Çıtayı Düşüren Oyuncular: Şener Şen

Şener Şen'in son filmleri üzerine...

Şener Şen’in 2000 sonrasında sadece Yavuz Turgul’la çalışması ve Turgul’un da uzun aralar vererek film çekiyor olması Şen ve Turgul hayranlarını üzüyor doğal olarak. Şen’i seven izleyiciler doğaldır ki onu sinemada daha fazla filmde izlemek istiyorlar. Öyle üç dört yılda bir değil de daha kısa sürelerde onu görmek istiyorlar. Turgul ise eskiden fazla ara vermeden film yapan (yazan ve/veya yöneten) birisiyken 90’ların ortasından sonra sinemaya çok nadir film yapar oldu. Şen’in kararıysa bu saatten sonra değişmeyecek, sadece Turgul’la çalışmaya devam edecek gibi görünüyor. Bu da onu üç dört yılda sadece bir filmde izleyeceğiz demek oluyor. Aslında bir ara Şen’in Çağan Irmak’la Mimar Sinan filminde çalışacağı açıklanmış ama şans(sızlığ)ımıza proje bir türlü çekilemeyip en sonunda iptal edilmişti. Biz de Şen’i hem dönem filminde, hem de Turgul dışında bir yönetmenin filminde izleme şansını yitirmiştik.

Şen röportajlarında kendisine iyi senaryo gelmediğini, bu yüzden sadece Turgul’la çalıştığını söylüyor. İnsanın bunu sorgulayası gelmiyor değil. Sinemamızın iyi bir noktada olmadığı malum. Ama yılda çekilen yüz filmden en azından bir ikisi nitelikli olabiliyor. Belki de “Şen bizi reddeder,” diye düşünülüp ona teklif götürülmüyordur (sormadan edemeyeceğim: Son 17 yılda hiç mi iyi senaryo gitmedi aktöre?). Bilemiyorum. Tabii Turgul’la çalışmasının tek nedeni bu değil. İkilinin dostluğu Yeşilçam’a kadar dayanıyor bilindiği üzere. Turgul’un kaleme aldığı (Sultan, Tosun Paşa, Erkek Güzeli Sefil Bilo, Banker Bilo, Davaro, Şekerpare, Çiçek Abbas, Züğürt Ağa, Kabadayı) ve kaleme alıp yönettiği (Muhsin Bey, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Gölge Oyunu, Eşkıya, Gönül Yarası, Av Mevsimi, Yol Ayrımı) pek çok filmde Şen de rol aldı. Birbirleriyle 70’lerden beri, yani gençliklerinden beri çalışıyorlar. Şener Şen sadece Turgul’a güveniyor ve onunla çalışıyor artık. Bu durumun tek kötü tarafı sıkça tekrarladığım gibi aktörün başka yönetmenleri tercih etmemesi. Bağrımıza taş basmaktan yapacak bir şey yok. Ustanın takdiri bu.

Tabii çoğu kişinin bu duruma üzülmesi normal. Zira Şen sinemamızın en büyük oyuncularından. Gençliğinden beri her türlü rolde döktürmüş, her rolün hakkını vermiş, oyunculuktaki ustalığını defalarca kez kanıtlamış birisi. Yüzlerce kez izlediğimiz, repliklerini ezberlediğimiz pek çok karaktere hayat verdi. Hababam Sınıfı‘nın Badi Ekrem’i, Süt Kardeşler‘in Hüsamettin’i, Gülen Gözler‘in Vecihi’si, Neşeli Günler‘in Ziya’sı, Çöpçüler Kralı‘nın ve Çiçek Abbas‘ın Şakir’i, Züğürt Ağa‘nın ağası, Muhsin Bey‘in Muhsin’i, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni‘nin Hasmet Asilkan’ı ve daha nicesi… Kariyerinin başlarında Arzu Film’in komedilerinde yardımcı rollerde yer alan Şen daha sonra Namuslu filmiyle başrole yükseldi. Bu rol ve filmin tutması sayesinde Ertem Eğilmez’in yapımcılığını üstlendiği filmlerde oynadığı üçkağıtçı, dolandırıcı rollerinden de kurtulmuş oldu. Çok iyi yazılmış onlarca karakteri çok iyi oynadı Şen. Pek çok nesli eğlendirdi, güldürdü, duygulandırdı, hepimize her türlü duyguyu yaşattı. Muhteşem bir filmografisi var. Sadece çok kaliteli filmlerde oynamadı Şen. TV tarihimizin en iyi dizilerinden İkinci Bahar‘ın da başrolünü üstlenmişti.

Şen 1990-95 arasına Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Gölge Oyunu, Amerikalı filmlerini sığdırdıktan sonra 1996 çıkışlı Eşkıya filminde rol aldı. Bu film darbeden sonra yerle yeksan olan sinemamızın dirilmesini sağlamıştı. 2,5 milyon kişinin izlediği Eşkıya o zamanlarda rekor kırmıştı. Bu filmden sonraysa bir süre ara verip daha sonra İkinci Bahar dizisinde rol aldı. Çok sevilen bu diziden sonra da ara verdi. Bakıldığında 70’lerde ve 80’lerde pek çok filmde rol aldığını görüyoruz. 90’larda dört film ve bir dizide oynadı. Yani 90’lardan itibaren daha az filmde oynamaya başladı. Bu durum 2000’lerde de devam etti. Şen, İkinci Bahar dizisinden sonra 5 yıl ara verdi. Setlere Meltem Cumbul ve Timuçin Esen’li Gönül Yarası‘yla döndü. Sonra üç yıl ara verdi. Kenan İmirzalıoğlu, İsmail Hacıoğlu, Rasim Öztekin’li Kabadayı filmiyle döndü. Gene üç yıl ara verip Cem Yılmaz, Okan Yalabık, Çetin Tekindor ve Melisa Sözen’li Av Mevsimi‘yle döndü. Bu filmden sonraysa arayı bu kez iyice uzattı: 7 koca yıl! Aktör sonunda bu yaz setlere döndü ve Yol Ayrımı‘nda oynadı. Gönül Yarası, Av Mevsimi ve Yol Ayrımı‘nı Yavuz Turgul yönetti, Kabadayı‘yı ise Ömer Vargı yönetmişti.

Kariyerinin ilk ve orta dönemlerinde kaliteli/klasik filmlerde oynayan Şen 2000’lerde ne yazık ki çıtayı düşürdü. Aslında çıtayı düşüren Turgul’un kendisiydi. Bu 17 yıla sığdırdığı draması Gönül Yarası, gerilimi Kabadayı ve polisiyesi Av Mevsimi kalite olarak eski filmlerinden uzakta yapımlar. Özellikle Kabadayı‘nın tel tel döküldüğünü, Av Mevsimi‘nin de vasata bile erişemediğini rahatlıkla söyleyebilirim. Turgul 2000’lerde senaryolarına yılları harcıyor ama sonuç hep hüsran oluyor, klişe deyimle söylersem turnayı bırakın gözünden vurmayı, hep ıskalıyor. Şen ise üstüne düşeni tabii ki yerine getiriyor. Emekli öğretmen, taksi şoförü Nazım rolünde de, namlı kabadayı Ali Osman rolünde de, polis Ferman rolünde de iyiydi tabii ki. Performansında pek tabii sorun yok. Sorun Turgul’un senaryolarında.

Gönül Yarası: Yukarıda belirttiğim gibi Şen-Turgul ikilisi, TV tarihimize enfes İkinci Bahar dizisini kazandırdıktan sonra beş yıl ara verdiler. Beş yıl sonraysa vizyona girdiğinde çok konuşulan (gerçi bu filmi takip eden diğer filmleri de çok konuşuldu), Oscar aday adayı olarak belirlenen (ama adaylığa terfi edemeyen) Gönül Yarası‘nı çektiler. Şen’in başrolünü üstlendiği filmde Meltem Cumbul, Timuçin Esen, Güven Kıraç, Erdal Tosun rol almışlardı. Turgul bu filminde kocasından sürekli şiddet gördüğü için İstanbul’a kaçan Dünya ve kızıyla öğretmenlikten emekli olduktan sonra geçinebilmek için taksi şoförü olan Nazım’ın kesişen öykülerini anlatmıştı. Gönül Yarası için rahatlıkla Turgul’un son iyi filmi (bana göre çok da iyi değil) diyebilirim. 2005’te çıkışlı bu filmden sonra çektiği iki filmle de çıtayı epey düşürmüş, hayal kırıklığına uğratmıştı. Gönül Yarası‘ndaysa Kabadayı ve Av Mevsimi senaryolarındaki kadar sorun yoktu. Fakat kendi klişelerinden kopamamıştı: İyi insanla kötü/psikopatın yollarının kesişmesi (Nazım-Halil, Ali Osman-Devran, Ferman-Battal, Baran-Berfo), kırık aşk öyküsü, iyinin mazlumları kurtarmaya çalışması ve bunun için gerekirse silahlanması. Turgul bu filmde kendi klişelerini de en azından kötü işlememişti, takip eden filmlerinde bu klişeler kötü işlenmişti.

Kabadayı: Turgul’un kaleme aldığı en kötü film olmuştu ne yazık ki. Hollywood filmlerinin pek çok klişesinin yanında Turgul’un filmlerindeki klişeler de resmi geçit yaparcasına arka arkaya kullanılmıştı. Mesela suçtan elini eteğini çekmiş, adeta baltasını gömmüş ama gömdüğü yeri unutmamış, onurlu, iyi yürekli, cesur, lakin zamanı da geçmiş bir karakter, bu karakterin karşısına konumlanmış, şimdinin çirkinliğini, yozlaşmışlığını, kötülüğünü, adaletsizliğini, acımasızlığını temsil eden başka karakter, Turgul sinemasında sıkça gördüğümüz karakterlerden. Bu iki karakter üzerinden geçmişle şimdiki zamanı pek çok filminde mukayese etmişti Turgul (Eşkıya, Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni, Muhsin Bey). Kabadayı‘da da bu klişelerini tekrarladı. Senaryo yer yer inandırıcılıktan iyice uzaklaşmıştı (kaset olayı, final sahnesi, patronun iş yerinde öldürülmesi, hastaneden kaçış sahnesi, ormanda kaçış sahnesi, polisin fotoğrafları Devran’a vermesi vs), final sahnesi çok kötü yazılmış (bu sahnedeki replikler kötü, Devran’a yazılanlar da karakterine uymuyor). Üstüne Eşkıya‘nın finalini ve The Deer Hunter‘ın meşhur Rus ruleti sahnesini hatırlatıyor. Polisin zoruyla mafyanın içine köstebek olarak sızan karakteri (bu filmde Devran) Hollywood çok sık işlemişti (The Departed, The InformantDonnie Brasco vs). Klişelerinden ya da Eşkıya‘ya benzemesinden ziyade özellikle bu inandırıcılık sorunları filme epey zarar veriyor, ki pek çok sahnede böyle sorunlar bulmak mümkün. Özellikle İmirzalıoğlu ve Rasim Öztekin’in iyi olamamış bu filmde parladıklarını söylemek mümkün. Şen de üstüne düşeni her zamanki gibi yerine getiriyor. Ama hem Turgul’un senaryosu, hem de Ömer Vargı’nın yönetimi kötüydü. Afili replikler (“Senin silahında mermi ters dönmüş evlat. Dikkat et, kendini vurmayasın” gibi) filmi kurtarmaya yetmiyordu.

Av Mevsimi: Turgul’un ilk polisiyesi. Her şeyden önce şunu belirtmek isterim: Kabadayı‘da Ali Osman’la Devran’ın ölümleri epey kötü yazılmış ve çekilmişti. Burada da İdris’in ölümü epey kötüydü. Halbuki daha iyi olmalıydı bu sahneler. Bunun dışında Kabadayı‘daki gibi inandırıcılık sorunları mevcut. Cinayet büro mesela gerçekçilikten uzak bir şekildeydi. Öldürülen kızın filmin açılış ve kapanış jeneriklerinde anlatıcılığı üstlenmesi ise mantık sorunlarından bir tanesiydi. Peter Jackson’ın The Lovely Bones filminden kopyalanmış bu. Polisiye öyküsündeki açıkları da filmin kalitesini aşağıya çekiyor. Cinayeti soruşturma sahneleri, sorgulama sahneleri, cinayet nedeni ve daha pek çok şey kötü yazılmış. Görüntü yönetmenliği son derece iyi, oyunculukları iyi, müzikler fena değil, ama senaryosu epey sorunlu. Şen ise gene benzer bir rolde, babacan bir polis rolünde karşımıza çıkmıştı. Onu her daim izlemek keyifli, lakin yıllardır hep babacan, iyi yürekli karakterleri oynuyor. Ferman öyle birisi. Ali Osman suçluydu ama gene iyi yürekli, babacan, mafyayla mücadele edecek kadar cesur birisiydi. Nazım Öğretmen de öyle birisi. Özetle Av Mevsimi, Kabadayı kadar kötü değil ama gene onlarca sorundan muzdarip bir filmdi.

Yol Ayrımı: Turgul-Şen ikilisi yukarıda belirttiğim gibi bu kez arayı epey uzun tuttular. Av Mevsimi‘nin üstünden yedi yıl geçtikten sonra setlere dönüp Yol Ayrımı‘nı çektiler. Galiba bu kez psikopat/kötü karakterlerin olmadığı, dolayısıyla gerilimin de olmadığı bir film yapmış Turgul. Yol Ayrımı, Mazhar adlı iş adamının babasından kalmış tekstil imparatorluğunu büyütmek için çabalamasını, ama bir kazadan sonra hayatını değiştirmeye karar vermesini, bunun için ailesini dahi karşısına almasını konu alıyor. Şen’in oynadığı Mazhar’ın önceki rollerinden (Nazım, Ali Osman, Ferman) farklılaşacak mı, yoksa başta acımasız birisi görünüp finalde onlar gibi babacan bir noktaya mı gelecek merak ediyorum. Şen’e bu kez Mert Fırat, Rutkay Aziz, Nihal Yalçın, Tilbe Saran eşlik etmişler. Dilerim Yol Ayrımı, Turgul’un son iki filmi gibi kötü olmaz.

Daha fazla uzatmayayım. Şen 2000’lerde sadece dört filmde rol aldı ve bu dört filmden üçünde meslekleri, çevreleri farklı olsa da karakter olarak hep iyi, cesur, yürekli, babacan, ateşe atılmaktan kaçınmayan rolleri oynadı. Hem bir nebze kendisini tekrarladı, hem de oynadığı filmlerden özellikle Kabadayı ve Av Mevsimi kötüydü. İyi senaryo gelmediği için sinemaya pek sık dönmediğini söyleyen Şen sinemaya Turgul’un kötü filmleriyle döndü yani. İnsanın Kabadayı ve Av Mevsimi‘nin aktöre gelen en iyi senaryolar olduğuna inanası gelmiyor. Umudum yok ama aktörü bu son döneminde (aktör 76 yaşında) mesela Nuri Bilge Ceylan’ın bir filminde veya Uğur Yücel’le birlikte rol alacağı bir filmde, kısacası Turgul’un yazıp yönetmediği filmlerde de görmek isterdim. Ama dediğim gibi Şener Şen bundan sonra da sadece Turgul’la çalışacak gibi görünüyor. Sağlık olsun, şu bir gerçek ki Turgul çıtayı düşürse de, Şen de bu kötü filmlerde rol alsa da aktörü izlemek halen keyifli.

kategori:
seçki

ilgili