıştı. Apocalypse’le mücadele bölümünde, yani çözüm bölümünde havada ellerini oynatmaktan başka şey yapmıyordu. Senaryo berbattı, hazır Fassbender’in kontratı bitmişken artık umut vaat etmeyen bu seriden arkasına bakmadan kaçmalıydı. Sahi daha kaç kez Erik’in aslında kötü olmadığını duyacak, Erik’in finalde Xavier’ın tarafına geçtiğine şahit olacaktık? Ama olmadı, aktör 4. filmde oynama teklifini ne yazık ki kabul etti. Deneyimsiz bir yönetmenin (Simon Kinberg) yönetmenliğinde şu sıralar Dark Phoenix‘in çekimlerine devam ediyor.

Başarısız Apocalypse‘ı gişede batan romantik dram The Light Between Oceans takip etti. Fassbender ve sevgilisi Alicia Vikander iyi oynamışlardı, film de çok kötü değildi ama aktörlerin de dediği gibi demode bir öyküye sahipti. Pek beğenilmedi. Aksiyon sinemasına döndüğü Asassin’s Creed de beklediği eleştirileri getirmedi aktöre. Film çok kötü bulundu, ki eleştirmenler haklıydı, film oyun uyarlamalarının makus talihini değiştiremedi. Bütçesini çıkarıp kâra geçti ama devamının çekilip çekilmeyeceği halen netleşmedi. Fassbender ikinci filmde oynamak istiyor, lakin stüdyo şu sıralar oyunu animasyon diziye uyarlamanın peşinde. Yani yakın zamanda ikinci film çekilecek gibi görünmüyor. Ki çıtayı yükseltmeyeceklerse çekilmese daha iyi olur. Bu filmden sonra suç filmi Trespass Against Us‘ta karşımıza çıktı. Bir yandan ailesiyle ilgilenmeye çalışan, beri yandan onu suça iten babasından uzaklaşmaya çalışan hırsız Chad’i oynadı, iyi de oynadı, ama senaryo ortalamaydı, pek çok klişe içeriyordu. Film pek gündemde kalamadı. Yıllar önce Terrence Malick’le çalıştığı film sonunda tamamlanıp Song to Song adıyla bu yıl vizyona girdi. Fakat bu film de iyi değil. Hatta bana göre Malick’in en dandik filmlerinden. Fassbender’a da fazla iş düşmemişti. Bu filmde kötü bir prodüktörü oynadığını belirteyim. Bunca başarısız filmi Alien: Covenant takip etti. Fassbender bu kez hem iyi robot David, hem de kötü robot Walter rollerinde karşımıza çıktı. Filmin açık ara en iyi tarafıydı Fassbender. Ama bu film de iyi eleştiriler alamadı, bu kez hasılatı da iyi değildi.

The Snowman

Velhasıl günümüzün en iyi aktörlerinden Fassbender son zamanlarda performansını fazla düşürmese de aktörün filmlerinin kalitesi düştü. Arka arkaya Assassin’s Creed, Alien: Covenant, Song to Song, Trespass Against Us, X-Men: Apocalypse, The Light Between Oceans filmlerinde oynadı ama bu filmler ya kötü ya da vasat bulundu, gerçi Song to Song‘a âşık olmayanlar da yok değil. Dileriz bundan sonra Fassbender projelerini daha dikkatli seçer. Yıllardır vasatı aşamayan filmler yapan Scott’tan paçasını kurtarmalı (Crowe zar zor kurtardı). Aslında umut vaat etmeyen X-Men‘i de ardında bırakmalı. Assassin’s Creed gibi kötü aksiyon filmlerinde oynamamalı. Aktörü bu yıl roman uyarlaması, polisiye-gerilim filmi The Snowman‘de izleyeceğimizi belirtelim. Günümüzün yetenekli yönetmenlerinden Tomas Alfredson’ın yönettiği bu filmde dedektif Harry Hole rolünde karşımıza çıkacak Fassbender. Rolün hakkını verdiğine eminim. Ekim ayında film gösterime girdiğinde ortaya nasıl bir işin çıktığını görebileceğiz. Dilerim son filmlerinden daha iyi olur. Dark Phoenix‘ten sonraki projesiyse henüz belli değil. Aktörü 2018’de sadece bir filmde (Dark Phoenix) izleyeceğiz gibi görünüyor.

kategori:
seçki

ilgili