Daha: Bin Vur Bir Say

Daha, mülteci sorununa yıllardır gözlerini kapamaya çalışan bizlere Gaza’nın deyimiyle bin vurup bir sayıyor.

İnsan ticareti, kimi zaman savaş kimi zamansa yoksulluk sebebiyle ülkesini terk edip daha iyi bir yaşam umuduyla Avrupa’ya ulaşmaya çalışan pek çok mültecinin yollarda korkunç şekilde hayatlarını kaybettiği, gitmeye çalıştığı yere varabilen “şanslı” azınlığın ise hayat boyu taşıyacağı travmalara maruz kaldığı bir insanlık dramı. İşte yeraltı edebiyatının sevilen kalemlerinden Hakan Günday’ın 2013 tarihli aynı adlı romanından uyarlanan “Daha”, yaşadığımız yüzyılın en acımasız gelir kaynaklarından biri olan insan kaçakçılığını merkezine alıyor. Aslında Daha için, filmin sonunda da belirtildiği gibi uyarlama değil esinlenme demek daha doğru. Zira film, kitabın ana karakteri Gaza’nın çocukluktan yetişkinliğe dek süren kötücül macerasında, sadece ergenlik döneminde mültecilerle kurduğu ilişkilere odaklanıyor

Kandalı adlı hayali bir Ege kasabasında, Suriyeli mültecileri yasa dışı yollarla Yunanistan’a geçiren bir insan kaçakçısı olan Ahad’ı tanıyoruz önce. Kamyonuyla taşıdığı ve bir sonraki aşamaya kadar yeraltındaki deposunda sakladığı insanlara malı gibi davranan, para için her yolu mübah gören ve oğlunun da okumak gibi boş (!) hayalleri bırakarak bir an evvel kendi mesleğinde uzmanlaşmasını arzulayan bir adam Ahad. Gaza ise on dört yaşında, kendisine taşıdığı mültecilerden çok da farklı davranmayan bir babayla, annesiz bir evde sıkışıp kalmış bir ergen. Doğruyu söylemek gerekirse filmle esinlendiği kitap arasındaki en büyük handikap da Gaza’nın karakteri. Roman uyarlamalarının perdeye bire bir yansımasını beklemenin hata olduğunu kabul etsek de, romanın baş karakterinin peliküle yansırken bu kadar başkalaşmasını da kabul etmek mümkün değil. Gaza, romanda baştan itibaren en az babası kadar kötücül bir karakterken filmde özünde iyi ancak maruz kaldığı istismarlar sonucu kötüleşen bir karaktere evriliyor. Hatta film daha da ileri giderek, Ahad’ın iş ortağı denizci kardeşleri de Ahad’ın kötülüğü karşısındaki bir kontrol grubu olarak devreye sokuyor. Günday’ın romanının en çarpıcı yanı insan ticaretine bulaşmış tüm karakterleri ahlaksız ve kötü olarak ele almasıyken filmde sanki kötülüğün tek kaynağı Ahad’mış gibi bir durum ortaya çıkıyor.

Adana Film Festivali’nde gösterilen ve rakiplerinin yetersizliği sebebiyle diğer filmler arasında pırıl pırıl parlayan Daha’nın projesinde eğer Hakan Günday şahsen yer almamış olsa belki bu cümlelerinin hiçbirini yazmaya gerek kalmazdı. Gelgelelim, Günday’ın yönetmen Onur Saylak’la beraber filmin senaryosuna da imza atmış olması -biraz sert bir ifadeyle- kendi eserine ihanet etmesi gibi geliyor. Zira filmin ve romanın adı olan “daha”nın çıkış kaynağı bile filmde bambaşka bir yöne çekilmiş.

Diğer yandan, Özcan Alper’in “Sonbahar”ı ile tanıdığımız oyuncu Onur Saylak’ın bu ilk yönetmenlik denemesinde hiç de fena iş çıkarmadığını itiraf etmek gerek. Saylak’ın yer yer Avrupa’nın varoşlarında geçen bağımsız filmlere öykündüğü hissedilse de Feza Çaldıran’ın çarpıcı görüntü yönetimi ve Uğur Yiğit’in etkileyici müzikleriyle desteklenmiş, derli toplu bir yönetmenlik örneği var karşımızda. Açıkçası yönetmenin kamerayı tek bir noktaya sabitleyerek uzun planlar çekmek yerine hareketli kamera kullanması bile ilk uzun metraj deneyimi için takdir edilesi bir cesaret. Onur Saylak’ın yönetmenlikte ısrarlı olursa çok kısa zamanda kendi özgün tarzını yakalayarak adını sayılı yönetmenler arasına yazdıracağı kesin gibi. Ancak belirtmek gerek ki Saylak’ın yakaladığı başarıda en büyük pay Gaza’yı canlandıran başrol oyuncusu Hayat Van Eck’a ait. Genç yaşına rağmen farklı fiziği ve etkileyici performansıyla filmi alıp götüren oyuncuyu gelecekte beyazperdede daha sık göreceğimizi umuyorum. Yetkinliğini zaten defalarca kanıtlamış Ahmet Mümtaz Taylan içinse çok fazla şey söylemeye gerek yok. Taylan’ın ağzından mülteci sorununa dair söylenen acı olduğu kadar gerçek sözler belki de filmin en güçlü yanını oluşturuyor. Özellikle kadınların savaş koşullarında hayatta kalmak için vermek zorunda kaldığı tavizler Tuba Büyüküstün’ün vasat oyunculuğuna rağmen seyirciye geçiyor. Özetle söylemek gerekirse, Daha, mülteci sorununa yıllardır gözlerini kapamaya çalışan bizlere Gaza’nın deyimiyle bin vurup bir sayıyor.

 

kategori:
izlenim

ilgili

  • Hatırlamak Şahsidir, Unutmamak Şahsiyet

    Şahsiyet, haysiyet, feraset, cesaret ülkemizde necaset ruhlu insanlar tarafından hamasete kurban edilmiş kavramlar... Memlekette bu kavramları ne zaman birinin ağzından duysak, yüzümüz ekşiyor....
  • 2018 Türk Filmleri

    2018 Türk Filmleri açısından zayıf bir yıl olacak gibi görünüyor. Listede seyredilebilir nitelikte 3-4 filmle bulunuyor....
  • 24. Adana Film Festivali’nde İzlenmesi Gereken 12 Film

    Adana Film Festivali basın toplantısının yapılmasıyla birlikte son derece çarpıcı bir programla festival takipçilerini karşılayacağını duyurdu....
  • 2017 Türk Filmleri

    Her yıl yaptığımız gibi bu yıl da 2017 Türk Filmleri dosyamızla karşınızdayız. Her geçen yıl bu listeyi yaparken moralimizin daha çok bozulduğunu ve sinemamız adına endişelendiğimizi belirtmemiz lazım....