Daredevil: Mahallemizin Avukatı

Barış Toker, yılın en iyi dizilerinden Daredevil'i yazdı....

2000’li yılların başında, özel efekt teknolojisinin de gelişmesiyle birlikte büyük stüdyolar çizgi roman uyarlamalarına yatırım yaptığında birçoklarımızın renkli sayfalardan ya da en fazla çizgi filmlerden hatırladığımız kahramanlar artık tüm ihtişamlarıyla sinema salonlarını işgal etmeye başladılar. Aslında bunu ilk 90’lı yıllarda iki Batman filmiyle Tim Burton başarmıştı. Ama Burton’un ağzımıza güzel bir bal çalmasından sonra yapımcı dürtüklemesiyle seri berbat iki filmle sonlanmıştı. Her ne kadar daha önce çizgi roman uyarlamaları denenmiş olsa da kabul etmek lazım ki Burton’un Batman’i geniş kitlelere hitap ederek olumlu geri dönüşler alan ilk örneklerden biriydi. Yıllar içerisinde Stephen Norrington gibi tarzı olan bir yönetmenden Blade, bağımsız korku sineması kökenli Sam Raimi’den Spider Man gibi oldukça iyi ve gişede para getiren örnekler izledik. Bahsi geçen konuda herkesin kendine göre sevdiği daha başka uyarlamalar var elbette. Ama sonuç olarak Hollywood yapımcılarının süper kahramanların karlı getirisini farketmesiyle birlikte de çizgi romandan sinemaya uyarlamaları kartopundan çığa dönüştü

Ben-Affleck-Matt-Murdock

İşte bu dönemde ilk kez sinemaya uyarlanmıştı Daredevil. Gündüzleri avukatlık yapan, geceleri ise kırmızı kostümünü bürünüp kötüleri kaba kuvvetle durduran kör Matt Murdock’ın hikayesiydi Daredevil. Oldukça gösterişli bir kadro kurulmasına rağmen film hem gişede hem de eleştirmen kitlesi nezdinde tam bir hayal kırıklığı yarattı. Bunda en büyük pay sahipleri tecrübesiz ve sonrasında daha net bir şekilde anlayacağız ki pek yetenekli de olmayan, filmin senaristi ve yönetmeni Mark Steven Johnson’la bir türlü sevemediğimiz ama nedense rol bulmakta hiçbir zaman zorlanmayan Ben Affleck’ti desek haksızlık etmiş olmayız herhalde. Bu talihsiz sinema macerasından sonra Daredevil unutulmaya yüz tuttu. Kısa süre önce Jason Statham’lı devam filmi dedikoduları heyecan yaratmak bir yana “aman kalsın” tepkisi yarattı herkeste. İşte bu dedikodulardan bir süre sonra ise artık ailemizin bir üyesi saydığımız, pek bir sevdiğimiz Netflix, Daredevil’i dizi yapacağını açıkladı.

netflix-daredevil-marvel-thumb

Diziyi değerlendirmeden önce Netflix için de birkaç kelam etmezsek olmaz. Benim gibi 90’lar sonrası yabancı dizi hafızasına “Oz-The Sopranos-The Wire” üçlüsünü kutsal hükmünde kazıyanlar için HBO kanalının yeri çok özeldir. Sert, gerçekçi, altı-üstü-içi-dışı dopdolu dizileri sınır-sansür tanımadan sokmuştu hayatımıza HBO. Hem de ABD kaynaklı TV dizileri tüm dünyada bu kadar popüler olmadan ve para etmeden önce. Sonrasında ise benzer bir atak Mad Men, Breaking Bad gibi öncü dizileriyle AMC kanalından geldi. Onlarca kanalda ve her sezon yüzlerce dizi yayınlanıyor olsa da benim için bu iki kanalın yayın programı her zaman daha öncelikli ve dikkat çekici olmuştu. İşte bu özel yerde artık Netflix de var. İnternet üzerinden hizmet veren ve dizilerinin tüm sezonun aynı anda salıveren Netflix, oyunun kurallarına meydan okumayı başarırken kaliteyi de üst düzeyde tutmayı becerebildi. Şimdiden efsaneler arasına giren şeytani politik drama House of Cards, alternatif gençlik korku-gerilimi Hemlock Grove, tekinsiz polisiye The Killing… Ve tabi zamansız bitirilmesiyle hepimiz yasa boğan arıza komedi Arrested Development’ın tekrar diriltilmesi. Netflix’in her projesinde önemli ve işinin ehli isimlerle (David Fincher, Kevin Spacey, Eli Roth vb.) çalışmasının bu başarıda büyük payı vardı tabi. Başka birçok kanalın elinde sıradan ve rezil olabilecek Daredevil projesinin de Netflix’in kanatları altında vuku bulması da bizim şansımız.

Daredevil_Horizontal

Yazının başında çizgi romanların sinema uyarlamalarının nasıl bir çığa dönüştüğünden bahsetmiştim. Bu çığ tüm hızıyla ve hatta bazen fütursuzluğuyla devam ededursun, son birkaç yıldır TV’ye dizi olan çizgi romanların sayısı da azımsanmayacak derecede arttı. DC’nin Arrow’unun geniş kitlelerce sevilmesinden sonra, Arrow’la paralel giden The Flash da tüm dünyada oldukça ilgiyle karşılandı. Buna karşılık Marvel da boş durmadı tabi ve Agents of S.H.I.E.L.D., sonrasında da Agent Carter dizileriyle TV dünyasına adımını attı. Bunlara ilaveten Gotham ve Constantine de var ayrıca. İşte bu furyanın son ürünü olarak karşımıza çıkıyor Daredevil.

Daredevil’in yaratıcısı genç ama sektörde oldukça tecrübesi olan Drew Goddard. Kariyeri boyunca Buffy, Angel, Alias, Lost gibi unutulmazlar arasına girmiş dizilerin, Cloverfield ve World War Z filmlerinin senaristliğini yapan Goddard, en büyük ivmesini ise The Cabin in the Woods filmiyle aldı. Yazıp yönettiği bu sıra dışı korku gerilimle seyircileri ters köşeye yatırırken, eleştirmenlerin yıl sonu listelerinde de kendine yer bulabilmişti. Daredevil işinden çıkan sonuca da bakınca anlıyoruz ki Drew Goddard çok iyi bir seçim olmuş.
Dizinin ilk bölümünün izlenmesiyle birlikte sosyal medyada büyük bir memnuniyet havası esti. İzleyiciler jeneriği dahil, ilk bölümü oldukça beğenmişti ama net bir değerlendirme yapmak için 3-4 bölüm izlemek gerekiyordu. İlk sezonun tamamen bitimiyle birlikte şunu net söyleyebiliriz ki ortada gerçekten çok iyi bir iş var.

dare1

(Yazının devamı ilk sezonla alakalı spoiler-sürpriz bozan- içermektedir)
Daredevil kamera arkasında Drew Goddard’ın gücüyle yetinmiyor, kamera önünde de bizlere çok sağlam bir cast sunuyor. Matt Murdock/Daredevil rolünde Charlie Cox gerçekten muazzam. Erdemli ve oturaklı bir duruşu var. Kendine has ses tonlamasıysa ayrı bir mevzu. Kendisini en son Boardwalk Empire dizisinde uzun soluklu bir rolde izlemiştik. Daha çok İngiliz projelerinde gördüğümüz Cox, Daredevil’den sonra artık temelli olarak ABD’ye taşınacak diyebiliriz. Murdock’ın hayatına dair ipuçlarını geriye dönüşlerle sıkça görüyoruz. Görme yeteneğini bir kaza sonucu 9 yaşında kaybetmiş ama bununla birlikte çok daha fazlasını kazanmış. Hatta şunu diyebiliriz ki, görebilen insanlar bile Murdock’ın “gördüklerinin” yanında adeta kör gibi kalıyorlar. Çok sevdiği babasını çocukken kaybedişinin kendisinde yarattığı acıyı da dizinin daha ilk dakikasında, günah çıkarma sahnesinde görüyoruz. Zaten sezon boyunca da çocukluğuna yapılan geri dönüşlerle hem babasını tanıyoruz, hem de bu acının arkasında yatan sebepleri anlayabiliyoruz. O da babası gibi bir savaşçı, o da dayak yese de(hem de ne dayaklar) vazgeçmeyip hep ayağa kalkıyor. Murdock’ın bir diğer motivasyonu ise din. Aşağı yukarı her İrlanda göçmeni her Amerikalı gibi Murdock da dinine bağlı bir katolik. Kendine biçtiği doğrucu, iyi, kötülük düşmanı kahraman rolünde rehber olarak dini görüyor ve ruhani sıkıntılarını kilise rahibiyle konuşarak çözmeye çalışıyor. Hell’s Kitchen(Cehennem mutfağı) isimli bir bölgede doğup büyümüş, insanlar tarafından “şeytan” olarak adlandırılan ve avukatlık mesleğiyle uğraşan birisi için oldukça enteresan bir durum. Bu kadar kötülüğün ve kötülüğü simgeleyen isimlerin içinde kilise bir kurtarıcı olarak gösteriliyor, beğenelim ya da beğenmeyelim. Bu durumda da kurtarıcımız Daredevil için de bir aziz metaforunu uygun görürsek çok da abartmış olmayız herhalde. Gerçi kendisi için bir “sembol” istediğinde bunların şeytan boynuzları olduğunu da görüyoruz son bölümde. Evet, kahramanımızın kostümlü halini koskoca sezonun ancak son bölümünde görüyoruz. Belki dizinin en büyük avantajı bu ki aslında dezavantajı da olabilirdi. Sezon boyunca ne kendine has bir afili bir kıyafeti var ne de ismi. Bolca dayak yiyor(Oldboy soslu uzun dövüş sahnesi ayrıca izlenilesi), hata yapıyor, kendini ve yaptıklarını sürekli sorguluyor. Bir sezon boyunca oluşumunu ve oluşunu, temelden itibaren sıkmadan izlettiriyor bize. Kötülerin dahi canını almamayı esas alan prensibi, bir gün karşı taraflarında olsa bile onlardan farkının kalmayacağı korkusu sürekli kafasını kurcalıyor. Sanki inadınaymış gibi de düşmanları hep bu yaraya tuz basıyor, kendisine daha da çok soru sormasını sağlıyor. Dizinin bir diğer mütevaziliği de dünyayı kurtarma meselesinin olmaması. Hep izlediğimiz bütün dünyayı alakadar eden büyük meseleler yok burada. Aslında var tabi, bahsi geçen olaylar evrensel olaylar ama kahramanımız kendi mahallesi olan Hell’s Kitchen için savaşıyor. Doğup büyüdüğü mahallenin avukatı, aynı zamanda da koruyucusu oluyor. Ama zaten ne derler; önce kendi kapının önündeki pisliği temizleyeceksin…

MARVEL'S DAREDEVIL

Dizinin oyunculuk adına bir diğer harikası ise Wilson Fisk’i canlandıran Vincent D’Onofrio. Uzun yıllardır irili ufaklı birçok projeden tanıdığımız D’Onofrio, karakteri hem fiziksel olarak tamamlıyor hem de o büyük kütlenin arkasına gizlenmiş dengesiz duygusal durumu da enfes bir şekilde resmediyor. Sürekli aynı tarz takım elbisenin içinde iri ve donuk bir adam Fisk. Dizimiz kötü adamı Wilson Fisk, ne güzeldir ki, bize bildiğimiz bir kötü adam şekli şemaliyle sunulmuyor. Sık sık geçmişine giderek aynı Murdock gibi onun da babasıyla olan ilişkisini şahit oluyoruz. Hikayenin iyiliği temsil eden karakteri de kötülüğü temsil eden karakteri de çocukken babalarıyla ilişkileriyle oluşan karakterlerinin yansıması. Ama her ikisi de ne tam iyiliği ne de tam kötülüğü temsil ediyor, en azından bir yere kadar. Hatta bir yere kadar, Fisk’in kötü bir adam olup olmadığı konusunda bile şüpheye düşüyoruz. Yaptığı icraatlar için kendince birçok sebebi var. O da Murdock gibi doğup büyüdüğü mahalleyi daha güzel bir yer yapmak istediğini söylüyor. Ama yöntemlerini gördükçe, niyetinin samimi olma ihtimali olsa bile yaptıklarının doğru olmadığını görüyoruz. Zaten final bölümünde anlattığı hikaye ile ne olduğunu ya da belki de neye dönüştüğünü kendisinin de tam anlamıyla kavradığını bize gösteriyor. Fisk’in bütün kararlarında etkili olan en önemli karakter ise Ayelet Zurer’in canlandırdığı sevgilisi Vanessa Marianna. Çok güçlü bir kadın olan Marianna, Fisk’i her konuda desteklerken ona alttan alta da danışmanlık yapıyor. Fisk için Marianna’yı özel kılan sebeplerden biri de Marianna’nın sanat galerisinde bulduğu ve çocukluğunda babasıyla yaşadığı büyük travmayı hatırlatan sanat eseri belki de kim bilir. Bahsettiğim gibi, her iki baş karakterin de çocukluklarında yaşadıkları büyük olaylar onları buraya kadar getirmiş.

daredevil-foggy

Murdock’ın üniversiteden oda arkadaşı ve iş ortağı Foggy Nelson dizinin eğlenceli karakterlerinden. Geveze ama bir o kadar da iyi niyetli olan Nelson, Murdock’ın gerçek hayatla bağlantısı sanki. O da olmasa Murdock kimliğini unutup Daredevil kimliğiyle tamamen bütünleşmesi işten bile değil. Zaten Nelson durumu öğrendiğinde kabullenme süreci de oldukça acılı oluyor. Ortaklarımızın ilk müşterisi olan Karen Page, içine düştüğü komplodan bir şekilde ucuz yırtmış olsa da gerçeklerin peşinden biraz da aptal cesaretiyle koşuyor sürekli. Murdock ve Nelson için sekreterlik yapıyor olsa da o da hukuki yollardan kötülerin peşinden koşarak kendi kahraman kimliğini yaratıyor ama bunun bedelleri de ağır oluyor. Hikayenin içine sürüklediği yılların araştırmacı gazetecisi Ben Urich’i hayatı gibi mesela. Ama ne kadar aptalca gibi görsek de ve masum insanların hayatına malolsa da, bize gösterilen şey intikam ve can almayla değil, kötülerin hukuki yollarla alt edilmesi gerektiği oluyor. Buna Polyannacılık ya da hatta ahlakçılık diyenler olabilir ama dizinin, kötülerin sadece kan ve şiddetle değil de kitabına uyarak da yenilebileceğini göstermesi hoş bir his yaratmıyor değil. Nitekim kötüler cezalarını hukuki yollardan buluyorlar, her ne kadar o aşamaya gelene kadar Daredevil baya kafa kırmış olsa da.

İlk sezon itibariyle Daredevil beklentilerimizin de üstünde bir seyirlik sunuyor bizlere. The Dark Knight’ın çizgi romanların sinematik evrende yarattığı etkiyi tv ekranında yaratmayı başarıyor. Guardians of the Galaxy ile önemli bir başarıya ulaşan yönetmen James Gunn’ın seyircilerin artık karanlık çizgi roman uyarlamalarından sıkıldığına ve daha renkli, eğlenceli uyarlamalar görmek istediğine dair öngörünün de pek de geçerli olmadığını kanıtlıyor. Seyirci hala karanlıklar içindeki süper kahramanları seviyor. Sevenleri umarım kızmaz ama 15-20 yaş arası kitleye hitap eden The Flash gibi “soft” dizilerin içinden gerçek bir yetişkin dizisi olarak sıyrılarak rahat bir nefes almamızı sağlıyor Daredevil.

marvel-netflix-daredevil-trailer

İlk sezonda ucundan azıcık gösterilen ya da bahsedilen Murdock’ın annesi, Murdock’ın eğitmeni Stick ve onun hesap verdiği gizemli adam(Stone olması muhtemel), silah olarak kullanılan küçük çocuklar, bütün dilleri bilen ve Murdock’ı tek vuruşta yere seren Çinli kadın patron gibi birçok enstantane bizi gelecek sezon nelerin beklediğini dair sadece birkaç küçük ipucu. Bu arada dizi ikinci sezon onayını da almış durumda. Ayrıca Netflix Daredevil ile yetinmeyip Luke Cage ve Jessica Jones gibi karakterlerin hikayelerini de dizileştirecek ve daha sonra hepsini Defenders isimli bir takım olarak tek bir dizi içerisinde toplayacak önümüzdeki sezonlarda. Kim bilir, Daredevil’da sık sık “felaket” olarak bahsedilen ve The Avengers filminde izlediğimiz New York’ta ki bol hasarlı savaşın baş kahramanları Avengers takımından da birkaç karakteri ilerde Hell’s Kitchen semalarında görürüz belki.

kategori:
izlenim
Barış Toker

ERIN GO BRAGH! criticker.com/profile/baristoker/

ilgili