Çıtayı Düşüren Oyuncular: Tom Cruise

Aksiyondan şaşmayan Cruise'un kariyeri üzerine...

TOM CRUISE’UN 80’Lİ YILLARI

Tom Cruise kariyerine 1981 yılında vizyona giren Endless Love filmiyle başladı. Bu filmde oynadığında henüz 19 yaşındaydı. Dönemin popüler aktrisi Brooke Shields’ın ve Martin Hewitt’in başrolde yer aldığı filmde Cruise genç Billy’i oynamıştı. Bu ilk filmini aynı yıl vizyona giren, Harold Becker’ın yönettiği, genç Sean Penn’in de rol aldığı, usta aktör George C. Scott’ın başrolünü üstlendiği askerlik draması Taps izledi. Cruise daha ikinci filminde üniformayı giymişti, ki kariyerini takip edenler bu türden rolleri sevdiğini ve sıkça oynadığını bilirler. Daha sonraysa arka arkaya başyapıtlarını dizen Francis Ford Coppola’nın küçük filmlerinden The Outsiders‘da rol aldı. Fazla repliği yoktu, ekranda fazla görünmüyordu. Ama üçüncü işinde Coppola gibi büyük bir yönetmenle çalışmıştı. Bu filmden hemen sonra başrole yükseldi, Curtis Hanson’ın Losin’ It adlı komedi filminde rol aldı. Sonra Ricky Business, All the Right Moves filmlerinde oynadı. Bu filmlerde yaşı pek uymasa da liseli gençleri oynadı. All the Right Moves‘da lisenin futbol takımında yer alan, hayalleri büyük bir genci oynamıştı. Ricky Business‘taki performansıyla ilk Altın Küre adaylığını kazandı. Henüz 22 yaşındaydı.

Kariyerine başladıktan beş yıl sonra usta yönetmen Ridley Scott’la Legend filminde çalışma şansını elde etti. Film pek de iyi eleştiriler almamıştı. İlk dönemi ortalama filmlerle, lise dramalarıyla geçti (The Outsiders o dönemlerde oynadığı en iyi film). Cruise’u ise bilindiği üzere Top Gun filmi ünlendirdi. Tony Scott’ın yönettiği bu filmde bir kez daha üniformayı giyen (bu kez pilot üniforması) Cruise, Maverick performansından sonra iyice ünlendi. Bu filmi Martin Scorsese’nin The Color of Money filmi takip etti. Film beklendiği kadar başarılı bulunmadı, hatta ilgiyi pek çekmemişti. Bilindiği üzere film, The Hustler‘ın devamıydı. Cruise bu filmde yeteneğinin farkında olan, genç, atik ve şımarık bir bilardocuyu oynamıştı. 80’leri epey kötü bulunan Cocktail, fena olmayan Rain Man ve kariyerinin en iyi filmlerinden, Oliver Stone’un yönettiği Born on the Fourth of July‘le bitirdi. Cocktail, Cruise’a ilk Razzie adaylığını getirirken savaş gazisini oynadığı Born… ise ona ilk Oscar adaylığını, ilk Altın Küre ödülünü, ilk BAFTA adaylığını getirdi.

The Color of Money

90’LAR

90’ları Tony Scott’la ikinci kez çalıştığı, bu kez Formula 1 yarışçısını oynadığı Days of Thunder‘la açtı. Bu filmde sonradan evleneceği Nicole Kidman’la çalıştı. Kidman’la Ron Howard’ın filmi Far and Away‘de de çalıştı. Rob Reiner’ın Jack Nicholson’lı filmi A Few Good Men, Sydney Pollack’ın John Grisham’den uyarladığı uykuyu getirecek kadar sıkıcı gerilimi The Firm‘de, Cameron Crowe’un kaliteli filmi Jerry Maguire‘da, uzun soluklu Mission: Impossible serisinin ilk filminde, kendisine ilk Razzie ödülünü (en kötü ekran çifti: Cruise-Brad Pitt) getiren Interview with the Vampire‘da ve büyük yönetmen Stanley Kubrick’in son filmi Eyes Wide Shut‘ta rol aldı, 90’ları Paul Anderson’ın başyapıtı Magnolia‘yla kapattı. Jerry Maguire‘ın ve Magnolia‘nın aktöre 2. ve 3. Oscar adaylıklarını getirdiğini, bu iki filmle de Altın Küre ödüllerini kazandığını belirteyim.

Özetlersek: Cruise 80’lerde, yani ilk döneminde liseli gençleri oynadı. 90’lardaysa başrole yükselip farklı filmlerde oynadı, kariyerine birbirlerinden çok farklı karakterleri dahil etmekle kalmadı, usta yönetmenlerle (Scorsese, Kubrick, Anderson, Crowe, Scott, Howard, Pollack, Brian De Palma) çalıştı. Altın Küre’ye defalarca kez aday olup ödülü üç kez kazandı. Şansına Oscar’ı hiç kazanamadı; My Left Foot‘la Daniel Day-Lewis’e, Shine‘la Geoffrey Rush’a ve The Cider House Rules‘la Michael Caine’e kaptırdı ödülü. Ama neticede 2000’ler öncesinde gayet iyiydi Cruise. Ne olduysa 2005’ten sonra oldu. Başarıyla devam eden kariyerine daha sonra oynadığı filmlerle yazık etmeye başladı.

Magnolia

2000’LER

2000 yılını John Woo’nun yönettiği Mission: Impossible II ile açtı. Halen seveni var bu filmin ama bana göre serinin açık ara en kötü filmiydi. Daha sonra orijinali kadar başarılı olmayan, ama kötü de olmayan, Crowe’la ikinci kez çalıştığı Vanilla Sky‘da, bolca tartışma yaratan, Steven Spielberg’le ilk kez çalıştığı bilimkurgu filmi Minority Report‘ta rol aldı. Bu filmleri Ed Zwick’in The Last Samurai‘yı takip etti. Zamanında başarılı bulundu, aktöre Altın Küre adaylığını getirdi ama Cruise’un samuray olması sonradan dalga malzemesine dönüştü (gerçekten Cruise ve samuraylık mı?!). Bu filmleri Michael Mann’in kaliteli filmi Collateral takip etti, Cruise bu filmde kötü karakteri oynamıştı. Sonraysa Spielberg’le ikinci kez çalıştığı ama sonucun epey kötü olduğu War of the Worlds (bu filmle en kötü aktör dalında Razzie’ye aday gösterildi). JJ Abrams’la çalıştığı ve bana göre sonucun gene kötü olduğu Mission: Impossible III‘te rol aldı. Bu kötü filmlerden sonra politik film Lions for Lambs‘te rol aldı. Ben Stiller’lı komedi filmi Tropic Thunder‘da ise epey eğlenceli bir performans ortaya koyup son Altın Küre adaylığını kazandı. Daha sonra vasatı aşamayan, Hitler suikastını konu alan Valkyrie‘de bir Almanı oynadı. Evet, The Last Samurai‘da samurayı oynayan Cruise bu filmde aksan yapma gereği duymadan bir Alman askeri oynamıştı.

2010’LAR: ÇITA DÜŞÜYOR, TOM CRUISE VASATLAŞIYOR

2000’lerin başları çok kötü değildi. The Last Samurai, Tropic Thunder, Collateral kötü filmler değildi hiç şüphesiz. Ama 2010’dan itibaren Cruise tek tip rolleri oynamaya başladı. Her daim kahramanları seven birisiydi. 2000’lerden önce dünyayı kurtaran kahramanları fazla oynamayıp hep farklı rolleri seçmişti. Ama daha sonra kahraman rollerini bırakamaz oldu. The Last Samurai‘daki samuray, Mission: Impossible serisinin Ethan’ı, War of the Worlds‘teki baba. 2010’dan sonraysa bunlara benzerlerini dahil edip durdu, her filminde dünyayı yok oluştan kurtardı, felaketlerin önüne geçti. Aksiyon komedisi türündeki Knight and Day‘de kötülere günlerini gösterdi ama sonuç içler acısıydı. James Mangold’un kötü filmlerinden olmuştu. Daha sonra Mission: Impossible serisine döndü ama bu film de vasatı aşamıyordu (milyon kez kullanılan geriye sayan bomba, bombanın son saniyede durdurulması klişeleri kullanılmıştı). Sonra Rock of Ages‘le müzikali denedi ama şarkı söyleyemediğini fark edememişti, sonuç gene hüsrandı. Evet, standart kahramanı oynamamıştı ama gene sonuç gene iyi değildi. 2000’lerde bilimkurgu türüne ağırlık veren Cruise, 2013’te Oblivion‘ı çekti ama bu film de vasatı aşamıyordu. Cruise gene standart, çok da farklı olmayan kahramanı oynuyordu. Bu vasat gidişi önce Edge of Tomorrow‘la durdurmak istedi. Oblivion‘ın aksine eğlenceli bir filmdi, mükemmel değildi ama diğer bilimkurgu filmlerinden daha iyiydi. Gerçi Cruise gene standart bir kahraman rolündeydi. Cage’in yenile yenile yenmeyi öğrenmesi filmin eğlenceli taraflarındandı. Bu filmi başarılı olmuştu. Mission: Impossible serisinin beşinci filmi Rogue Nation ise serinin en iyi iki filminden birisi oldu (bana göre tabii ki). Fakat sonra gene vasat filmlere döndü.

M: I: Rogue Nation

2012’de Jack Reacher filminde oynamıştı. İyi başlayan, sonra giderek daha da vasatlaşan bir aksiyon filmiydi. Pek tutmayan bu filmin devamını çekmeyi çok istemişti Cruise. Karakteri Jack’i çok sevmişti zira. Paramount yoğun ısrarlardan sonra yeni filmi onayladı. Sonuç gene hüsrandı. İkinci film, ilkinden de kötü oldu, gişede de beklenenleri veremeyince seri noktalanmış oldu. Zaten kitapları okuyanlar için doğru bir seçim değildi aktör. Çünkü karakter 2 metre uzunluğunda, büyük bir cüssesi olan bir karakterdi.

Cruise kötü bir aktör değil. 90’larda ve 2000’lerin başlarında iyi performanslar ortaya koydu, efsane yönetmenlerle çalışma şansı elde etti, yetenekli yönetmenlerle de (mesela: Chris McQuarrie, Ed Zwick, Robert Redford) çalıştı. Ama sonra giderek aynı karakterleri oynamaya, iyi ya da kötü, her filmde dünyayı kurtarmaya başladı, kariyeri giderek daha da vasatlaştı, çekilmez hale geldi. 2000’lerde pek çok kötü filmde oynadı: M: I 2-3, Rock of Ages, War of the Worlds, Knight and Day, Jack Reacher 1-2, Oblivion. Ama dibi The Mummy‘le gördü. Kariyerinin en dandik aksiyon filmlerinden oldu The Mummy. Universal bu filmle fantastik evreni Dark Universe’ü (Karanlık Evren) başlattı ama beklediği başarıya ulaşamadı. Gerçi film, ABD’de beklenen hasılatı getiremeyip Cruise’un güç kaybettiğini düşündürttü, ama ABD dışında özellikle G. Kore’de aktörün kredisinin henüz tükenmediğini kanıtlamıştı, onca kötü eleştirilere rağmen film, ABD dışı sayesinde kâra girebildi, 400 milyon dolardan fazla hasılat elde edebildi. Fakat dediğim gibi film epey kötü ve sıkıcıydı. Evrenin diğer filmlerinde Cruise’u görür müyüz bilinmez ama Cruise bir kez daha vasat bir seriye başladı.

The Mummy

SIRADAKİ FİLMLERİ

Tom Cruise’u gelecek ay, Top Gun‘dan 31 yıl sonra ilk kez pilot rolünde izleyeceğiz. Doug Liman’la tekrar çalıştığı American Made filmi ABD’de 25 ağustosta, bizde 8 eylülde vizyona girecek. Cruise bu filmde önceki karakterlerinden daha farklı bir karakterle, gerçek hayatta yaşamış, Pablo Escobar ve DEA ile çalışmış, uyuşturucu kaçakçısı Barry Seal’i oynadı. Bolca mizah içeren filmin nasıl eleştiriler alacağını haftaya göreceğiz. The Mummy kadar kötü olmayacaktır. Gelecek yılsa onu Mission: Impossible 6 filminde izleyeceğiz. 2018’i tek filmle bitirecek gibi görünüyor. 2019’daysa Top Gun‘ın devamı Top Gun: Maverick‘te karşımıza çıkacak. Seriyi 32 yıl aradan sonra devam ettirmiş olacak. Bu filmde Oblivion‘ın yönetmeni Joseph Kosinski’yle çalışacak. En ilginç projesiyse Methuselah. Hz. Nuh’un babası Methuselah’ı oynayacak. Methuselah döneminden aksiyon filmi mi çıkarılacak, yoksa film drama türünde mi olacak bilemiyoruz. Filmin 2020’den önce çekilemeyeceğini söyleyebiliriz, çünkü Cruise bu süre zarfında Top Gun‘la meşgul olacak. Aktörün 2020’den evvel Edge of Tomorrow‘un devamı Live Die Repeat and Repeat‘te de oynamayı planladığını belirtelim. Kısacası aktör yakın zamanda da farklı karakterlerde karşımıza çıkmayacak, gene birkaç filminde dünyayı kurtaracak. Halbuki 60’ına doğru ilerleyen (şu an 55 yaşında) Cruise bence aksiyona, birbirinin aynısı kahramanlara ara verip eskisi gibi usta yönetmenlerle çalışmalı, fiziği, dövüş yetenekleri yerine oyunculuğunu göstermeli, eskiden aksiyona pek meraklı olmadığı zamanlarda savaşta ayağını kaybetmiş bir gaziyi oynadığını tekrar hatırlatalım. Aktör dramalara dönmeli.

American Made

kategori:
seçki

ilgili