Çocuklar Duymasın: Kültürel Faşizmin Hafriyatı!

Ülkemiz TV'lerinin ne halde olduğunu en iyi anlatan moloz yığını, yeni sezona "yüksek" rating'lerle başladı.

Türkiye’de televizyon yayıncılığıyla ilgili bir yazı kaleme almak pek kolay bir iş değil. Ülkede gerçekler çok eğilip büküldüğü için, bilgisayar başına geçtiğimizde ilk adım olarak “factcheck” yapılması, rakamların bir kez daha hatırlatılması gerekiyor. Çocuklar Duymasın veya başka dizilerin, reality show’ların yapımcılarının “Rating rekoru kırdık, ülke bizi izliyor” özgüveniyle hareket ettiğini gördüğümüzde ağızlarınızdan ilk dökülen cümle “Kazın ayağı öyle değil, bizi yemeyin” olmalı…

Türkiye’de “Kaç kişi TV yayınlarına ulaşıyor?” diye sorduğumuzda alacağımız yanıt zaten 80 milyon değil. “TV izleme evreni” yaklaşık 56 milyon kişiden oluşuyor. TV sahibi olmayanlar, 5 yaşın altındaki çocuklar ölçümlere dahil değil. Çok sık duyduğunuz rating denilen meret, bu 56 milyon kişi üzerinden hesaplanıyor. 1 rating bu 56 milyon kişinin yüzde 1’i, yaklaşık 560 bin kişi…

Rating konusunda esas yapmamız gereken tespit ise artık yüksek rating diye birşeyin kalmadığı… 90’larda başlayan özel TV yayıncılığında 20-30 milyonlu izleyici sayılarına ulaşan programlar, diziler oluyordu. Seçenek azdı, teknoloji ve özellikle internet, TV’nin karşısında bir alternatif değildi. Bugün ise rating raporlarına bakanlar çok parçalı bir yapıyla karşılaşıyor. Programınız 500 bin kişilik bir izleyici bile toplasa ilk 20’ye, 1 milyon toplasa ilk 10’a girebiliyor. Sakin bir günde 2 milyonluk bir kitleyle birinci olmak mümkün…

Çocuklar Duymasın’ın “Rekorlar kıran, tarihi yeniden yazan, muhteşem geri dönüş diye nitelenen” rating’i ise 4.94 olarak ölçüldü. Yani 3 milyon kişinin biraz altı… Ülke nüfusunun 25’te birine denk gelen bir kitle sadece… Bu kadar böbürlenmeyi, yapımcı Birol Güven’in gelen tepkilere had bildirir gibi konuşmasını, Tamer Karadağlı’nın karakterinin “Yeni Türkiye”nin kuralları bu, ya sev ya terk et” tadında çemkirmesini sağlayan, “Ülke arkamızda, bizi seviyor” güveniyle boş gurur yaşamasına neden olan kitle 3 milyon kişi bile değil. Ülkede toplumsal büyük olaylar ve önemli spor karşılaşmaları dışında 15 milyonu geçen bir izleyici kitlesine yıllardır zaten rastlanmıyor.

Kısaca “Türkiye onları izlemiyor, Türkiye onları sevmiyor, Türkiye onları onaylamıyor”… İzleyicinin büyük bir bölümünü TV’lerden kaçıran kalitesiz ortam içinde birinci olmak bu anlamsız, boş gururu yaşatan…

Bu rakamlardan çıkarılacak en net tespit “kültürel bir faşizm” ile karşı karşıya olduğumuz. Ülkemizde popüler figürler, TV ekranlarından ortaya saçtıkları düşük kalite saçmalıklarını “Halk bunu istiyor” yalanıyla satabiliyorlar. Kendilerini her konuda görüş bildirmeye yetkin, modern zaman peygamberleri olarak görmelerini sağlayan kitle ise en fazla 3-5 milyon… Kendilerini eleştiren ve yaydıkları mesajlar konusunda dikkatli olmalarını isteyenler karşısında diklenmelerini “Halk bizi izliyor, halk bizim arkamızda” diye caka satmalarını zaten önüne ne koyarsan koy yiyecek bu küçücük kalabalık sağlıyor. Diziyle ilgisi olmayan çoğunluk, kendisini çoğunluk ilan eden bir azınlığın medya gücünü kullanarak yarattığı “Biz daha kalabalığız” hamasetiyle karşılaşıyor. Bir de yetmezmiş gibi muktedirin ağzıyla konuşarak küstahlaşıyorlar.

Çocuklar Duymasın’da Haluk karakterinin yaptığı mide kaldıran hafriyat kamyonu konuşmasının ardından gelen tepkilere “Çocuklar Duymasın bu ülkenin ortak paydasıdır. Kim ne anlam yüklerse yüklesin tarafsız bir dizidir.” diye yanıt verme cesaretini gösteren Birol Güven’e bu rakamlar ve gerçekler ışığında verilecek yanıt belli:

“Hiçbirşeyin ortak paydası değilsiniz. 3-5 milyonluk küçük bir kitleyi çoğunluk diye satıyorsunuz. Ve bu aldatmacanın gücüyle tüm ülkeye ders vermeye, kendi satın alınmış, parayla söyletilmiş doğrularınızı satmaya çalışıyorsunuz. Anlam yükleyecek kadar önemli değilsiniz. Tarafsız olduğunuz iddiasına da kargalar bile gülmez”

kategori:
izlenim

ilgili